
"Türk Basını"nda köşe yazarlarının birbirlerinin yazılarına göndermede (atıfta) bulunmaları "ahbap çavuş ilişkileri" ve ucuz polemikler dışında âdetten değildir. Ben bu alışkanlığı yadırgayanlardanım. Çünkü düşünce-fikir dediğimiz şey ancak "diyalojik" bir yöntem ve ortamda oluşabileceğinden, düşünce ve fikrin yazarlara bir "vahiy" gibi inmesi mümkün olmadığından , kalem sahibi olabilenlerin birbirlerinin düşüncelerini değerlendirmeye, onlarla yapıcı bir diyalog içinde olmaya çalışmalarının çok daha verimli ve doğru bir seçim olduğuna inanırım.
Bu "giriş"i yapıyorum, çünkü bugün Etyen Mahçupyan''ın –görebildiğim kadarıyla- hakkında konuşulmayan önemli bir yazısını söylediğim açıdan değerlendirmeye çalışacağım.
Etyen, 24.Nisan tarihli "Duble yol / Çıkmaz sokak" başlıklı yazısında Ak Parti''nin siyasi siyasi misyonunu bir tür "duble yol" olarak tasavvur ettiğini söylüyordu. "Duble yol"un bir hattında dünyanın nereye gittiğinin farkında, reformlar yapan, özgürlüklerin önemine inanmış bir parti, diğer hattında ise "iktidarını neredeyse süresiz olarak uzatmak, her seçimde oylarını artırmak ve toplumun bir bütün olarak nabzını tek başına elinde tutmak isteyen, ''milletle'' özdeşleşmeyi hayal eden bir parti" vardı.
Etyen bu iki amacın "uyumlu olmadığı" kanaatinde. Bu tespit çok yerinde, benim açımdan da "tam isabet".
Bu tespitin teorik diyebileceğimiz temeli de çok yerinde: "Nitekim toplumu bütünleştirerek kendi rehberliğine bağlayan, buradan bir millet mitosu üreten bakışın çok da demokratik olması mümkün değil."
Bu teorik temel-subasman da çok yerinde doğrusu… "Çünkü bu yaklaşım toplumu millete indirgediği oranda, toplumsal farklılıkları ve çeşitlilikleri de hem görünmek kılıyor, hem de siyaseten göz ardı edilmelerini kolaylaştırıyor."
Bu cümledeki "siyaseten göz ardı etmek" ifadesini ben -daha da ileri giderek- "siyaseti inkar etmek" şeklinde anlıyorum, çünkü "siyaset"in tanımı zaten sözü edilen toplumsal farklılık ve çeşitliliklerin birbirlerini yok etmeden var olmasını sağlamak değil midir?
"Toplumu milletleştirirken demokratikleştirmek"? Gerçekten de demokrasi ve gerçek anlamıyla siyasetin amacından ayrılmış bir yol bu.
"Çünkü demokratikleşme, kaçınılmaz olarak her milleti toplumsallaştırır. Yani kendi içindeki çeşitliliği muhatap almanın ötesinde, bu çeşitliliğin önünün açılmasını gerektirir. Diğer bir deyişle demokratikleşme yolunda gidildikçe, ''millet'' bölümlere ayrılma sürecine girer. Ve eğer ''millet'' kavramına sarılıp, onu katılaştırır, muhtemel esnekliğini engellerseniz, söz konusu bölümler arasındaki gerilimlerin sonucu toplumsal bölünme olur."
Yazıdan son olarak şu cümleyi de aktarıp, sonra devam edelim: "Ancak görünen o ki, AKP bu sonucu zihninde sindirebilmekte, kendisini milletin taşıyıcısı olarak görmekte, toplumu demokratikleştiren siyasi özne olma hayali arasındaki mesafeyi algılamakta epeyce zorlanıyor."
Etyen''in bu yazısı bana okuru olduğunu sandığım Marcel Gauchet''nin siyaset ve demokrasiye ilişkin görüşlerini hatırlattı. Bu değerli filozof da bu kavramları değerlendirirken "Birliğin tehlikesi ve anlaşmazlığın- bölünmenin zorunluluğu"ndan söz ediyor, toplumsal hayat için anlaşmazlığın-bölünmenin değil birliğin tehlike arz ettiğini söylüyordu. "Anlaşmazlığın-bölünmenin" ortadan kalkması demek taraflardan bir ya da birkaçının ortadan kalkması demek olduğundan, bu süreç sonunda "anlaşmazlığın-bölünme"nin tarafların birbirini ortadan kaldırmadan halli anlamına gelen "siyaset"ten de artık söz edilemez oluyordu. Siyaset, "birliğin" peşinde koşmak, karşıtlıkların ortadan kaldırılmasını amaç edinmek değil, bu karşıtlıklarla (hasımlarla) ortak bir kamusal alan yaratabilmekti. "Birlik" ama "hasımlar" ile birlikte, onları yok sayarak-tanımayarak değil, onların varlığının "siyaset"in varlığı için vazgeçilmez olduğunun kabulüyle.
Gauchet''nin bu çerçevede hatırlattığı uç örneklerden birisinin Marxizm olduğunu da hatırlatayım. Filozofa göre Marxizm de -kurucusunun sınıf savaşı olmak üzere toplumdaki çatışmanın-karşıtlığın "tarihin motoru" olduğunu ilan etmesine, siyaset sorununun merkezinin burada yattığını ilan etmesine rağmen- komünist toplumu sınıfların ortadan kalktığı ve toplumsal birliğin-uyumun nihayet sağlandığı bir düzen olarak tasvir ederken "siyasal çatışmanın" sürekliliğinin niçin zorunlu olduğunu görememiştir. Bu çerçevede Marxizmi resmi öğreti olarak benimseyen totaliter sistemlerin (mesela zamanının Sovyetler Birliği) açmazı-çıkmazı buradan kaynaklanmıştır: Rejimin, toplumlar var oldukça sürecek olan toplumsal bölünmeyi ortadan kaldırmak yönündeki gayretinin sonucu ortaya "nomenklaruta" olarak anılan yeni bir toplumsal bölünmenin çıkması olmuştur. Toplumdaki karşıtlıklar-anlaşmazlıklar ortadan –tabii ki- kalkmamış, sadece yasaklanmıştır.
Etyen''in yazısına dönecek olursak: Gerçekten de Ak Parti''nin "toplumu bütünleştirerek kendi rehberliğinde bir millet mitosu" yaratma arayışı "duble yol"un "dönüş hattının" rolünü-işlevini oluşturuyor. "Gidiş" hattının ülkeye sağladığı kazanımları inkâr edebilmek imkânsız. Ama "dönüş" hattının varacağı son durak da bellidir. Bakalım Ak Parti -çok önem verdiği- "duble yol" projesinin bu son derece ciddi sakıncalarından uzaklaşabilecek mi? Son olarak Etyen''in altını çizdiği "toplum-millet" ikilisinden birincisine ağırlık verilmeye başlandığının hiç değilse sembolik bir örneğini-adımını oluşturabilecek bir öneride de bulunmak isterim: "Ulusa Sesleniş" programının adı "Topluma Sesleniş" olarak değiştirilsin!
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.