|
Pis bir dedikodu, Ferrari ve bazı gerçekler

Hafta içi okuduğum iki haber beni oldukça şaşırttı, ardından acemilere yakışır bir çaresizliğin içine düştüm. Zorda olsa kendime geldiğimde derin bir düşünceye daldım.

Birinci haberde; 750 bin Euro''luk Ferrari''ye Türklerin ''cv''sinin yetmediği anlatılıyordu.

Ferrari, 60. yılı nedeniyle sadece 60 adet ürettiği 612 Scaglietti modelinden almak isteyen Türk müşterilere, “cv''niz bu araçları almaya yeterli değil” cevabını vermişler.

İkinci haber de; Kalp krizi geçiren DEP Eski milletvekili Orhan Doğan''ı Van''dan Ankara''ya nakil için bir uçak bulanamadığıyla ilgili; “Hiçbir pilot Orhan Doğan''ı almak için uçmak istemiyormuş”.

Neysi ki insanın kanını dolduran bu cümleler “pis bir dedikodudan” ibaretmiş, o donanımlarda bir ambulans uçak Türkiye''de olmadığı için bulunamamış ve nihayet bir Türk şirketi Lüksemburg''dan ambulans uçak bulup Van''a indirmiş.

Orhan Doğan''ın ömrü vefa etmedi o uçağa binemedi.

Ferrari almaya kriterleri tutmayan Türkler…

Donanımlı uçak olmadığı için umudu yarıda kalan insanlar…

Ne kadar aşağılayıcı bir durum.

Paran var ama kültürün, kişiliğin dünya ile rekabet edemiyor.

Bir insan yoğun bakımda, ölümün eşiğinde çaresizlikle kıvranırken, çare arayanlara -gerçek olmasa da algılanan bir gerçek ulaşıyor; “Hiçbir pilot Orhan Doğan''ı almak için uçmak istemiyormuş.”

“Pis bir dedikodu” olsa da bu da aşağılayıcı bir durumdur.

Birinci haberin oluşturduğu aşağılanmadan çok daha derini, insanlık dışı bir hal var ortada.

Peki hiçbir pilot “ben onun için uçmam” demediği halde bu “dedikoduyu” niye önemsiyorum?

Çünkü; birinci haber sosyolojik bir gerçeğin fotoğrafıdır, ikinci haber ise “olağan şüpheli” hali.

Bu tür bir durumda “kesin masum” olduğunuz, suç mahalline de hiç uğramadığınız halde “zanlı” olarak akla geliyorsanız, orada bir problem var demektir.

Öyle zamanlar olur ki, algılamalar gerçeklerden daha baskın, daha önemli, daha belirleyici hale gelir.

Bu ülkede her şey evrensel hukuk ve evrensel değerler üzerinden mi şekilleniyor?

Elbette hayır.

Keyfilik bizde her zaman ve her yerde mevcuttur.

“Kurtarıcılık kültürü” üzerinden var olduğumuzdan, daha ziyade hamasetle besleniriz.

Hepimiz en önce koşulsuz birer eylem adamıyızdır.

Gerektiğinde hukuku hiçe sayarız.

Görevimiz olmadığı halde “devlet için” der kurşun da atar, kurşun da yeriz.

Bizi yaşattığımız değerler değil, devlet yüceltir.

Fırsatını bulduğumuzda -yüksek yargıçlar olsak da- Şemdinli''de savcıyı ihraç ettiğimiz gibi, delilleri yok etmek için direnen bir avuç hukuk adamını da bir şafak vakti dağıtırız ülkenin dört bir yanına. 367 bahanesiyle siyaseti kilitler, ülkeyi belirsizliğin içine iteriz, suçüstü olan çeteleri -gerektiğinde- masum ilan etmekten çekinmeyiz.

Biz ki, eskimiş kimlikleriyle, son kullanma süresi çoktan dolmuş, çağını çoktan tamamlamış zihin yapılarıyla, emeklilik sonrası içine düştükleri derin boşluğun da etkisiyle ve en kötüsü de “maaşlı yurtsever” olarak sürdürdükleri hayatlarını üniformayı çıkardıklarında yakalandıkları kişilik ve kimlik fakirliği sendromundan “kurtuluşu çeteleşmekte gören” birkaç sapkın berduşun, ulusalcı ve devletçi sloganlarına aldanır, “iyi çocuklar” deriz.

Onlar ki, benzerlerini bulurlar, siyasette, bürokraside, hukukta, medyada, emniyette, askerde, toplumda…

Toplasanız hepsi bir avuçtur ama ses getirirler.

Bu bir düşünce sesi değil, silah ve bomba sesidir.

Bilirler ki, her ölüm ses getirir.

Biz ki, cesaretlendiririz onları, korkaklığımızla, sessizliğimizle.

Onların, yok olmaktan korkarak gösterdikleri çeteleşme performansları, bizim var olmak için gösterdiğimiz insanlık çabasına galip gelir.

Cephanelik evler bir bir dökülüyor ortaya.

Farklı düşüneni, farklı tavır ve söylem geliştireni, toplumu, siyaseti… düşman gören ve öldürmeye kararlı, bunun için and içen birden çok gurup var ve nerede ne yapacakları, tetiğe ne zaman dokunacakları, pimi ne zaman çekecekleri hiç belliği değil.

Belki de çok yakınınızdalar.

Sahi neden kimse sormaz, ülkede bir iç savaş var da bizim mi haberimiz yok?

Güvenlik bunlara mı ihale edildi?

Bu bombalar kime karşı kullanılacak?

Kim bu kirli eller?

Bunlar fikri sapkınlık yaşıyorlar ve kendileri hariç herkesi “karşı tehdit”, “iç düşman” görüyorlar.

Kaba kuvvete dayalı bir baskın kültür var toplumda ve onlar bu damardan beslenip cesaretleniyorlar.

Seçim öncesi meydanlarda demokrasi nutku atanlar, öldürerek kendine varlık alanı açmaya çalışan yoldan çıkmış eylemcilerin yapıp ettiklerini, planlarını ciddiyet almak zorunda.

Aksi taktirde sıra onlara da gelir ama iş işten geçer.

Yakın zamanda muhtıra yedik.

Asker kışlanın ne içinde ne de dışında.

Siyaset ürkek.

Demokrasi korumasız.

İstikrarımız ip üstünde

Hukuk siyasallaşmış.

Yolsuzluklar bitmiyor.

Halk korkak ve sindirilmiş.

Çeteler giderek daha da pervasızlaşıyor.

Terör gittikçe azdı.

Bu ülkede hiçbir başarısızlığın hesabı sorulmadığı, sorulamadığı için her şey yapanın yanına kar kalıyor.

Fakat bu böyle gitmez.

Hangi ülkede suçlular, soyguncular, katiller, darbeciler göğüslerini gere gere dolaşır, nam salar ve itibar görürler.

Onun içindir ki, cebiniz parayla dolu olsa da “bu Ferrari''ye cv''niz yetmiyor” denir ve aşağılanırsın.

Hiç aklından geçmediği halde; “Hiçbir pilot Orhan Doğan''ı almak için uçmak istemiyormuş” dedikodusu üzerine yapışıp kalır.

Çünkü, sen küçük dünyanda küçük hesaplarla kendi insanına “değersizliği” dayattığında bu tür bir sonucu da hazırlamış olursun.

Bu toplumdan artık canlı bombalar da çıkar, boğaz kesenler de çıkar, profesyonel suikastçılar da…

Hukuk işlemezse, evrensel değerler yeşermezse zorbalık hüküm sürer ülkede.

Farkında mısınız, devlet biz devletçilerden ne kadar da çok çekiyor.

Devleti kurtarma hastalığımız, devleti normalleşmekten uzaklaştırıyor her defasında.

İş adamlarımız, entelektüellerimiz, generallerimiz, yargıçlarımız, siyasi parti liderlerimiz, devlet başkanımız…

Her biri mesleklerinde dünya standartlarını ne oranda yakalamışlarsa, işte biz de o kadar dünyada varız ve o oranda değerliyiz demektir.

Güç ile değer arasında her zaman bire bir orantı kurma imkânı yok.

Önemlilerin hükmettiği bir ülke olmaktan çıktığımızda, artık ne çetelere geçit verilir ne de darbecilere alkış tutulur.

Üstelik kurtarıcılardan da kurtulmuş oluruz.

O gün hem paramız kimlik sorgusuna tabi tutulmaz, hem de hakkımızda pis bir dedikodu üretilmez…

Ne acı ki -içeride çok değerli olsak ta- şimdilik dünyadaki değerimiz bir Ferrari almaya yetmiyor.

17 yıl önce
Pis bir dedikodu, Ferrari ve bazı gerçekler
Haremeyn-i şerifeyn sevgisiyle dolmak varken…
Hükûmet için yeni bir ‘meydan okuma’…
Merkez Bankası döviz kredilerini neden kıstı?
Cari açık sorun olmaktan çıkıyor mu?
Yirmi birinci yüzyılda bir soykırım: Gazze