enerjisini içerde oluşmuş çoğu suni gündemlerin hararetli tartışmaları içinde kaybederken dış politikada ortaya çıkan yeni ve önemli gelişmeler gerektiği ölçüde değerlendirilmemektedir. Kıbrıs'ta seri bir tırmanış süreci içine giren füze bunalımı sanıldığından daha geniş ölçekli etkiler yapacak faktörler içermektedir.
Kıbrıs meselesinin Türkiye açısından önemi temelde iki ana eksende ele alınabilir. Birincisi Türkiye'nin tarihi sorumluluklarının bir sonucu olarak oradaki Müslüman Türk toplumunun güvenliğini sağlamaya yönelik beşeri nitelikli eksendir. Osmanlı Devleti'nin küçülmesi ile birlikte terkedilen topraklarda kalan Müslüman unsurların güvenlik ve sürekliliği her zaman Osmanlı-Türk dış politikasının temel parametrelerinden birisi olagelmiştir. Bu konuda bir bölgede gösterilen zaafın yol açacağı dalga etkisi sürekli bir teyakkuz halini gerekli kılmaktadır. Kıbrıs Türk toplumunun güvenliği ve korunması konusunda gösterilecek bir zaaf dalga dalga Batı Trakya ve Bulgaristan'a -hatta ve hatta Azerbaycan ve Bosna'ya- yayılabilir. O nedenle Kıbrıs Türk toplumunun korunması sadece bu topluluk açısından değil diğer Osmanlı bakiyesi topluluklarının geleceği açısından da büyük önem taşımaktadır.
Kıbrıs meselesinin ikinci önemli ekseni ise bu adanın coğrafi konumunun jeostratejik açıdan taşıdığı önemdir. Bu eksen oradaki insan unsurundan bağımsız olarak bizatihi hayati önemi haizdir. Orada tek bir Müslüman Türk olmamış olsa bile Türkiye'nin bir Kıbrıs meselesi olmak zorundadır. Hiçbir ülke kendi hayat alanının kalbinde yer alan böyle bir adaya kayıtsız kalamaz. Nasıl üzerinde ciddi bir Türk nüfus kalmamış olan Oniki Adalar Türkiye açısından önemini korumaya devam ediyorsa ve nasıl hiçbir beşeri uzantısı olmadığı halde ABD Küba ve diğer Karaib Adaları ile doğrudan ilgileniyorsa, Türkiye de Kıbrıs ile insani unsur dışında da stratejik olarak ilgilenmek zorundadır.
Bu jeostratejik önemin de iki önemli boyutu vardır. Birincisi dar ölçekli stratejik önemdir ki Doğu Akdeniz'deki Türkiye-Yunanistan, KKTC-Kıbrıs Rum kesimi dengeleri ile ilgilidir. Buraya yerleştirilecek füzeler Yunan-Rum ittifakının askeri potansiyelinin Ege'deki adaların ulaşım alanlarının ötesindeki Anadolu topraklarını da tehdit edecek güce ulaşmasına yol açar. Bu da Türkiye açısından sadece Kıbrıs ile ilgili değil Güney ve îç Anadolu ile ilgili bir tehdit oluşturur. Ermenistan, Rusya ve Suriye'den herhangi birinin de bu ittifaka doğrudan ya da dolaylı destek sağlaması da böylesi bir ittifak karşısında Türkiye'nin hiçbir güvenlikli alanının kalmaması sonucunu doğurur.
Jeostratejik önemin ikinci boyutu ise geniş ölçekli stratejik önemdir ki adanın bölgesel ve küresel stratejiler açısından taşıdığı önemle ilgilidir. Ortadoğu, Doğu Akdeniz, Ege, Süveyş Boğazı, Kızıldeniz ve Körfez üzerinde stratejik hesaplar yapan hiçbir küresel ve bölgesel güç Kıbrıs adasını ihmal edemez. Kıbrıs bütün bu bölgelerin hepsine öylesine optimum bir uzaklıktadır ki, her birini doğrudan etkileyecek bir parametre niteliği taşımaktadır. Bu nedenle Kıbrıs'a yerleştirilmesi düşünülen füzeler Kıbrıs Rum kesimine sadece Türkiye karşısında askeri nitelikli bir avantaj kazandırmakla kalmaz. Aynı zamanda Yunan-Rum cephesinin genel uluslararası dengeler içindeki diplomatik ağırlığını da büyük ölçüde artırmış olur. Bu konuda aciz kalmış bir Türkiye'nin de bütün bu bölgeler üzerinde ciddi bir diplomatik esneklik kaybı yaşayacağı unutulmamalıdır.
Dolayısıyla Kıbrıs'taki Rum füzeleri sorunu Türkiye'nin güdük iç gündeminin ötesinde gelecekle ilgili ufuklarını tehdit eden boyutlar taşımaktadır. Artık bu ülkenin geleceği ile ilgilenen insanlar Türkiye içinde yeni gerginlik odakları oluşturmaya yönelik kısır ve suni gündemin dışına çıkmak zorundadırlar. Belki de birileri dışarda vurulacak darbeler için içerde sürekli meşgul edilen ve kutuplaştırılan bir kamuoyu oluşturmaya çalışmaktadırlar. Ortak ufuklar ve tehditler konusunda ortak hisler ve tepkiler gösterme niteliğini kaybetmiş bir toplumun geleceğinden emin olması mümkün değildir.