
Gün içinde haber merkezlerine düşen taze haberleri izlemeyebilmek için herkes gibi ben de arada bir İnternette yayın yapan haber sitelerine göz atıyorum. Önceki gün sabah saatlerinde yaptığım bu ziyaretler sırasında ülkenin güneydoğusunda ''3 şehit'' verildiği haberini büyük bir üzüntüyle okudum. Söz konusu haber sitelerine ziyaretimin ikincisinde şehit sayısının 4''e çıktığını okuduk. Şehit sayısındaki bu artıştan da etkilendim şüphesiz. Ve nihayet dün (pazar) sabah gazeteleri elime aldığımda sayının 7 olduğunu öğrendim. ''Bir günde 7 şehit''? İnanılır gibi olmadığı apaçık... Lübnan''da görev yapacak askeri birliğin vereceği muhtemel kayıpların hesabının şimdiden sorulmaya çalışıldığı bir dönemde ''Bir günde 7 şehit'' de ne demek? Besbelli ki, nutuklarda altı ısrarla çizildiği gibi eğer sarsılmaz bir ''ulus-devlet'', bir ''üniter devlet'' isek, ''Bir günde 7 şehit'' haberinin ulaşması ülkenin yönetiminde normal olmayan bir takım işlerin varlığına işaret etmektedir.
Bir kez daha ''Gençliğim eyvah!'' diyen delikanlılarımız... İkisi Hakkari''nin Çukurca ilçesi Köprülü Jandarma Tabur Komutanlığı''na yapılan saldırı sonucu; üçü Şırnak''ta yola döşenen mayınların patlaması sonucu; birisi Van''da sınırda devriye denetimi yaparken açılan ateş sonucu; bir diğeri Diyarbakır ''da yine patlatılan mayın sonucu...
Ölen delikanlıların ikisinin ''asteğmen'' olduğunu ayrıca hatırlatırım.
Cevaplanması gereken soru şudur: Bu böyle daha ne kadar devam edecek? Her hafta ''şehit haberleri''nin o malum klişeler çerçevesinde medyada yer aldığı bir ülkenin ''barış içinde'' yaşadığını kim iddia edebilir?
Ayrıca bu sefer (doğru-yanlış bilemem) gazetelere (gazetemize de ) düşen bir haber insanın aklını çok daha karıştırıcı nitelikteydi. Doğru-yanlış bilemem ama gazetelerde yer aldığına göre bu haberi de size aktarmalıyım-hatırlatmalıyım diye düşünüyorum. Haber şu: ''Amca Mümin Işık (şehit astteğmen Furkan Işık''ın amcası), yeğeninin şehit olduğu yerde 14 gün önce yine 3 şehit verildiğini belirterek, ''Yeğenim şehit asteğmenin yerine oraya gittiğini söylüyordu. Yeğeniyle internette konuşurken bulunduğu yerde durumların çok kötü olduğunu söylemiş. Birkaç gün önce de yeğenine telefonda ''ben belki gelemeyeceğim'' demiş. Oralarda belki 100 tane şehit veriliyor ama 1 tanesi açıklanıyor. O da bize denk geldi. Çünkü biz aynı yerde iki hafta önce 3 kişinin şehit edildiğini biliyorduk'' dedi. Hüzünlenen amca, Furkan''ın küçük kardeşi Utku''ya sarılarak ağladı.''
Bu haber doğru değildir herhalde... Olsa olsa acılı amcanın kulaktan dolma ve aslı astarı olmayan bilgilere dayanıyorduk mutlaka... (Mutlaka öyledir, yoksa, ''yoksa''sını düşünebilmek bile imkansızdır.)
''Bir günde 7 şehit'' haberinin içinde benim ilk kez karşılaştığım farklı bir boyut daha vardı. Hatta öyle ki, ''şehit haberleri'' söz konusu olduğunda ülkenin ''uzman'' olarak nitelenebilecek büyük gazetesi bile her ne kadar ''Yürekler yandı'' malum manşetiyle söze başlamış olsa da, şehit ailelerinin bazılarının dile getirdiği ''isyan''ı görmeden sayfayı bağlayamamıştı. Bu farklı boyut da şöyleydi:
Gazetelere yansıdığı kadarıyla iki şehit ailesi sevgili çocuklarının ölümünden sonra bugüne kadar alıştığımız çerçevenin (bu ''çerçeve'' ne derece gerçeği yansıtıyor, o ayrı bir mesele) dışına çıkarak çocuklarının ''şehit olması''na değil, çocuklarına ya da hiç değilse onların hatıralarına sarılıyorlardı. Şu farklı açıklamalara bakın:
27 yaşında şehit düşen İzmirli Deniz Yüzgeç''in annesi: ''Ben vatan sağ olsun demiyorum. Çünkü devlet benim oğlum için bir şey yapmadı. O koşarak askere gitti, ancak devlet ne çelik yelek, ne de zırhlı bir araç verdi, çok gördü. (...) Bu vatana değmedi oğlumu kurban etmek.''
Baba Yüzgeç: ''Şehitler devlet büyüklerinin politik oyunlarına kurban gidiyor.''
Şehit asteğmen Zeki Burak Okay''ın annesi: ''Oğlumu asker olsun diye okutmadım. En iyi okullarda okuttum. Zorla askere aldılar. Sinek bile öldüremezken, ''insan öldürsün'' diye dağa çıkardılar. Oğlum şehit değil, pisi pisine öldü. Hakkımı helal etmiyorum.''
Baba Okay: ''Vatan sağ olsun demeyeceğim.''
Görüyorsunuz; Bugüne kadar ''şehit aileleri''nden (bize aktarıldığı kadarıyla tabii ki) pek duymadığımız sözler-tepkiler bunlar... Bu acılı anababaların ''isyanı''nı anlamamak, paylaşmamak mümkün müdür? Sizi bilmem ama ben bugüne kadar ''ulus-devlet'' ya da ''üniter devlet'' sevgisinin ''evlat sevgisi''ni alt ettiğini doğru dürüst anlatabilen tek bir metine rastlamadım...
Demek ki, ''büyük medya''nın bugüne kadar had safhada sorumsuzlukla sürdürdüğü ''şehitler ölmez vatan bölünmez!'' haberciliği artık yavaş yavaş gününü doldurmaya (baksanıza anababalar oğullarının ''öldüğünü'' söylüyor) başlıyor. Böyle de olması gerek zaten... Belki yakında sınıfsal konumları itibariyle sesini çıkaramamış-duyuramamış anababalar da farklı konuşmaya başlayacaklar. Belki de yakında, militarizm ile arası iyi olan medyanın çocuklarını ''şehit'' olarak hatırlamalarının onları gerçek ''kokularıyla'' hatırlamaktan çok daha yüce bir iş olduğunu tekrarlayan klişeleri onlara da sıkıcı gelecek...
''Oğlumu asker olsun diye okutmadım... Sinek bile öldüremezken, ''insan öldürsün'' diye dağa çıkardılar...''
Kayıtsız kalabilmek için ''yürek'' ister doğrusu....
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.