Dar vakitler

04:0016/09/2015, Çarşamba
G: 13/09/2019, Cuma
Kemal Öztürk

Eskilerin kullandığı bir tabirdir “dar vakit”. Güneş batmadan yarım saat önce başlayan ve güneş batana kadar geçen süreye denir. Kayınvalidem, bu saatlerde çocuklarına bir şey yaptırmaz, sıkı sıkı tembihlermiş, 'dar vakit şimdi, dikkatli olun, yapacağınız iş varsa sonra yapın' dermiş. Fıkıhta “kerahat vakti” denir bu saatlere, namaz kılmak mekruhtur. Ayrıca bu saatlerde uyumayı da tavsiye etmezler, yarardan çok zararı vardır derler.Dar vakit, güneşin batışıyla beraber meydana gelen atmosferik değişimler,

Eskilerin kullandığı bir tabirdir “dar vakit”. Güneş batmadan yarım saat önce başlayan ve güneş batana kadar geçen süreye denir. Kayınvalidem, bu saatlerde çocuklarına bir şey yaptırmaz, sıkı sıkı tembihlermiş, 'dar vakit şimdi, dikkatli olun, yapacağınız iş varsa sonra yapın' dermiş. Fıkıhta “kerahat vakti” denir bu saatlere, namaz kılmak mekruhtur. Ayrıca bu saatlerde uyumayı da tavsiye etmezler, yarardan çok zararı vardır derler.

Dar vakit, güneşin batışıyla beraber meydana gelen atmosferik değişimler, hava sıcaklığı değişimleri ve gündüzden geceye geçişin yaşattığı farklılıklardan olsa gerek, bir basınç, bir sıkıntı hissedildiği değişim zamanıdır. Eskiler bu saatleri tehlikeli, sıkıntılı, zor saatler olarak görür, bir çok işlerini ertelermiş. İlginç ve güzel bir tutum.

Türkiye dar vakitlerden geçiyor

Bence Türkiye dar zamanlardan geçiyor. Sıkıntılı, yüksek basıncın olduğu, sancılı değişimlerin olduğu zamanlardayız
. Türkiye siyaseti 7 Haziran'dan beri kilitlenmiş durumda. Siyasilerin seçim öncesinden başlayan sert tutumları, seçimden sonra da devam ediyor, gerginlik bir türlü bitmedi.

Koalisyon hükümeti kurulamadı, öylesine tüketmiş siyasi partiler birbirini. Söyleyecek güzel söz bırakmamışlar, uzlaşacak zemine, yeni fikirler yeşertecekleri zemine beton dökmüşler. Şimdi ne ekseler bitmiyor, ne koysalar dolmuyor. Herkes birbirini suçluyor, 'vatan hainliği, ihanet, cinayet, savaş...' gibi ağır kelimeler havada uçuşuyor, güneşin batması gibi, karanlığa gömülüp gidiyor.

Bırakın partilerin birbiriyle mücadelesini, siyasi partiler kendi içinde kavgaya tutuşmuş durumda. İstifa edenler, ihraç edilenler, partisini suçlayanlar, partisine diş gösterenler, çekişmeler bitmiyor, durulmuyor. Dar zamanlarda herkesin sinirleri gergin, herkesin öfkesi burnunda, herkes kendi derdinde.

Alevler kapımızı yalarken

Hepsinden öte, terör belki de tüm zamanların en azgın dönemine girdi. PKK, DHKP-C, IŞİD, Paralel Yapı... hep birlikte çullandılar memleketin üzerine. Hükümeti bırakın, devleti çökertmek, milleti bölmek için, gözleri dönmüş bir şekilde saldırıyorlar. Her gün şehit, her gün ölüm, her gün bir ocağa ateş düşüyor.


Mülteci krizi bir insan yangını gibi sardı her yanımızı. Yangın Avrupa'ya kadar sıçradı. Neredeyse tüm komşularımızda kriz var, alevler evimizin kapısını, bacasını, camını yalıyor, ateşi canımızı acıtıyor. Bu alevler ülkenin içine, evimizin içine yayılsın diye uğraşan, ateşe odun taşıyan, körükle koşan cahiller, hainler, aklı evvellerle dolu etrafımız.

Tek bir ferde muhtacız

Zor zamanlar gerçekten, dar zamanlar, eskilerin değimiyle. Böyle bir zamanda, ülkesini düşünecek tek bir ferde bile muhtacız. Böyle bir zamanda hain olmayan herkese el uzatmak, el sıkışmak, kavgaları ve küskünlükleri ertelemek zorundayız. Başka
çaremiz yok. Yangın yerinde yapılacak şey, kovalara su doldurmaktır, itfaiyeye yardım etmektir, ateş sönsün diye dua etmektir.

Bu yangını söndürmekle görevli olanlar, ilk önce siyasi partilerdir. Onlar bir araya gelirse, tabanları da bir araya geliyor. O liderler yangına odun değil su taşırsa, tabanları da su taşıyor.

Cizre'de, Hakkari'de, Şemdinli'de her gün şehit olurum diye abdest alıp çıkan güvenlik görevlisi, arkasında koca bir milleti, hükümeti, devleti, siyasetin tüm aktörlerini görmek ister.
Bu gencecik askerin, polisin kimin için, kimler için, hangi vatan için canını verdiğini düşünün.
Birbiriyle kavga eden, birbirini vatan hainliği ile suçlayanlar için mi? Her gün birbirine hakaret edenler için mi? Onlara böyle mi moral veriyoruz?

Teröre hayır, kardeşliğe evet

Tam bu zamanda güzel bir ses çıktı. TOBB öncülüğüne, onlarca sivil toplum örgütü bir araya geldi. 17 Eylül'de Ankara'da teröre karşı ortak bir tepki vermeye karar verdiler. Önceki akşam NTV'de Barolar Birliği Başkanı ve Esnaf Odaları Başkanı birlikte çıktılar ekrana. Tüm farklılıklarını bir kenara koyup teröre karşı nasıl birleştiklerini anlattılar. Çok anlamlıydı.

Her bir ferde ihtiyacımız var. Her bir kaleme, her bir sese, her bir yüreğe ihtiyacımız var. Dar zamanlarda kavga edilmez, tartışma yapılmaz, çekişme olmaz. Ülkesini, milletini düşünen her fert tüm önceliklerini, tüm hesaplarını, tüm taleplerini ertelemek zorunda.

Başbakan özel temsilcisi

Terörü durdurmalıyız, terörün amacı olan iç çatışmayı engellemek zorundayız. Sükuneti sağlamak zorundayız. Seçimi selametle yapmak zorundayız. Tüm dünyaya bu ülkenin, bu devletin, bu milletin asla ama asla diz çökmeyeceğini, asla bölünmeyeceğini göstermek zorundayız.

Belki de TOBB ve STK'ların başlattığı, teröre karşı birlikte olma projesini sürdürmek için bir özel temsilci atanmalı. Tarafsız, herkesin saygı duyduğu, sözü dinlenen bir Başbakan Özel Temsilcisi, teröre karşı, iç savaş tehditlerine karşı herkesi bir araya getirecek, onlarla iletişim kuracak bir isim. Siyaset için değil, sadece ve sadece ülke için çalışacak bir akil temsilci.

Dar zamanlardayız, zor zamanlardayız her kes ne yaptığının farkına varsın artık.
#terör
#Mülteci krizi
#Türkiye siyaseti