
Yanlışın en ağır olanı, doğru insana yapılandır. Bu, her şeyden evvel, Allah"ın gücüne gider.
Dönüp bir bakalım: Doğru insana yanlış yapanların neredeyse tamamı, milletin gönlünde tutunamamış ve silinip gitmişlerdir. İhtirasları, bir şey olmalarını engellemiştir. Düzenleri bozulmuş, bereketleri kaçmıştır. İlahi adalet.
Milletimizin büyük haksızlıklar karşısındaki tavrı bellidir. Bir kenara yazıp susar. Onun bu suskunluğu, sizi yanıltır. Unuttu sanırsınız. Unutmaz. İlk fırsatta, kıymetli bir tercih olarak, duruşunu / bakışını gösterir.
Evet, hata yapmak, insanın masumiyetini zedelemez. Fakat yanlışta ısrar etmek, nasihate ve telkine kalbini kapatmak, muhasebeden kaçınmak, bizi iyi bir yere götürmez. Kendisi gibi olmayana tahammül göstermemek, ona hayat hakkı tanımamak da öyle.
Denilmiştir ki, insaf, dinin yarısıdır.
***
"Eşyayı dahi incitme" diyen bir medeniyetin mensuplarıyız. Su içtikleri bardağı öpen Mevlevileri düşünün. Ormana girerken, genç ağaçları korkutmamak için baltanın sapını bezle saran Tahtacıları. Şimdi ise birbirlerinin küçük bir hatasını bekleyen ne çok insan var. Dolayısıyla, ne çok acı.
Hayatlarımız, ağır tahrik altında. Misal: Terbiyeli bir insana sürekli "terbiyesiz" derseniz, sonunda dayanamaz ve bir şey söyler. Sonra da siz, bunu, "bakın, ben demiştim" diye kullanmaya başlarsınız. Bilmem anlatabiliyor muyum? Önce öfkelendirir, hemen ardından da "çok öfkeli" deyip sükûnete davet ederler.
Süleyman Çobanoğlu, "artan artar, eksilen eksilir; lakin insan, hep bir tartıdan ibaret kalır" diyor. (Yobazlığa Övgü, Mavi Yayıncılık, 1997, sayfa 87) Görünen, anlaşılan o ki, terazimiz bozuldu, bozuluyor. Çünkü yaptıklarının neye karşılık geldiğini bilmeyenlerin sayısı hızla artıyor. Emeğe ve ekmeğe hürmet etmeyenlerin. Milletin iradesini ve irfanını hor görenlerin. Memleketini, yani ana yurdunu / baba ocağını yabancılara şikâyet edenlerin.
Diyoruz ki, insaf, insanın tamamıdır.
***
"Doğru insana yanlış yapmak" bahsini bir adım daha ileriye götürelim.
Burada, doğru insan, Türkiye oluyor. Yakın tarihimiz, bu devlete / millete yanlış yapanların, ihanet edenlerin ibretlik hikâyeleriyle doludur. Bugün, çevremizde yaşanan bazı sıkıntıların bir nedeni de budur.
Türkiye, İslam dünyasının ışığıdır. Sönerse, sükût ederse, karanlık kaçınılmaz olur. Daha geniş bilgi için bakınız / hatırlayınız: Osmanlı cephesinin düşüşü sonrasında yaşananlar.
Her ağacın bir gölgesi olur. Fakat Türkiye ağacının gölgesi, birden fazladır. Nerede mazlum varsa, kim garip düşmüşse, bir dalımız oradadır. Devlet gidemezse, millet gider.
Kadim kuraldır: Aslına dönmeyen, yok olmaya mahkûmdur. Türkiye, kaybolup gitmediğine göre, aslına dönmek zorundadır ve dönüyor.
Arşivimde, Prof. Dr. Hüsrev Hatemi"nin İstanbul Üniversitesi rektörü Kemal Alemdaroğlu"na sunduğu bir dilekçe var. Üniversitenin (Seraskerlik) giriş kapısında bulunan ve fakat üzeri kapatılan tuğranın gün yüzüne çıkarılmasıyla ilgili. Hattat Şefik Bey"in yazdığı Sultan Abdülaziz Han tuğrası. Dilekçeye gelen cevabı da biliyoruz: "Şimdi uygun değil."
İşte bu tuğra, seksen yedi yıl sonra, tekrar "selam" verdi. Bunun bize söylediği çok şey var.
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.