Milli marşlar ve futbol

00:0019/10/2008, Pazar
G: 2/09/2019, Pazartesi
Kürşat Bumin

"Milliyetçilik" konusunda olduğu gibi "futbol sosyolojisi"nde de (ama öyle "soğuk" bir sosyoloji değil, "taraftarlığı" da unutmadan!) ülkenin önde gelen kalemlerinden Tanıl Bora, bir zamandır lig maçlarında milli marş okunmasına ilişkin birkaç yıl önce verdiği bir röportajda şöyle diyordu:"Ülke içi maçlarda milli marş söylemeyi, Güneydoğu''daki ''düşük yoğunluklu savaşın'' kızıştığı dönemde, ülkücü vb radikal milliyetçi gruplar başlatmıştı. ''Milli hisleri'' galeyana getirme ya da taze tutma kampanyasının

"Milliyetçilik" konusunda olduğu gibi "futbol sosyolojisi"nde de (ama öyle "soğuk" bir sosyoloji değil, "taraftarlığı" da unutmadan!) ülkenin önde gelen kalemlerinden Tanıl Bora, bir zamandır lig maçlarında milli marş okunmasına ilişkin birkaç yıl önce verdiği bir röportajda şöyle diyordu:

"Ülke içi maçlarda milli marş söylemeyi, Güneydoğu''daki ''düşük yoğunluklu savaşın'' kızıştığı dönemde, ülkücü vb radikal milliyetçi gruplar başlatmıştı. ''Milli hisleri'' galeyana getirme ya da taze tutma kampanyasının bir aracı olarak. Bu marşın okunmasını, stadta PKK karşıtı sloganlar takip ediyor. (...) Yöneticiler, bu fiili uygulamayı resmileştirerek çıktılar işin içinden."

Milli marş ve futbol? Biliyorsunuz, konu bu sefer Paris''te oynanan Fransa-Tunus milli maçında Fransız milli marşının ("Marseyez") ıslıklanması sonrasında verilen tepkilerle tekrar gündemde.

Ama isterseniz, bu konuya geçmeden önce, Engin Ardıç''ın (Sabah) Türkiye''deki lig maçlarında İstiklal Marşı''nın çalınmasını konu edinen dünkü yazısından da bazı cümleler aktarayım:

"Sıradan lig maçlarında milli marş çalan tek ülke Türkiye''dir. (...)

Oyuncularının yarısı yabancı olan ''kozmopolit'' takımlarımızın maçlarında milli marş çalıp söylemenin ne anlamı vardır? (...)

Bu işin sebeb-i hikmetini ben size söyleyeyim:

Lig maçlarında milli marş çalmak gibi hiçbir ülkede görülmeyen bir uygulama, Diyarbakırspor için özel olarak düşünülmüştür.

Amaç, Diyarbakır seyircisine zorla marş söyletmek, hiç olmazsa dinletmekti. Böylece memleket kurtulacaktı.

Fakat Diyarbakırspor küme düşünce, uygulama havada kaldı..."

Bilmiyordum doğrusu; işin "Diyarbakırspor" faslını gerçekten duymamıştım.

Fransa''da Sarkozy''nin büyük bir "skandal" olarak nitelediği "ıslıklanma" hadisesi ve bunun etrafında yapılan bin bir çeşit yoruma gelince:

UEFA başkanı ve Fransa milli takımının eski kaptanı Michel Platini''nin dediği gibi, "ıskalanma" olayı etrafında gelişen tartışma gerçekten de "futbolun siyaset dünyası tarafından esir alındığı"nın iyi bir örneğiydi.

Fransa başbakanı maçın durdurulmamış olmasından pişmanlık duyduğunu açıklıyor, spordan sorumlu devlet bakanı bu tür "riskli" maçların Paris''te değil de (çünkü bu olayın öncesi de var: "Marseyez", 2001 ve 2007''de de, Fransa-Cezayir ve Fransa-Fas karşılaşmasında da ıslıklanmıştı) taşranın "sağlıklı, yozlaşmamış seyirciler" önünde oynanmasını öneriyordu.

Devlet bakanının "Marseyez"i Paris banliyölerinde yaşayan 30.000 Tunuslunun ıslığından kaçırmak için taşranın "sağlıklı, yozlaşmamış seyircileri"nin önüne taşıma önerisi, gecikmeden, ülkenin Sosyalist Parti''sinden çok sert tepki gördü. Sosyalist Parti ulusal sekreteri, "sağlıklı, yozlaşmamış seyirciler" önerisinin bir cumhuriyet bakanına yakışmayan ırkçı ve yabancı düşmanı bir ifade olduğunu belirterek devlet bakanının istifasını istedi.

"Marseyez''in ıslıklanması"nın ardından Fransız kamuoyunda tartışılan "eğlenceli" bir konu da, hükümetin (ve de onun yönlendirmesi ile futbol federasyonunun) canı istediği zaman karşılaşmaları durdurup durduramayacağı üzerineydi. "A priori" olarak bunun imkansız olduğu, bu işlere FIFA''nın nezaret ettiği, uluslararası kurallara göre maçların durdurulabilmesi için ortada "aşırı şiddet" gibi nedenlerin olması gerektiği hatırlatıldı. "Islaklama" olayının –maalesef- bu çerçevede yeri yoktu.

"Islıklanma"yı takiben maçların durdurulması önerisini, böyle bir karar sonrası yaşanması kuvvetle muhtemel olayları hatırlatarak uygun bulmayanlar da eksik değildi. Bir federasyon yetkilisi, "80 bin seyircinin" maça ara verilmesi sonrasında yol açacağı olaylara dikkat çekiyordu.

Yine bu çerçevede dile getirilen bir itiraz da şöyleydi: Kaç kişinin "ıslıklaması", ya da hangi düzeyde-güçte bir sese ulaşıldığında maç tatil edilecekti?

Bir sosyoloğun analizi de fena değildi. Gustave Le Bon''dan "kitle psikolojisi" tanımını aktaran sosyolog durumu şu örnekle tasvir ediyordu: "Ben milli marşı ıslıklıyorum. Yanındaki kişi benim tavrımı ıslıklıyor. Ancak uzaktan bakınca her ikimizin de aynı nedenden dolayı ıslıkladığımız sanılıyor."

Michel Plitani''nin konuya ilişkin yaptığı açıklamalar en iyiler arasındaydı.. UEFA başkanı "ıslıklanma" olayının söylendiği gibi Fransa''ya bir hakaret olarak algılanmaması gerektiğini, bunun sadece rakibe karşı sergilenen bir gösteriden ibaret olduğunu söylüyordu. O gece "Marseyez"i ıslıklayanların, Fransa takımını bir Avrupa ya da dünya kupası maçında milli marş söyleyerek pekâla destekleyebileceklerini ileri sürüyordu.

Platini''nin "maç durdurma" nedenleri arasında kendisinin de yerinde bulduğu neden "ırkçılık". Futbol oynadığı yıllarda "Marseyez"i hiç söylemediğini de açıklıyor. "Marseyez"e karşı olduğundan vb değil. Onun itirazı –tamamen haklı olarak- futbola "Marseyez"in "Silah başına yurttaşlar!" dizesini okuyarak başlanması. Futbol bir oyun, savaş değil, diyor Platini.

Toparlayacak olursak: Fransa hükümeti –sanki- durduk yerde dert arıyor gibi. Yanlışlık bana göre (de) bayrağa ve milli marşa yönelik hakaretleri altı ay hapis ve para cezasına çarptıran bir yasanın 2003''te (Sarkozy''nin önerisi yine) yürürlüğe sokulmasıyla başlıyor. Bu zamanda, hem de Fransa''da polis zoruyla "Marseyez"in ıslıklanmasını engelleyebilmek mümkün mü? Yapılması gereken asıl iş, Paris''in "problemli banliyöler" gibi kibar bir adla adlandırılan bölgelerinde doğan ve iki kültürle büyüyen gençlerinin Marseyez''i hâlâ niçin ıslıkladıkları, vatandaşı oldukları ülkenin milli marşına hâlâ niçin "entegre olamadıkları" üzerine kafa yormak değil mi?