"Hanımefendi çekildi/Hanım gitti/Kadınlar zaten yoktular/Bağyannnn"

00:0029/01/2008, Salı
G: 29/08/2019, Perşembe
Fatma Barbarosoğlu

Her kelimenin "dile düşmesi" ve "dile yapışması" ile zihniyet değişiklikleri arasında doğrudan bir bağlantı olduğunu söylemek mümkün. Zihnin kodlarını dönemin klişe ifadelerinden görmek de. "Okuyucu Velinimetimizdir" adlı kitabımda yıkılmadım ayaktayım/ bu senin problemin/en büyük sensin/ dermişim/hayat devam ediyor/ kendin için bir şey yap/ kimlerdensiniz cicim/ mutlu musun/ ne kadar naziksiniz/ başımızın üstünde yeriniz var/önemli değil/siz çok farklısınız/yaşınızı hiç göstermiyorsunuz/daha dün

Her kelimenin "dile düşmesi" ve "dile yapışması" ile zihniyet değişiklikleri arasında doğrudan bir bağlantı olduğunu söylemek mümkün. Zihnin kodlarını dönemin klişe ifadelerinden görmek de. "Okuyucu Velinimetimizdir" adlı kitabımda yıkılmadım ayaktayım/ bu senin problemin/en büyük sensin/ dermişim/hayat devam ediyor/ kendin için bir şey yap/ kimlerdensiniz cicim/ mutlu musun/ ne kadar naziksiniz/ başımızın üstünde yeriniz var/önemli değil/siz çok farklısınız/yaşınızı hiç göstermiyorsunuz/daha dün konuşmuştuk rahmetliyle/ay ben çok zevkliyimdir/fala inanma -falsız kalma/bu gün hava çok güzel/unut gitsin" gibi günlük hayatta çok fazla kullandığımız ifadeler üzerine yazdım.

Fakat hanımefendi''den bayana geçen süreci atlamışım. Çünkü, zaman içinde kadınlara hitap üzerinden iz sürerek zihniyet kodlarını ele almak mümkün. Görüldüğü gibi kadın diyorum. Hanım demiyorum. Bu E.Özkök''ün zannettiği gibi "modern mahrem" in duvar yıkan tutumuyla akalı bir durum değil. En azından bu satırların yazarı için böyle değil. Kelimelerin nüanslarına dikkat eden, bu nüansların yaşamasına önem veren biri olarak hukukta karı, mekansal ilişkilerde hanım, kavramsal düzeyde kadın kelimesini tercih ediyorum. Bayan kelimesini asla kullanmıyorum. Hatırımın geçeceği kişileri de bir vesile ile uyarmaya dikkat ediyorum.

Kadın kelimesi bir duruma tekabül eder. Genel bir ifadedir. Hanım ise bir konumu ifade eder. Kadın dediğimizde toplu bir kategoriden yani Havva''nın hemcinslerinden bahsediyoruz. Oysa hanım dediğimizde ya birinin refikası/karısı olmayı kast ediyoruz ya da kişinin mevkisini kabul ediyoruz. Hanım derken tek tek kişileri kast ediyoruz.

Modern öncesi zamanlarda kadınların konumu eşleri üzerinden belirlendiği için evlenen kadınlar doğrudan hanım mevkiine çıkıyorlardı. Paşa kızları ise babalarının mevkilerinin içine doğdukları için buluğ çağından itibaren "hanım" hitabı ile anılıyorlardı. Çünkü hanım kelimesi ile mesafe arasında doğru orantı vardır. Hanımefendi hitabında bu daha da yüksek bir mesafeyi imler.

Kadın kelimesi ise genel bir durumu ifade eder. Sosyolojik analizler yaparken hanım değil kadın kelimesini kullanmak gerekir. Nitekim kadından sorumlu devlet bakanı diyoruz. Hanımdan sorumlu devlet bakanı demiyoruz. Hanım dediğimizde bir konuma, kadın dediğimizde ise bir duruma işaret ediyoruz.

Moda teorileri 17.yüzyılda seçkinlerin giymiş olduğu kıyafetlerin 18 yüzyılda hizmetlilerin üniforması olduğuna dikkat çeker. Bu durum sadece giyim kuşam ile alakalı değil. Aynı kullanımı dilde de görmek mümkün. Buradan hareketle hanım ve bey kelimelerinin kullanımında da zamanla, üst sınıflardan alt sınıflara geçtiğini gözlemek mümkün. Mesela tezgahtarlar birbirlerine bey/hanım diye hitap ederken; milyonların karşısında program yapan üniversite hocaları, birbirlerine bey diye hitap etmedikleri gibi, doğrudan ön isimleriyle hitap ediyorlar.

Bayan kelimesi cumhuriyetin ilk yıllarında dile sokulmaya çalışılmış ancak kelime tutmamıştır. Bay kelimesinden türetilmiş bir kelimedir. Bay sıfat olarak, asalet ve zenginlik ifade eden bir kelimedir. Nitekim atasözünde zengin silkinse fakir bay olur diye geçer."Bay"ın geçmişi olduğu için kullanımı da hasarsız olmuş, fakat zamanla yerini tekrar "bey" e bırakmıştır.

Dönemin edebi metinlerine bakıldığında, bayım ifadesi kullanıldığı halde "bayan" kelimesinin pek kullanılmadığı görülüyor. Kelimenin dile düşmesi ve kadınları rahatsız eden boyutlara varması doksan sonrasına rastlıyor. Bayan kelimesinden kadınların rahatsızlık duymasının en önemi sebeplerinden birisi; bu kelimeyi kullananların –ki özelikle esnaf ve tezgahtarların en fazla kullanan kesim olduğunu gözlemledim- laubali ifadesi. Hanımefendi, hanım, yenge ifadeleri, muhatap ile araya konulmuş bir mesafe iken; "bağyan" ile tacizkar bir tutum dile getiriliyor."Bağyan" hitabını kullananların önemli bir çoğunluğu, geleneksel olarak bir kadına gösterilmesi gereken "saygı" mesafesini red ettiğini ifade etmeye çalışıyor.

Kelimenin kendisinde olmadığı halde "ğ" vurgusu ile söylenmesi; bağyan ile bayağı arasında zihinsel bir geçişkenliği ifade etmeye yönelik. Kelimeyi "bağyan" olarak kullananların vücut dilinden bu vurguyu çıkarmak mümkün. Diğer taraftan bayan kelimesi kız ve kadın ayırımını ortadan kaldıran bir kelime oldu. Mesela ilk öğretim öğrencileri için bayan öğrenci ifadesi kullanılıyor. Halbuki yaşları 7- 15 arasında olan öğrenciler için bayan kelimesi kullanmak, "madam" kelimesini kullanmak kadar uygunsuz bir durum.

Bayan kelimesinin bu kadar yaygınlaşma sebeplerinden biri de genç kız ve kadın ayırımının diziler yoluyla önemsizleştirilmesine dayanıyor.

Pek çok kelimede olduğu gibi "bayan" da yaygınlığını daha doğrusu kent ve kırsal kesiminin aynı anda diline düşme yaygınlığını ekrana borçlu."Bayan izleyici" kategorisi doğrudan özel televizyonların kullanımıyla alakalı. "Şimdi bizi bir bayan izleyicimiz arıyor".Neden "bir izleyicimiz" değil de bayan izleyici arıyor? Çünkü hem ekranda yazılı olan isimden, hem de konuşanın ses tonundan kimliği zaten anlaşılıyor. Ama diğer taraftan, hiç "bay seyirci" aramıyor programı. Bir beyefendi ya da "erkek" izleyici arıyor.

Programın sunucusu esasında hemcinsini "bayan"laştırarak iktidarını dil üzerinden pekiştirme amacı güdüyor. "Bayan izleyici" nin en yoğun olduğu sabah kuşakları ekran dilinin tacize ve şiddete dönüştüğü saatler çünkü.

Umarım bu yazı, dilinize yapışmış olan "bağyan" kelimesi hakkında sizi bir parça düşündürür.

Not: Bu yazıyı E.Özkök''ün 12 Ocak tarihinde yazmış olduğu ve benim yazımdan yapmış olduğu alıntı karşısında yazma ihtiyacı hasıl oldu. Bu satırlar polemik maksadıyla değil, meseleyi daha teferruatlı bir şekilde anlatabilmek kaygısıyla kaleme alındı. Dolayısıyla meseleyi bütün teferruatı ile yazabilmek için E.Özkök''ün yazısından alıntı yapmamayı tercih ettim. Merak edenler Özkök''ün 12 Ocak tarihli yazısına bakabilirler. 13 Ocak tarihinde yazılmış olan bu yazı gündemin yoğunluğu sebebiyle yayınlanamadı. Abdullah Harmancı''nın iki yazıma konu olan "Yerlere Göklere" isimli kitabının hangi yayınevinden çıkmış olduğunu soran pek çok okuyucu oldu. Harmancı''nın kitabı Ebabil Yayınları''ndan çıktı ve TYB tarafından yılın hikaye kitabı seçildi.