İşte, o yüzdendir ki yurt içinde
“sinema sanatının kutsal kitabı”
nı yazmış edâlardaki ultra-entel İslâmcılarla ultra-entel sosyalistler insanı kendisine hayran bırakan elit bir dayanışmayla
a (hemen öncesinde de
“New York''ta Beş Minare”
ye ve topluma olumlu mesajlar vermek için çırpınan diğer pek çok mütevazı yapıma) ölçüsüzce nefret kusarken, aynı filmler gösterime girdikleri Avrupa ülkelerinde ise
oynuyorlar. Sözgelimi, beni davet eden dostlar
ı aylar boyunca meraktan çatlayarak beklediklerini ve filmin özellikle
ile
''da kitlesel bir coşkuyla karşılandığını ifade ettiler. Ben de şimdiye kadar
izlediğim ve her seferinde
biraz daha fazla sevdiğim
bu devrimci biyografik dramayı inadına
bir kez de onlarla birlikte izleyip ağlayacağım.
Sinemadan allame takımı kadar anlamayan bir kara cahil olduğumuz için mazur görsün bazıları, biz böyleyiz işte,
''ı canlandıran sevgili
kardeşimizin
“Bu baş bu gövdeden ayrılmadıkça, bu sarık gitmez!”
cümlesini her duyduğumuzda göz pınarlarımız hareketleniyor. Çağdaş dünyada herhangi bir rasyonel karşılığı olmayan,
eski moda bir İslâmcı duygusallığı
işte…