AK Parti"deki solcular!

00:006/01/2007, Cumartesi
G: 28/08/2019, Çarşamba
Fikri Akyüz

Basında sık sık bazı istatistiki veriler yayımlanır. Örneğin süt tüketimi konusunda denir ki:“Almanya''da kişi başına düşen günlük süt tüketimi miktarı 1 litre iken Türkiye''de bu oran, 100 mililitredir”.İşte bu tür istatistikler kadar saçma bir veri çalışması yoktur.Çünkü bu veriler değerlendirilirken, Almanya''daki köylü toplumu ile Türkiye''deki köylü toplumu arasındaki oransal ve sayısal farka bakılmaz.Almanya''da süt satışlarının belki de % 90''ı vergilendirilmiş satışlar üzerinden gerçekleşirken,

Basında sık sık bazı istatistiki veriler yayımlanır. Örneğin süt tüketimi konusunda denir ki:

“Almanya''da kişi başına düşen günlük süt tüketimi miktarı 1 litre iken Türkiye''de bu oran, 100 mililitredir”.

İşte bu tür istatistikler kadar saçma bir veri çalışması yoktur.

Çünkü bu veriler değerlendirilirken, Almanya''daki köylü toplumu ile Türkiye''deki köylü toplumu arasındaki oransal ve sayısal farka bakılmaz.

Almanya''da süt satışlarının belki de % 90''ı vergilendirilmiş satışlar üzerinden gerçekleşirken, Türkiye''de vergiye tabi satışlar çok azdır; vergiye tabi satışlar da çok büyük oranda süpermarket alışverişlerinde gerçekleşmektedir..

Ağzı neredeyse süt kokan çocuklar dahi bilir ki, “Türkler Almanların onda biri kadar süt tüketiyor..” demek, Türkiye''nin sosyolojik altyapısını bilmemek demektir.

Beygirlerin ya da merkeplerin taşıdığı güğümlerden alınan veya ahırda sağılıp hemen tencereye konulan süt kayda geçmediğinden elbette süt tüketimi düşükmüş gibi algılanacaktır.

(Hemen burada, 2002 seçimlerinde oy kullanmayanların çokluğundan bahsederek AK Parti''nin oylarının gerçekte %34 değil %25 olduğunu belirtmeyiniz.. Bu ölçüden bakıldığında CHP''nin oy oranının %19 değil % 12; MHP''nin oy oranının %8 değil %5 DSP''nin oy oranının %1 değil, % 0,1 olduğu ortaya çıkar..)

Dolayısıyla toplumsal “algı” ile istatistiki “veri” arasında ciddi bir fark vardır..

Sözü, bayramda Hürriyet gazetesinde yayımlanan bir ankete getirmek istiyorum.

Son günlerde adı sıkça duyulan ODAK Araştırma Grubu tarafından hazırlanan ankette dikkatimi çeken bölümlerden biri de “siyasi eğilim dağılımı” ile ilgili olan bölümdü..

Buna göre halkın %23''ü kendini milliyetçi; %21''i sosyal demokrat; % 9''u muhafazakar; % 8''i laik; %5''i sosyalist; %4''ü şeriatçı; % 2''si ülkücü; % 2''si de komünist olarak tanımlıyormuş.

Dolayısıyla sosyal demokrat, sosyalist, laik ve komünistlerin toplam oranı % 36 olarak görünüyor; bu da solun geleneksel oy oranı olan üçte bir oranına tekabül ediyor.

Bu anlamda “solcu”ların sayısında “oran” açısından bir azalma olmadığı, yani “ora”da bir değişikliğin olmadığı, dolayısıyla çoğunluk Ak Parti''de olmak üzere diğer partilere de sol seçmenin oy verdiği anlaşılıyor.

Dikkatimi çeken bir husus da kendini “laik” olarak tanımlamış olan seçmen oranının % 7 gibi yüksek bir oy oranına sahip oluşudur.

Bu oran yüksektir; çünkü bireyin laik olamayacağını olsa olsa laikliği “benimseyebileceğini”, laikliğin devlet ile alakalı olduğu hususunu idrakte zorlanan % 7 gibi bir oran yüksektir.

Dolayısıyla laikliği benimseyen kişilerin oy oranını % 7 olarak tavsif etmemek gerekiyor; zira kendini örneğin muhafazakar olarak tanımlayan ancak laikliği “benimseyen” çok yüksek oranda bir kitle de mevcut..

Şimdi başa dönelim:

Bilimsel analizi beceremeyenler antidepresan ilacı tüketimine dayalı istatistikleri de doğru okuyamıyor.

Örneğin deniliyor ki: “İsviçre''de antidepresan ilacı tüketimi kişi başına yıllık 30 tablet iken Türkiye''de bu oran yıllık 2 tablettir”.

Bu farkı yazdıktan sonra şöyle yorum yapılıyor: “İsviçre''de yaşayan insanlar Türklere nazaran 15 kat daha fazla depresyona giriyor..”

Oysa şu akla gelmiyor..

İsviçrelilerin eğitim ve genel kültür düzeyi Türklerden daha fazla olduğu için, İsviçrelilerin psikiyatriste gitme oranı Türklere nazaran daha fazladır.

Dolayısıyla, İsviçreliler psikiyatriste daha fazla gittiği için daha fazla antidepresan ilacı kullanmaktadır.

Yani, Türkler İsviçrelilerden daha mutlu değildir.

Olsa olsa kendilerine psikolojik tedavi amacıyla gelinmemesi nedeniyle Türk psikiyatristler mutsuzdur!