Mevlana küresel bir dinin peygamberi olmasın!

00:0021/12/2012, Cuma
G: 6/09/2019, Cuma
Faruk Beşer

Zaman zaman yükselen değerler olur. Onlara karşı çıkmak rüzgâra doğru yürümek gibidir. Ya savrulursunuz, ya da sırtınızı döner siz de o kalabalığa karışırsınız. Mesela bu gün demokrasi böyledir. Karşı çıkarsanız demokrasi kâfiri olursunuz. Batı onu ne zaman eleştirirse siz de ancak o zaman eleştirebilirsiniz. Bir düşünürün sözünü hatırlıyorum: Bence en iyi ikinci yönetim biçimi demokrasidir, birincisinin ne olduğunu ise bilmiyorum demişti.Mevlana ve Şeb-i Arûs da bu gün bu değerlerden sayılıyor.Önce

Zaman zaman yükselen değerler olur. Onlara karşı çıkmak rüzgâra doğru yürümek gibidir. Ya savrulursunuz, ya da sırtınızı döner siz de o kalabalığa karışırsınız. Mesela bu gün demokrasi böyledir. Karşı çıkarsanız demokrasi kâfiri olursunuz. Batı onu ne zaman eleştirirse siz de ancak o zaman eleştirebilirsiniz. Bir düşünürün sözünü hatırlıyorum: Bence en iyi ikinci yönetim biçimi demokrasidir, birincisinin ne olduğunu ise bilmiyorum demişti.

Mevlana ve Şeb-i Arûs da bu gün bu değerlerden sayılıyor.

Önce Mevlana hakkındaki kanaatimi söyleyeyim de kimse, vay Mevlana kâfiri, demesin:

Ben öyle sanıyorum ki, (bu konuda kesinlik olmaz) gerçekten yaşamış olan Mevlana Allah''ın veli kullarından biri idi. Allah''ı da, O''nun elçisini de, Kitabı"nı da çok iyi anlamıştı ki, "Ben Kur"an"ın kölesiyim, Muhammed Mustafa''nın yolunun tozuyum. Kim benden bundan gayri bir söz naklederse ondan da o sözden de bizarım" demişti. Belli ki, varlığı da çok iyi anlamıştı.

Şuna da inanıyorum; hukuk normları haline gelmiş fıkıh, hayatın her boyutunu temsil edemez. Ama fıkıh yine de mate-matiksel ölçüler koymak ve hukuk gibi sınırlar çizmek zorundadır. Çünkü fıkıh da tıpkı hukuk gibi pozitiftir, görünenin/zahirin ve duyguların hukukudur. Mesela asker olmak için yirmi yaşından gün almak gerekir derse, bir gün önce doğan askere alınırken, bir gün geç doğan alınmaz. Oysa aralarında belki sadece birkaç dakika vardır. Böyle olmazsa toplum düzeni sağlanamaz.

Bir de duygular vardır, bâtın vardır ve onun da bir fıkhı olmalıdır. Bu fıkıh tasavvuftur ve Mevlana, hata ihtimaliyle birlikte, batın fıkhını çok iyi kavrayanlardandır. Evet, hayat zahir fıkha göre şekillenmelidir, bu hukuki bir zorunluluktur, ama bu ölçü Mevlana gibi büyük zatlara bazen dar gelebilir. Eğer yapmış ise o, bazen bir ney''e üflenmesiyle kendinden geçer, sema yapar, döner. Bu durum kendi mecrasında kaldığı sürece mesele teşkil etmez. İslam bahçesinde böyle çiçekler de bitebilir der geçersiniz. Buğday tarlasında hep buğday bitmez ya. Kültür denen şey de budur. Kültür, yani beşer bilgisinden biten ekin.

Böyle büyük zatların cüsseleri fıkhın köşeli şablonuna sığmayabilir. Bazen saçı, bazen parmağı, bazen kulağı dışarıda kalır. Ama ha-yatî organlarından birisi çerçeveyi taşarsa fıkıh onu patolojik sayar ve ameliyatla alır. Hallacı Mansur şatahat yapıp ''ene''l-Hak'' derken ihtimal ki bir gerçeğe işaret etmişti. Ama avamın yanlış anlayabileceği bu sözü zahir fıkıh cezalandırır, cezalandırmak zorundadır. Aksi halde bu kabil şatahatın duracağı sınır belli olmaz. Ne var ki, akidesi sağlam ise, Hallac da Allah katında mükâfatlandırılır.

Problem çoğu zaman bu zatlarda değil, onların yaşadığı hali yaşamadan onları taklit edenlerdedir. Mesela ney üflenmesini, semayı ve benzeri şeyleri zahir fıkhın köşeli şablonunu aşan batın uzantılar olarak görür ve bunlara müsamaha ile bakabiliriz, ama sonradan gelenlerin bu uzantıları merkeze alıp İslam anlayışlarını bunların üzerine kurmaya başlamaları patolojik bir İslam anlayışının da başlangıcı olur. Mevlana gibilerin iç derinliğinde bunlar derya üzerine çıkmış birer çer çöp hükmünde iken, İslam anlayışını bunlarla şekillendirmeye kalkanlar için birer çöp evi haline gelirler. İki adım sonrası sapmadır, hatta şirktir. Günümüzde pek çok ateist Mevlevînin olması bundandır.

Kimse böyle söyleyenleri gönül dünyası olmayan, manevi zevklerden yoksun, ruhi lezzetlerden bihaber, sanattan estetikten uzak kuru fıkıhçı olarak görüp kendini aldatmasın. Zahir fıkhın çerçevesine ölçülerine uymayan hiçbir batın İslam olamaz. İnsan bazen nefsinin lezzetlerini ruhunun lezzetleri sanabilir. Dindar insanlar için şeytanın sağdan yaklaşma hileleri çok daha tehlikelidir. Her çeşidiyle Batınîlik böyle bir sapmanın ürünüdür. Bu anlayışın insanı götüreceği son durak şirktir, agnostisizmdir. Dinler hep böyle bozulmuştur. Bâtına değer vermeyen zahirîlik de, zahire değer vermeyen batınîlik de yanlıştır. Ama zahirîlik duran bir saat gibi, hiç olmazsa günde iki kez doğruyu gösterir, batınîlik ise yanlış çalışan bir saat gibidir ve doğruyu hiçbir zaman göstermez. Allah hem zahir, hem de batın''dır.

Sütunumuz doldu ama Mevlana ile ilgili söyleyeceklerimizi henüz söyleyemedik. Pazar günü bitirelim inşallah.