
Yıl 1974 mevsim neydi ne biliyim. Radyoda Trabzonspor'un PTT maçı.
Yer Avni Aker olsa gitmez miyiz, deniz tarafında ki kale arkasını çeviren tel örgüler altından geçip, maçı saha kenarından izlemez miyiz. Ama öyle değil çocuk aklımızla kalkıp onlarca kilometre yol gidip ta Ankara da nasıl maç izleyebilir ki?
Neyse maçı pür dikkat dinlerken bir gol oldu, öylesine sevindik ki golü bizim takımımız atmıştı düşüncesiyle. Başkası mümkün mü o zamana kadar her gol atan takım hep Trabzonspor'du çünkü. Ama bu kez öyle olmadı golü yiyen ve şampiyonluğu kaybeden Trabzonspor olmuştu.
Ne oldu ne bitti bilmiyorum ama tek bildiğim Yeni Mahalleli olan İhsan Sakalıoğlu, kaleci İlhan ve Necmi Perekli'nin üzüntüsüydü.
Farozda ki Ali Kemal ve Necati ile sotkada ki Şenol, Gülbaharda ki İlyas Akçay, Arafilboyda ki Cemil, Akçaabatta ki Kadir Özcan'ı bilemedim.
Sabahımız deniz kenarında, akşamımız Avni Aker stadında geçtiğindendi yakınlığımız. Şenol'un, İlhan'ın Mustafa'nın tutamadığı topları deniz tarafında ki kale arkasında tutardık ve bu nedenledir ki adımız ikibuçukçuya çıkmıştı. Kupa maçında şehrimize ilk kez gelen Fenerbahçe'yi görünce heyecanımız, Cemil Turan ile sahaya çıkarken yan yana gelişimiz, Büyük Metin'i parçalı Galatasaray formasıyla Avni Aker'de izlememiz, Beşiktaş'ın usta ayağı Vedat'ın kaleci Şenol ile karşı karşıya kaldığı anlarda ki heyecanı anlatmamız mümkün mü?
Biz futbolu aslında böyle sevdik...
Saf ve karşılıksız...
Bilmem ne kadar zaman geçti derken Trabzonspor şampiyon oldu. Hem de yediden yetmişe Trabzon'un yedi mahallesindeki çocuklarıyla.
Bir çırpıda saydığımız Bülent Şahinkaya, Şenol, Turgay, Necati. Kadir, Cemil, Ali Yavuz, Bekir, Serdar, Engin Çınar, Mehmet Ekşi, İhsan Sakalıoğlu, Hüseyin, Ahmet, Nejdet. Necmi, Mehmet Ekşi, sonrası Hüsnü, Selami, Bahattin, Güngör, Mustafa Gedik. İskender, Sinan, Tuncay, Dobi Hasan, İhsan, Alper, Kemal, Hasan Vezir, Raci, Tabut Ali, Mehmet, Galip, Turgut. Metin, çok daha sonraları Hamdilerin küçüğü büyüğü, Hami'si, Lemi'si, Soner'i, Olcan'ı, Cemal'i, dediğimiz gibi yediden yetmişe Trabzonlusu…
Bir adım arkasında Gökdeniz Karadeniz ve Fatih Tekke'nin kulübün marka değerini arttırdıktan sonra kulübe tarihinin en fazla parasını kazandırdığından yola çıkarsak son temsilci Tolga Zengin'in kulübe kattıklarının ilk görderilenlerden farklı olmadığını görürüz.
Mutlaka unuttuklarımız olmuştur ama konumuz unutmak veya hatırlamak değil Trabzonspor realitesini ortaya koymaktır. Bu futbolcu kadrosunu sayarken aynı doğrultuda bu takıma can veren yönetici ve teknik adamları yok sayamayız. Konumuz bu değil konumuz Trabzon patentinin ülkenin spor katma değerine katkısı…
Mesela Ali Kemal Denizci'yi astronomik ücretle alan Fenerbahçe'nin önünde yine Trabzonlu futbolcularla şampiyon olmak gibi. Mesela Trabzonsporlu futbolcuların parasını ödemek için Serdar Bali'yi Beşiktaş'a satıp yine Beşiktaş'ın önünde ligi bitirmek gibi. Örnekle Galatasaray'a kaptan olarak giden Bülent Şahinkaya'yı sattıktan sonra ligde ki ilk şampiyonluğu kazanması gibi…
Alt yapıda oynarken babasının tayini İstanbul'a çıktığı için UEFA Avrupa kupası kaldıran sonra da Türk futbolunu >Britanya adasında temsil eden Tugay Kerimoğlu'nu Galatasaray'a gönderdiği gibi. Yine en heybetli zamanında alt yapıdan Hayrettin'i, Erzurum macerasından sonra Fener'e kaptırdığı gibi.
1976 yılından 1984 yılına kadar 8 yılda kendi içinden yetiştirdiği onlarca futbolcuyla 6 kez şampiyon olup onlarca kupa kaldırırken, bu takımı beğeni ve ibretle izleyenler sonrasında bu kulübü kendileri gibi yaparak ekonomiye mahkum etmeyi başardılar…
Her şey Sarı öküzün verilmesiyle başladı.
Sarı öküzler vermekle bitmiyor…
Gamet öyle uzanır ki dibi bulunmaz…
40 yıldır satılan futbolcu modelini gelenek haline getiremediğine göre Trabzonspor'un elinde kalan üç beş futbolcuyu da satamayacağından hareketle küfrederek gönderme metodu yeni bir metod olarak son yıllarda hayata geçti. Trabzon patentli futbolcu gitsinde nasıl giderse getsin. Ya parayla, ya itibarsızca, ya da yok edilerek.
Çünkü doğru olan sahiplenmek değil, Trabzonspor tarafından bakıldığında imha etmek…
Sarı öküzün lafı mı olur…
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.