Nev"i, şahsına münhasır bir hayvan olabilene ne mutlu!

00:006/01/2008, الأحد
G: 29/08/2019, الخميس
Dücane Cündioğlu

Hiçbir hayvanın nev''i, "şahsına münhasır" olamaz. Çünkü hayvanlar arasında türü kendisinden ibaret bir şahıs bulunamaz."Türünün tek örneği" deniyor ya, işte "nev''i şahsına münhasır olmak" o deyişin aslıdır.Hiçbir hayvan, kendi türüne özgü davranışlar dizgesinin içinde yine sadece kendisine özgü karakteristiklerin (sıfat-ı kâşifelerin) sahibi değildir. Olamaz. Hayvanlar bireyselleşemez çünkü.Hatırlanırsa, dünkü yazımızda, ahlâkın bireysel, âdabın toplumsal olduğunu söylemiştik. Demek ki hayvanların

Hiçbir hayvanın nev''i, "şahsına münhasır" olamaz. Çünkü hayvanlar arasında türü kendisinden ibaret bir şahıs bulunamaz.

"Türünün tek örneği" deniyor ya, işte "nev''i şahsına münhasır olmak" o deyişin aslıdır.

Hiçbir hayvan, kendi türüne özgü davranışlar dizgesinin içinde yine sadece kendisine özgü karakteristiklerin (sıfat-ı kâşifelerin) sahibi değildir. Olamaz. Hayvanlar bireyselleşemez çünkü.

Hatırlanırsa, dünkü yazımızda, ahlâkın bireysel, âdabın toplumsal olduğunu söylemiştik. Demek ki hayvanların ahlâkı da olmaz, haysiyeti de.

Hayvanların ahlâklı olabilmeleri veya haysiyet iddiasında bulunabilmeleri için, öncelikle ''birey'' olmayı başarmaları gerekir.

Birey acaba gerçekte ''ferd''in mi karşılığı, ''şahs''ın mı? ''Bireysel'' ''ferdî'' mi, yoksa ''şahsî'' mi?

Osmanlıca''da ve dolayısıyla Arapça''da ''ferd'' (çoğ. efrad) ile ''şahs'' (çoğ. eşhas) arasında fark vardı. İlim ehli bir zamanlar bu iki kelimeyi birbirinden ayırd ederek kullanırlardı. Şimdiyse eşanlamlı olarak kullanılıyor, ve ne yazık ki ''birey'' demek yetiyor.

Yetinmeyelim.

* * *

Hayvanların ahlâkı olmaz ama âdabı olur. Çünkü bir hayvanın ahlâklısı-ahlâksızı olmaz ama edeblisi-edebsizi olur.

Edeblisi, yani terbiye görmüşü, terbiye almışı, kısacası terbiyelisi ve/veya eğitimlisi.

Edeb ile terbiye arasındaki alâkanın kökeni nedir?

Şu: Edeb, bir gruba özgü davranış biçimlerine uyum sağlamaktan ibarettir. Edebli olmak da toplumun veya topluluğun davranışlarına uyumlu olmak. Uyum sağlamak, uyumlu olmak için terbiyeden geçmek, terbiye görmek, terbiye edilmek gerekir. Yani eğitilmek. Başarılı bir eğitimden geçince, edeb sahibi olunmuş, topluluk adâbına uyum sağlanmış olur.

Edeb, dizgede yer almak için, dizgenin çerçevesi dışına çıkmamak için gerekli. Bir mesleğin mensupları, o mesleğin âdabına riayet etmek üzere eğitilirler. Terbiyesiz demek, edebsiz demektir. Lâkin edebsiz olmak, ahlâksız olmak anlamına gelmez.

Kişi, edeb ve âdab sayesinde toplum içinde barınabilir. Edebli kimseler ancak saygı ve sevgi görürler. Edebli, yani terbiyeli.

Terbiyeli, yani uyumlu.

* * *

Dünyanın en zor işidir ''dizge'' dışına çıkmak. Nev''ini, şahsına münhasır kılmak.

Nev''i şahsına münhasır olmak, türünün tek örneği haline gelmek, her şeyden evvel uyumsuz olmak demektir. Topluluk kurallarına uyum gösteremeyenler, diğer üyeler tarafından topluluk dışına atılırlar. Edebsiz diye, terbiyesiz diye, nezaketsiz diye.

Bu üç terim de aynı anlamda kullanılır: uyumsuz.

Kibar kişiler naziktir. Nazik kişiler terbiyeli. Terbiyeli kişilerse edebli.

Peki ya böylelerinin ahlâklı olması zorunlu mu?

Hayır!

Nezaket, ahlâkı gerektirmez. Hepimiz hem nazik, hem ahlâksız nice insan tanımışızdır. Ahlâksızlık çoğu kez nezaket perdesi altında gizlenir.

* * *

Ahlâklı kişilere nazik demeyiz, dürüst deriz.

Ne garip değil mi, dürüstlük insana herşeyden önce muhatabına "kaba davranma" hakkı verir. Bir de "kolay incinme" hakkı.

Dürüst davrandıkları konularda nedense insanlar kolaylıkla kabalaşabilirler; ayrıca nazik olmaya da ihtiyaç duymazlar. Nezaketse, dürüst davranmayanın payına düşer. (Nezaketin bir diğer adı da sırf bu yüzden ''ikiyüzlülük'' değil midir?)

Dürüst iseniz, bir haksızlık karşısında hemen ve kolaylıkla incinebilirsiniz. Dürüst değilseniz, incinmezsiniz, en çok, incinmiş görünürsünüz.

"Göbeğini kaşıyan adam", bunca baskının sonunda kaba davranmaktan vazgeçti. Nazik olmayı öğrendi. Artık edebli davranıyor. Terbiyesini bozmuyor. Siyaset ve ticaretin âdabına hem de ustalıkla riayet etmeyi beceriyor. Üstelik kolay kolay incinmiyor da, sinirlenmiyor da. Sadece nazik davranıyor. İltifat ediyor ve iltifat görüyor.

Tıpkı kendisini aşağılayanlar gibi, o da artık ''köylülük''ten yakınabilir, kabalıklara karşı şiddetli tepki verebilir durumda. Kabalıklara, yani uyumu bozan davranışlara...

İnsan''ın karşısında tek seçenek var şimdi: Nev''i, şahsına münhasır bir hayvan hâline gelmek!

Not: 10 Ocak 2008 Perşembe günü Üsküdar''da, Altunizade Kültür Merkezi''nde, saat: 19.00''da yeniden düşünmeyi deneyeceğiz. Dostlara duyurulur.