Obezite, sağlığı bozacak ölçüde vücutta anormal ve aşırı yağ birikmesi olarak tanımlanmaktadır.
Kişileri, kilolarına göre sınıflarken Beden Kitle İndeksi (BKI) kullanılmakta ve bu değerin 25-29 arasında olduğu kişiler aşırı kilolu, 30'da fazla olan kişiler de obez olarak kabul edilmektedir.
**
Nüfus içinde obezlerin oranı dünyanın her tarafında, özellikle 1980 sonrasında (küreselleşmenin de yaygınlaşmasıyla), hızla artmaktadır.
Dünyada 2008 yılında 400 milyon obez, 1.6 milyar aşırı kilolu insan yaşıyorken; bugün obez insan sayısı 700 milyona ve aşırı kilolu insan sayısı ise 2,3 milyara ulaşmıştır.
TÜİK'in verilerine göre Türkiye'de 2013 yılı itibariyle 15 yaş üzeri nüfusun yüzde 19.9'u obez. Bu oran 2008 yılında yüzde 15 civarında idi. Yani, ülkemizde obez insan sayısı, dünyadaki artışa paralel olarak, hızla artmaktadır ( son 5 yılda yüzde 31 oranında artmış).
Türkiye OECD ülkeleri olan ABD (28,7) ve İzlanda (yüzde 22,2) dan sonra obezite oranı en yüksek olan 3. OECD ülkesi. (Düzeltildi)
Güney Kore yüzde 2.4 ile en düşük obezite oranına sahip ülke. İtalya ve İsviçre (yüzde 10.3) obezite oranının düşük olduğu diğer ülkeler.
**
Ülkeler sağlık harcamalarının önemli bir kısmını obeziteden kaynaklanan (tedavi, tahlil, ilaç) sorunlara ayırmaktadır.
Dünya üzerindeki tüm ülkelerde sağlık harcamalarının yüzde 2-7 si obeziteden kaynaklanan hastalıklar için harcanmaktadır.
Avrupa'da sağlık harcamaların yüzde 6'sı doğrudan, yüzde 12'si dolaylı olarak obeziteden kaynaklanıyor.
Meksika 2008'de obezite için 3.2 milyar lira harcamış. ABD'de obezite ile ilgili harcamaların sağlık harcamalarının yüzde 20.6'sine ulaştığı (2005 yılında 190 milyar dolar) belirtiliyor.
Türkiye için de 2 milyarın üzerinde bir harcama yapıldığı ve hasta derecede obez insanların sayısının 2.5 milyonu aştığı belirtiliyor.
**
Ayrıca, işgücü verimliliğini düşürdüğü, iş bulma imkanını azalttığı, yaşam standardını düşürdüğü, sigorta primini yükselttiği, düşük ücret baskısına neden olduğu için de obezite ciddi bir sosyo-ekonomik sorun olarak düşünülmektedir.
**
Dolayısıyla toplumsal hastalık-sorun haline gelen obezite için devlet müdahalesi gerekiyor.
Şöyle ki,
-En iyi çözüm hastalıktan koruyucu ( gıda sağlığının korunması, gıda satış yerlerinin denetimi, dengeli beslenme eğitimi ve bilinçlendirmesi gibi) düzenlemelerin yapılması.
-Başka bir çözüm ise; fiziksel aktivite alanları oluşturma ve sporu yaygınlaştırarak yaşam boyu spor alışkanlığına dönüştürülmesi,
-Obezite vergilerinin devreye sokulması.
**
Devletin, obezite gibi negatif dışsallıklar (maliyetler) üreten sorunlar için Pigocu vergileri devreye sokması ve obeziteye neden olan yaşam tarzına müdahale etmesi bir başka öneridir.
Obezite vergisi ülkemizde henüz ismi resmilik kazanmamış olsa da, sağlıksız olarak değerlendirilen ve tüketiminin obeziteye neden olduğu yiyecek ve içeceklerin üzerine vergi konulması amacı taşımaktadır.
**
Vergilerle güdülen amaç toplumun beslenme alışkanlıklarını değiştirmektir.
Son yıllarda çok sayıda ülke, adı obezite olmasa da, obeziteye neden olan gıdalar üzerine vergi koymaya başlamıştır. Temel amaç gelir elde etmekten ziyade, obezite kaynaklı gıdalarının tüketimini azaltmaktır.
Macaristan, Finlandiya, Fransa, Danimarka, Meksika gibi ülkeler gazlı ve şekerli içeceklere, tuz, kafein ya da aşırı şeker içeren gıdaların bir kısmına, meşrubat ve rafine şeker ürünlerine, şeker ve yapay tatlandırıcı içeceklere ek vergi koyan ülkelerden bazıları.
**
İsveç, Belçika, İrlanda, Romanya, Birleşik Krallık sağlıksız yiyecek ve içeceklerin vergilendirilmesi için çalışma yürütmektedirler.
Japonya ise 2008 yılından bu yana obezite ile farklı bir mücadele yöntemi belirlemiştir. Bu çerçevede 40-74 yaş arası nüfusu her yıl, erkeklerde 90 kadınlarda 80 cm olarak belirlenen bel ölçüleri alınmakta ve yetkililer tarafından nüfusun istenilen ölçülere ulaşılması baskılanmaktadır. Aksi halde Japon hükümeti şirket ve yerel yönetimlere mali yaptırımlar öngörmektedir.
**
Ülkemizde obeziteyle mücadeleyi sağlık bakanlığı gündemine almış, Türkiye Sağlıklı Beslenme ve Hareketli Hayat Programı (2013 – 2017) hazırlanmıştır.
Program kapsamında az miktarda tüketilmesi gereken gıdalara vergi artışı, tüketimi teşvik edilen gıdalara ise fiyat sübvansiyonu veya başka teşvikler uygulanması gibi önlemler belirtilmiştir. Programın kapsadığı dönemin yarısı geçildiği halde özellikle vergileme noktasında, 2013 yılında maliye bakanının bir kongrede verdiği mesaj dışında, bir gelişme yaşanmamıştır.
**
Obezite vergisi bir anlamda sağlık ile refah arasında bir fayda-maliyet dengesi kurma amacı taşımaktadır.
Düşük gelir gruplarının sağlıksız gıdaları daha çok kullandığı için bir ölçüde düşük gelirlileri daha çok etkileyecek regresif bir vergi olarak tartışılmaktadır.
Obezite vergisi ile sağlıksız ürünler üzerine konulan vergilerin, gelir elde etmeden ziyade, ilgili ürün tüketiminin kısılmasının amaçlandığını; daha çok sağlıklı ürün ikamesi olan, esnekliği yüksek ürünlerin vergilendirilmesine dikkat edilmesi gerektiğini belirtelim.
**
Yukarıda verilerle de dile getirildiği gibi, bulaşıcı hastalık gibi çok hızla artan, yaşam standardını, ekonomiyi, bütçeyi, verimliliği ve bir çok etmeni olumsuz etkileyen obezite sorununu çözmek için devletin daha etkin ve sonuç odaklı devreye girmede acele etmesi gerektiğini söyleyerek bitirelim.