İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı yolsuzluk suçlamasıyla tutuklanmadan önce, cürüm sahipleri kendi durumlarından haberdar oldukları için İstanbul Başsavcısına dönük caydırıcı bir söylem kullanılmaya başlandı.
Zaman içerisinde bu söylemin dozu arttı ve iş, “Senin çocuklarını da biz koruyacağız.” diyerek doğrudan başsavcının tehdit edilmesine kadar vardı.
Bu yazıda İstanbul’daki yolsuzluk süreçlerinin serencamını anlatmayacağım.
Başta İstanbul olmak üzere CHP’li belediyelerde yürütülen yolsuzluk davalarına CHP ve bugünkü Yeni Parti tabanı nasıl tepki verdi? Bu mukayesenin kayda değer olduğunu düşünüyorum.
İstanbul soruşturması başladığı ilk günden itibaren şu söylemler öne çıktı:
1. Bu dava siyasi bir davadır, hukuki değildir.
2. Hukuki savunma yapmayacağız, siyasi savunma yapacağız.
3. Yüzde 70 oy ile seçilecek cumhurbaşkanı adayımız vardı, önünü kestiler.
4. Bütün bu olup bitenler, İmamoğlu aday olmasın diye yapıldı.
5. Geniş bir medya gücü ve on binlerden oluşan trol ordusu bu fikirleri yaydı ve asla dönüp işin hakikatine bakmadı.
6. İmamoğlu’nu aday gösterip parti merkezlerinde oy kullandılar.
Peki, CHP ve Yeni Parti tabanı ne yaptı? Kulağının üzerine yattı.
1. Herkes kulağının üzerine yattı. Kimse yolsuzlukla, hukukla ve şikâyetlerle hiç ilgilenmedi.
2. Değil mi ki AK Parti’ye ve Sayın Cumhurbaşkanı’na karşı mücadele ediyorlardı; ne kadar yolsuzluk yaparsanız yapın, arkanızdayız anlayışı hâkim oldu.
3. Konuyu ya görmezden geldiler ya da görmezden gelinmesini sağladılar.
4. Ne kadar büyük suçlama olursa olsun, karşı söylem geliştirdiler.
5. Bir belediyeye yolsuzluk operasyonu yapıldığında hemen orada miting düzenleyip o belediye başkanının arkasında durdular.
Özünde olan şuydu: Yenilikçi ekip, sistemden elde ettiği paralarla girdiği her seçimi almayı ve bu güçle CHP yönetimini değiştirmeyi başardı.
Gözlerini kararttılar ve parti tabanına şu güveni verdiler: Bu hızla Türkiye’de bizim ne kimse yargılanır ne kimse sorgulanır; yaptığımız yanımıza kâr kalır.
Kazın ayağı hiç de göründüğü gibi olmadı. Bugün İBB soruşturmasında her gün büyük bir rüşvet itirafı ve belgesi ortaya çıkıyor. İşler hiç de hayal edildiği gibi gitmiyor.
FON YOLSUZLUĞU VE AK PARTİ TABANININ ÖFKESİ
Türkiye, alışılmadık bir yolsuzluk gündemiyle güne başladığında herkesin merak ettiği şey şuydu: Sayın Cumhurbaşkanı, AK Parti yönetimi, AK Parti tabanı ve dünya görüşü olarak AK Parti’ye yakın gazeteciler bu olaya nasıl tepki verecekti?
Sayın Cumhurbaşkanı: İlk günden kamuoyunun karşısına çıktı. “Nefsine uyanlar, yolsuzluk yapanlar, nüfuz kullananlar kim olursa olsun, sonuna kadar hesabı sorulacak.” dedi.
AK Parti: Kurumsal açıklamalarda genel başkanın izinden gitti ve benzer tutumunu ortaya koydu. Her ne kadar bu yolsuzluk üç ayaklı bir yolsuzluk olmuş olsa da siyasi ayağa yönelik ilk adımını bir genel başkan yardımcısını görevden alarak attı.
AK Parti tabanı: AK Parti tabanı, Yeni Parti tabanı gibi kulağının üzerine yatmadı. Homurdandı, öfkelendi. Muhalefet tabanından daha fazla tepki gösterdi ve göstermeye devam ediyor. Hatta yapılanları yeterli bulmuyor, daha fazlasını bekliyor.
Sağlıklı toplum yapısı budur. Devlet içerisinde zaman zaman kötü niyetli insanlar olur: Yolsuzluk yapan iş insanı, buna zemin hazırlayan bürokrat, nüfuz kullanan siyasetçi…
Bütün bu olup bitenlere toplum rıza göstermediğinde siyaset bu işin üzerine cesaretle gider, kirliler ayıklanır ve düzen işlemeye devam eder.
25 milyon oy vereni, 11 milyon üyesi, 1 milyon teşkilat görevlisiyle dünyanın en örgütlü yapısı olan AK Parti, üç beş tane kanı bozuk için kendini siper etmedi ve doğrudan tepkisini gösterdi. Parti tabanının bu tutumu, Türkiye’nin geleceği için ümit vericidir.
Bu millet 25 yıldır Sayın Cumhurbaşkanı’na güvendi ve onun arkasında kale gibi durdu. Benim merak ettiğim bir mesele var: Bu ülkede seçimle iş başına gelen, meşru siyasal nüfuzun temsilcisi olan bir lidere bu ihanet nasıl yapılır?
Bu hainler hesap verecek.
Tabanın ve liderin hassasiyeti ortada. Gelecekten umutluyuz.

