Şâheser bir hitabet örneği

04:003/05/2020, Pazar
G: 3/05/2020, Pazar
Dursun Gürlek

İslam tarihine şöyle bir göz atacak olursak bu isimle yazılmış yüzlerce, binlerce kitapla karşılaşırız. Osmanlı Devleti’nin son döneminde de bu konuyla ilgili hayli eser kaleme alındı. İki örnek vermek gerekirse Şehbenderzade Filibeli Ahmed Hilmi ve Ahmed Cevdet Paşa isimlerini zikredebilirim. Âmâk-ı Hayal yazarının kaleminden çıkan bu harika eser İslam tarihini orijinal bakış açılarıyla değerlendirdiği için büyük önem arzediyor. Buna bilge tarihçimiz merhum Ziya Nur Aksun’un son derece ayrıntılı

İslam tarihine şöyle bir göz atacak olursak bu isimle yazılmış yüzlerce, binlerce kitapla karşılaşırız. Osmanlı Devleti’nin son döneminde de bu konuyla ilgili hayli eser kaleme alındı. İki örnek vermek gerekirse Şehbenderzade Filibeli Ahmed Hilmi ve Ahmed Cevdet Paşa isimlerini zikredebilirim. Âmâk-ı Hayal yazarının kaleminden çıkan bu harika eser İslam tarihini orijinal bakış açılarıyla değerlendirdiği için büyük önem arzediyor. Buna bilge tarihçimiz merhum Ziya Nur Aksun’un son derece ayrıntılı yaptığı zeyl ise, eserin kıymetini ikiye katlıyor. Bendeniz bu kitabı bir iki defa hatmettiğim gibi, Cemil Meriç’e de Göztepe’deki evine devam ettiğim sırada baştan sona okumuştum.

Büyük müverrihimiz Ahmed Cevdet Paşa’nın mübarek kaleminden çıkan İslam tarihi ise iki cilt olup “Kısas-ı Enbiya ve Tevarih-i Hulefa” adını taşıyor. Bu günlerde Ramazan maneviyatından biraz daha hisse almak için Cevdet Paşa’yı yine okuyorum. Bence bu kıymetli İslam tarihinin en önemli özelliği, büyük bir samimiyetle ve sehl-i mümteni dediğimiz üslup güzelliğiyle kaleme alınmış olmasıdır. Müsaadenizle bir örnek vereyim.

Cevdet Paşa, eserinin baş tarafında İslâm’ın zuhuruna tekaddüm eden günlerde Kus bin Saide’nin Mekke’deki Ukaz Panayırı’nda irad ettiği nutka da yer veriyor. Âhirzaman Peygamber’ini müjdeleyen ve dünya hitabet tarihine altın harflerle yazılması gereken bu nutku, kulaklarımızdaki pası silmesi için aşağıya alıyorum:

“Ey insanlar! Geliniz, dinleyiniz, belleyiniz, ibret alınız! Yaşayan ölür, ölen fena bulur. Olacak olur, yağmur yağar, otlar biter; çocuklar doğar, analarının babalarının yerini tutar. Sonra hepsi mahvolup gider. Olayların ardı arası kesilmez, bir birini takip eder. Kulak veriniz, dikkat ediniz, gökde haber var, yerde ibret alacak şeyler var. Yeryüzü bir sarayın döşemesi, gökyüzü bir yüksek tavan. Yıldızlar yürür, denizler durur. Gelen kalmaz, giden gelmez. Acaba vardıkları yerden hoşnut olup da mı kalıyorlar, yoksa orada bırakılıp uykuya mı dalıyorlar? Yemin ederim, Allah’ın bir dini vardır ki, şimdi bulunduğunuz dinden daha sevgilidir. Ve Allah’ın gelecek bir peygamberi vardır ki, O’nun gelmesi pek yakındır. Gölgesi başınızın üstüne geldi. Ne mutlu o kimseye ki, O’na inanacak, O da ona doğru yolu gösterecek. Ne yazık o talihsize ki, O’na isyan edecek ve karşı gelecek. Yazıklar olsun ömürleri gafletle geçen ümmetlere!

Ey İyad topluluğu! Hani babalarınız ve dedeleriniz? Hani süslü köşkler ve taştan evler yapan Âd ve Semud kavmi? Hani dünya varlığına aldanıp da başında bulunduğu kavmine. ‘Ben sizin en büyük Rabbinizim’ diyen Firavun ile Nemrut? Onlar size göre daha zengin ve kuvvetçe sizden daha fazla değil miydiler? Bu toprak onları değirmeninde öğütüp toz etti, yok etti. Kemikleri bile çürüyüp dağıldı. Evleri yıkılıp ıssız kaldı. Yerlerini, yurtlarını şimdi köpekler şenlendiriyor. Sakın onlar gibi gaflet etmeyin. Onların yolundan gitmeyin. Her şey geçicidir. Kalan ancak Cenab-ı Hakk’tır. Allah, birdir, eşi ve benzeri yoktur. Tapılacak ancak o’dur. Doğmamış ve doğurmamıştır. Evvel gelip geçenlerden bizim ibret alacağımız şey çoktur. Ölüm ırmağının girecek yerleri var ama çıkacak yerleri yoktur. Giden geri dönmüyor. İyice inandım ki, herkese olan bana da olacaktır!”

Sevgili dostlar, bakınız, Ahmed Cevdet Paşa merhumun, Fahr-i Kâinat Efendimiz’in vefatını bildirdikten sonra duygularını dile getiren aşağıdaki sözleri, Kus bin Saide’nin o şaheser nutkuna ne kadar benziyor:

“İşte dünyanın hali budur. Kişi ne kadar yaşasa encamı fenâdır (faniliktir) Baki, ancak Hüda’dır. Bu konağa her gün gelip giden çok amma dönüp gelen yok. Vefasız dünya kimseye kalmaz. Dünya varlığı kimseye mal olmaz. İnsan dünyaya gelir. Genç olur, ihtiyar olur, şöyle olur, böyle olur. Nihayet ölür.

Ölenler sanki dünyaya gelmemiş gibi olur. Fakat hayır işleyenlerin güzel namı kalır. İyilik edenler ecr ü mükâfatını görür. Kötülük edenler dahi cezasını bulur. Bunlara bakıp ibret almalı. Gaflet uykusundan uyanıp âgâh (uyanık) olmalı!..”

Ahmed Cevdet Paşa, son yolculuğun hüznünü, dünya hayatının faniliğini, asıl marifetin hayırla anılmak olduğunu o güzel nesriyle anlattığı gibi, büyük şairimiz Yahya Kemal de, aynı konuyla ilgili duygularını, nev’i şahsına münhasır üslubuyla şöyle dile getiriyor:

Artık demir almak günü gelmişse zamandan,

Meçhule giden bir gemi kalkar bu limandan

Hiç yolcusu yokmuş gibi sessizce alır yol;

Sallanmaz o kalkışta ne mendil, ne de bir kol

Rıhtımda kalanlar bu seyahatten elemli;

Günlerce siyah ufka bakar gözleri nemli

Biçare gönüller! Ne giden son gemidir bu!

Hicranlı hayatın ne de son matemidir bu!

Dünyada sevilmiş ve seven nafile bekler;

Bilmez ki giden sevgililer dönmeyecekler

Birçok gidenin her biri memnun ki yerinden;

Birçok seneler geçti; dönen yok seferinden.

Gidenlerin yerlerinden memnun olup olmadıklarını biz de gidince anlayacağız. Bu sefer de, bir sefere mahsus olduğu için dönmek yok. Seferin güzel geçmesi için manevi anlamda seferberlik ilan etmek gerekiyor.

Bu seferlik bu kadar.

#İslam
#Hitap
#Dünya
#Ahmed Cevdet Paşa
#Mekke