
Yeni Şafak başyazarı Ahmet Taşgetiren ile polemiğe girmeyi aklıma bile getirmem. Dolayısıyla, yazarımızın "Sağlıklı bir açılım" başlıklı dünkü yazısı hakkında söyleyeceklerim açılmış olan bir tartışmaya küçük bir katkı olarak değerlendirilsin isterim.
Gelişmelerden Hürriyet''in "Elçilikte skandal/Komutanın masasına irticacıyı oturttular" başlıklı çarpıcı ve çarpıtıcı haberi vasıtasıyla bilgi sahibi olduk. Danimarka''nın başkenti Kopenhag''da Türk kuruluşları temsilcileriyle bir toplantı yapan MGK Genel Sekreteri Orgeneral Cumhur Asparuk ve beraberindeki heyet, bir de bakmışlar ki Milli Görüş Teşkilatları Başkanı Zeki Çoker ile aynı masadalar... Hürriyet, "aynı masaya oturtuldu" diyerek olayın arkasında küçük çapta bir "komplo" da arıyor.
Hürriyet''in haberinden şu bilgiyi de ediniyoruz: "MGK heyeti, düzenlenecek toplantıya basın mensuplarının davet edilmemesini, sadece ''güvenilir kişilerin'' toplantıya çağrılmasını ve buluşmanın gizli tutulmasını istediler. Ancak toplantı daha gerçekleşmeden kahvehane köşelerinde konuşulmaya, tartışılmaya başlandı." (!) ("Gizli görüşmeyi" kahvehane köşelerinde konuşup tartışarak sulandıranların Milli Görüş''çüler olduğunu tahmin etmişsinizdir muhakkak.)
Pekiyi, bu gizli toplantının amacı neymiş? Yine Hürriyet''in haberinden: "Başta Ermeni lobisi olmak üzere Türkiye karşıtı eylemlerin önünü kesebilmek için Milli Güvenlik Konseyi, lobi atağı başlattı. (...) Basına kapalı yapılan toplantıda Türk derneklerinin Türk Konseyi çatısı altında birleşerek Türkiye lehine faaliyetlerde bulunmaları kararlaştırıldı. (...) Sözde Ermeni soykırım tasarılarının gündeme getirildiği Avrupa parlamentolarında Dışişleri Bakanlığı''nın yetersiz kaldığı ve gerekli çalışmaları yapamadığı için komutanların yurtdışına çıktığı ve lobi yaptığı belirtildi."
Gördüğünüz gibi mesele anlaşıldı; MGK nihayet "lobi faaliyetleri"ne de elkoydu. Türkiye için hayati önem taşıyan bu işin "yetersiz" bir Dışişleri Bakanlığı''na bırakılamayacağı sonunda anlaşıldı...
Fakat bütün bu anlatılanlarda bir "tuhaflık" yok mu? Madem ki yurtdışındaki Türk kuruluşlarının bundan böyle MGK''nın organizatörlüğü altında "lobi faaliyeti" yapmalarına karar verildi, o halde bu faaliyet niçin "gizli" tutuluyor? Yoksa bu lobi faaliyetleri de mi "gizli" yürütülecek? Oysa, adına "lobi faaliyetleri" denilen çalışmaların temel özelliği mümkün olduğunca "açık" ve "ikna edici" olmaları değil mi? Neyse...
Ahmet Taşgetiren, MGK Genel Sekreteri''nin bizzat yürüttüğü bu toplantıları, "akreditasyon" kaygısı taşımaksızın düzenlendiği (yani Milli Görüş dışarıda tutulmadığı) için "Sağlıklı bir açılım" olarak niteliyor ve hemen ekliyor: "Çünkü Türkiye''nin bu rasyonel bakışa ihtiyacı var. Bunu da öncelikle asker yapabilir, çünkü, ülke yararına hiçbir gücün ihmal edilemeyeceğini değerlendirmek onun mesleki duyarlılığının gereğidir." MGK Genel Sekreteri''nin başkanlığındaki heyetin bu "duyarlılığı" paylaşıp paylaşmadığı ayrı bir sorun. (Hürriyet, söz konusu haberinde, "Ancak askerler, dincilerle aynı masada oturmaktan (...) son derece rahatsız oldular" diyordu.) Hadi diyelim ki bu "duyarlılık" taraflarca paylaşılıyor; bu takdirde ortaya çıkan manzarayı "sağlıklı" bir manzara olarak mı değerlendireceğiz? MGK''nın yurtiçindeki "sivil toplum kuruluşları" üzerindeki etkisinden şikayetçiyken, sıra şimdi de yurtdışındaki sivil toplum örgütlerinde mi?
Taşgetiren''in şu değerlendirmesini de yadırgadım: "Anlaşılıyor ki askeri kesim, özellikle uluslararası arenada, ülkenin kullanabileceği bütün milli birikimi devreye sokmak gibi rasyonel bir bakışla hareket edilmesini öngören bir konsepte gelmiştir." Yadırgadım, çünkü MGK''nın bu girişiminde asıl dikkat etmemiz gereken hususun, bu kurumun "bütün milli birikim"le arasını düzeltmesinden çok önce, anlatıldığı türden bir "lobi faaliyeti"ni yürütme konusunda "yetkili" kılınıp kılınmadığının gözden geçirilmesi olduğunu düşünüyorum. Diyelim ki "Askeri kesim" Taşgetiren''in özlediği gibi, "akreditasyon" kaygısını aştı ve "bütün milli birikim"i kucaklayan bir hale gelerek yurtdışında "lobi faaliyeti"ni yönetmeye başladı; "Aman ne iyi, beklediğimiz nihayet oldu!" mu diyeceğiz, yoksa MGK''nın hangi "konsept"i benimserse benimsesin bu tür bir çalışmayı yürütemeyeceğini mi ileri süreceğiz? Nitekim -tabii ki- Taşgetiren de meselenin farkında; bakın ne diyor: "Olayın hiç şüphesiz, sivil toplum kuruluşlarının böyle bir resmi koordinasyon içine girmesi yönünden tartışılması gereken bir boyutu olabilir. Bu yapının fonksiyonel olup olmadığı da tartışılabilir." Tabii, hiç şüphesiz! Başyazarımızın yerinde ben olsam, Kopenhag''taki toplantının bu "hiç şüphesiz" yönünü öne çıkarmayı yeğlerdim!
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.