|
Yazarlar

Tek kişilik ordu

15:32 . 27/05/2015 Çarşamba

Kevser Topkar

1966 yılında İstanbul’da doğdu. Kuzguncuk İlkokulu ve Üsküdar Kız Lisesini bitirdikten sonra İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Kamu Yönetimi Bölümüne girdi. 1987’de mezun olacakken başörtüsü yasağından dolayı üniversiteye ara verdi. Fakülteyi iki sene sonra bitirebildi. 1998-2000 tarihleri arasında Sudan’da bulundu. Bu esnada Afrika Üniversitesinde Arap dili eğitimi aldı. Türkiye’ye döndüğünde özel sağlık alanında yöneticilik yaptı. Fide Yayınlarının kuruluşundan itibaren editörlüğünü üstlendi. Öykü, çocuk hikayeleri ve derlemelerden oluşan kitapları yayınlandı. TC. Başbakanlık Osmanlı Arşivi’nde özel araştırmacı olarak Filistin’e Yahudi göçlerini araştırdı. Başörtüsü yasağı kaldırıldığında Marmara Üniversitesi Yakınçağ Tarihinde yüksek lisansını tamamladı. Aynı üniversite halen doktora yapmaktadır. Üsküdar Belediyesi’nde 6 senedir sosyal projelerden sorumlu Başkan Danışmanı olarak çalışmaktadır. Almanca, Arapça ve İngilizce bilmektedir. Evli ve dört çocuk annesidir.

Kevser Topkar
Prof. Dr. Zekeriye Kurşun Hoca, ''Türkler ve Ermeniler'' çalışmasını medyaya sundu.

100 yıl evvel dünya en büyük krızini yaşadı. Tarihe ''I.Dünya Savaşı'' olarak geçen bu süreçte imparatorluklar dağılırken, son beş yüz yılın dünya imparatorluğu Osmanlı, bünyesinde barındırdığı bütün milletlerle birlikte derin acılar yaşayarak parçalara ayrıldı. Son yüzyılda bu acılar durulsa da dinmedi. Bölünmesinin ardından, yüzyılı tamamlamadan, Osmanlı coğrafyası yeniden kanamaya başladı. Bitmemiş hesaplaşmalar ve rıza gösterilmemiş boyun eğdirmeler coğrafyamızı yeniden kanattı.

Yüzyıl evvelki parçalanmada acı çeken milletlerden biri de yaşadığı topraklardan tehcir edilen Ermeni Milletidir. On asır evvel, Türkler Anadolu'ya geldiklerinde bu topraklarda Ermenilerle karşılaştılar. On asır birlikte yaşadılar. Dilleri, folklorları, kültürleri birlerine karıştı, kaynaştı. Güzel bir birliktelik örneği verdiler. Ermeni kimliği bu kaynaşmada yaralanmadı. Dinlerin farklılığına karşılıklı saygı duyuldu. Ermeniler, Osmanlı İmparatorluğu'nda en üst görevlerde hizmet ettiler. Onlar, imparatorluk topraklarında ''sadık millet'' olarak adlandırıldı.

İmparatorluk parçalanırken barındırdığı milletler, bu parçalardan pay alma mücadelesine düşerek hakim güçlerin de kışkırtmalarıyla, ayrı devlet olma çabası içine girdiler. Her cephede savaş vardı. Bu savaşlarda kendilerine toprak ve devlet vaadeden güçlerle birlikte hareket edenler oldu. Ermenilerin içinde bu vaadlere kanarak on asırlık birlikteliğe ihanet eden guruplar türedi. Öyle bir noktaya gelindi ki, artık iki halkın birlikte yaşama ahengi bozulmuş, kardeş gibilerken düşman olmuşlardı. Her iki tarafın güvenliği için başka bir bölgeye nakledilmeleri gerekmekteydi. Ve tehcir kararı alındı. Göç, hele de son yüzyılını savaşlarla geçirip parçalanmış, içinden ve dışından saldırılara uğramış bir devlet için zor bir hadisedir. Dönemin yol şartları, savaş ortamı, devlet otoritesinin iyice zayıflaması gibi faktörler göçü daha da zorlaştırdı. Tehcir sırasında Ermenilerden hayatını kaybedenler oldu. On asırdır yaşadıkları kök saldıkları topraklardan bir milletin kopması yeterince acıyken, göç esnasında yaşanan dramlar buna eşlik etti.

Bu hadiseden birkaç yıl evvel, Balkan halklarının yaşadığı dram yanında, belki de küçük kalan bir hikayeydi onlarınki. Soykırıma uğrayarak topraklarından kopartılmış binler Osmanlı şehirlerine perişan halde sığınmışlardı. Kafkaslardan sürülen Türk ve Müslüman halklar önce yaşadıkları coğrafyada katledilip ardından bütün varlıkları yağmalanmıştı. Kalanları kaçarak sığınabilecekleri tek toprak parçasına, Anadolu'ya geliyorlardı. Halklar yığınlar halinde yer değiştiyorlardı. Dünyanın dengesi bozulmuştu. Ermenilerin tehcir şartları Anadolu'ya sığınan Müslüman halkla kıyaslanamayacak kadar iyiydi. Lakin dramdı.

Bugün, bu hadiselerden yüzyıl sonra, aynı coğrafyalar yeniden ateş ve kan içine düşürülmüşken, Dünya egemen güçlerinin aklına Ermeniler geldi. Kendi yaptıkları ve yapmakta oldukları soykırımları, akıttıkları kanları ve sömürgeleştirdikleri milletleri unutarak, Ermeni halkının koruyucusu kesildiler. Entellektüellik adına global tarih bilgisinden yoksun, tesir altında kalmış yerli yazar-çizerlerle birlikte, Ermeni tehcirini soykırım olarak tanımlama gafletine düştüler.

Araştırma gereği duymadan, bilgisizlikle soykırım iddiasında bulunanlar için aydınlatıcı bir çalışma sunma gayretiyle aylardır emek veren, tek kişilik bir ordu Prof. Dr. Zekeriya Kurşun Hocamız bu çalışmasının sonuçlarını Türk ve dünya medyasıyla paylaştı. Türkçe, İngilizce ve Fransızca olarak hazırlanan bu çalışma, Türkler ve Ermeniler başlığı altında tarih boyunca Türk-Ermeni ilişkilerini içeren makale ve çalışmalarla, görsel materyaller de içererek medyada yayınlandı. Prof. Dr. Zekeriya Kurşun Hocamızın kendi ifadeleriyle bu çalışmanın muhteviyatı şöyledir:

'' ... olaylardan 100 yıl sonra hiç değilse yüz makale ile de olsa iki toplumun hatıralarını yad ederek, tarihin şahitliğine müracaat etmektir. Bu projede propogandacıların değil, tarihçilerin çalışmalarına yer vermeyi esas aldık. Hedefimiz yaşananları adil bir terazide tartmaktır. Çağrımızı kabul eden tarihçilerden ve bilim adamlarından gelen yazıları belli katagorilere ayırarak okuyucularımıza sunduk. Yazılar hiç bir şekilde, ön bir tanımlamaya veya bir tercihe bağlı olarak toplanmadı.

Tamamlanan metinler İngilice ve Fransızcaya tercüme edilerek aynı prosedür uygulandı. Sitemize sorunun takibini kolaylaştıran bir kronoloji de ilave edildi. Bu kronoloji Türk-Ermeni ilişkilerini bütünü ile ele almak yerine ilişkileri belirleyen bazı dönüm noktalarını hatırlatmayı amaçlamaktadır. Galeri kısmında konu ile ilgili fotoğraf ve belgelere yer verilmektedir. ''

Çalışmaya
den ulaşabilirsiniz.

Prof. Dr. Zekeriya Kurşun Hocamız bireysel olarak aylarca bu çalışmayı gerçekleştirmek için çaba sarfetti. Acizane, öğrencisi olamakla gurur duyduğum hocamın çalışmaları aşamasında yaşadığı zorluklara tanıklığım vicdani bir mesele olduğu için ufak bir açıklama yapmak istiyorum. Bu tür çalışmaları yapmayı devletin kurumları teşvik etmeliyken, çalışmayı gönüllük esasıyla gerçekleştiren hocamızın lojistik için gayret sarfetmiş olmasını büyük bir ayıp olarak telakki ediyorum. Vatan, millet ve öğretme aşkıyla dolu, derdi olan insan sayımız ne yazık ki son derece sınırlı olmasına rağmen teşvik edilmemektedirler. Gecesini gündüze katarak ortaya koyduğu ''Türkler ve Ermeniler'' çalışması için her iki millet de hocamıza müteşekkirdir. Bu çalışmanın iki millet arasında kopan bağı onarmaya yönelik bir dili vardır. Tam da ihtiyacımız olan bir uslüpla yaraya merhem olduğuna inanıyorum. Bu vesile ile kendisine şükranlarımı sunuyorum.
#kevser topkar
#kevser topkar yazıları
#Tek kişilik ordu
8 yıl önce
default-profile-img
Tek kişilik ordu
Başıboş köpek saldırıları siyasi bir tepkiye dönüşürken…
AK Parti için ‘büyük’ fırsat!
Özür ve yıkım mutabakatı
Kötümserlik ve iyimserliğe dâir bâzı notlar..
İnsanın derinlikleri