Bitkilerin, insanların ve hayvanların doğallıklarını/fıtratlarını değiştirme merakının şeytanî bir iş olduğunu görmüştük. Sözünü ettiğimiz 4/119. ayette şeytan bunu yaptırmak için insanları kuruntulara/ümniyyelere sevk ederek bunu yapacağını söyler. Elmalılı bunun idealizmle alakasını kurar. Bundan şöyle bir anlam çıkarabiliriz: Özellikle genetik müdahaleler gibi canlıların fıtratını değiştirmeye yönelik bilimsel girişimler aslında bir merakın, ümniyyenin ve bir bakalım ne çıkar düşüncesinin sonucudur. Masalda olduğu gibi, bütün odalara girin ama şu odaya girmeyin talimatına uymamaktır. Oradan Frankenstein'ın hortlağı da çıkabilir ve insan kendi sonunu kendi getirebilir.
Şu ilahî beyana bakın:
“Öyle insanlar vardır ki, dünya hayatı hakkındaki sözleri hayretinizi celbeder, Allah'ı da kalbindekine şahit tutar. Oysa ne yaman hasımdır o! (2/204).
Bu ifade özellikle münafıklara uygundur. Yaldızlı sözler söyler, mücamele yapar, ama içleri kin ve düşmanlık doludur. Bununla birlikte ayet dünya hakkında insanları imrendirecek bilimsel bilgilere sahip olduğu halde, Allah'a inanmayan insanları da kapsar.
“Bunlar Haktan yüz çevirdiklerinde dünyada fesat çıkarmak, harsı da nesli de helak etmek için koşuştururlar. Oysa Allah fesadı sevmez” (2/205).
“Haktan yüz çevirdiklerinde” diye çevirdiğimiz 'tevella' kelimesi, birisinin velayetini üzerine alma anlamına da gelir. O takdirde mana, 'yönetime geldiklerinde' diye anlaşılır. Ancak benzer şeylerden söz eden 53/29-30 ayetlerinde 'tevella' kelimesinin 'Allah'ın zikrine/Kur'an-ı Kerim'e sırtını dönme' anlamında kullanıldığı açıktır. O halde buradaki 'tevella'yı oradaki tefsir etmiş sayılır. 'Hars' ekin demektir. Bir zamanlar kültür diye çevrilmişti. Çünkü kültür de ekin demektir. Ekini bozmanın, hakikat anlamıyla bitkilerin doğasını/fıtratını bozma anlamında olduğu açıktır, ama mecaz anlamıyla kültürü bozma, böylece düşünceyi ve hayat tarzını değiştirme anlamına da gelebilir. Nesli helak etme de böyledir. Yani hem harsi hem de nesli helak etme, ilk anlamlarıyla bitkilerin ve canlıların tabiatıyla oynayıp fıtratlarını bozma anlamındadır. Fesat, bozma demektir. Bu gün için genetik biliminin bitkilerin ve canlıların genlerine müdahale etmesini ve GDO'ların ortaya çıkmasını böyle anlayabiliriz. Bu bir bozma/fesat ve Allah'ın fıtratına müdahale sayılabilir.
“Ona Allah'tan kork dense, gururu onu günaha sevk der. Canı cehenneme! Ne kötü bir yataktır o!” (2/206). Burada da kulun kibrine ve ilahlaşmasına işaret vardır.
Bu ayetlerde dikkat çeken noktalardan biri de “dünya hayatı hakkındaki sözleri hayretinizi celbeder” ifadesidir. Bu ifade bilimin ulaştığı ve ulaşacağı sonuçlara işaret ediyor olabilir. Bilimin harikalarına hayret edebilirsiniz ama bilim 'Hakikatten yüz çevirir' ve serkeş ve serazat olursa fesada da sebep olabilir. Bir düğmeye basmakla milyonları öldüren silahlar da, doğal çevreyi berbat eden kimyasallar da bilimin çocuğudur. Yani bilim Allah'ın fıtratını hesaba katıp sabiteler edinmezse tanrılaşır, kuralını kendi koyar. Kısaca bilimin de bir ahlakı olmalıdır.
Şu ayeti kerime ne muhteşem bir gerçeğe işaret eder:
“Hazlarını tanrısı edineni görmüyor musun? Allah da onu bilgisine rağmen saptırmış, kulağını ve kalbini mühürlemiş, gözüne de bir perde çekmiş. Artık Allah'tan gayri ona kim hidayet verebilir?” (45/23).
Ve şu beyanlar:
“Ahirete inanmayanların ilmi de yok demektir. Onlar sadece zanna takılırlar. Zan ise hakikat adına hiçbir şey ifade etmez. Sen bizim zikrimizden/Kur'an-ı Kerim'den yüz çevirip bu anlık hayattan başkasını istemeyenlere kulak asma. Onların bilgiden ulaşabildikleri bu kadardır. Tabii ki, Rabbin kendi yolundan sapanı da hidayeti bulanı da iyi bilir” (53/27-30).
Ve Hz. Peygamber'in bu gerçeklere işaret eden şu duası:
“Rabbimiz, dünyayı en büyük derdimiz ve bilgimizin ulaştığı son nokta yapma! Bize acımayanları da başımıza musallat etme!”
Demek ki, bilgisi dünyayı öte geçmeyenler bize acımazlar.
Tabii ki bilim düşmanlığı yapmıyoruz, ama sabiteleri ve ahlakı olmayan bilim, yaptığından çok yıkar, düzelttiğinden çok bozar. “Ekini de nesli de ifsat eder”. Etmiyor mu?