Bir itiraf: "Vur de vuralım, öl de ölelim" bizim sloganımızdı!

00:009/04/2013, Salı
G: 6/09/2019, Cuma
Mehmet Metiner

"Laik ve dinsiz devlete karşı cihat çağrılarımız sokaklara taşmıştı artık. Mitinglerdeki sloganlarımız bile giderek cüretkâr bir kimliğe bürünmüştü. Erbakan Hoca konuşurken hep bir ağızdan bağırırdık: "Vur de vuralım, öl de ölelim!" (Bkz. Mehmet Metiner, Yemyeşil Şeriat Bembeyaz Demokrasi, KaraKutu Yay, s.84)Evet, işte size bir itiraf…80 öncesinin Akıncı gençleri olarak miting meydanlarında çığırdığımız sloganlardan biriydi bu...Rahmetli Erbakan Hoca hiçbir zaman bu slogana sıcak bakmadı.Hiçbir

"Laik ve dinsiz devlete karşı cihat çağrılarımız sokaklara taşmıştı artık. Mitinglerdeki sloganlarımız bile giderek cüretkâr bir kimliğe bürünmüştü. Erbakan Hoca konuşurken hep bir ağızdan bağırırdık: "Vur de vuralım, öl de ölelim!" (Bkz. Mehmet Metiner, Yemyeşil Şeriat Bembeyaz Demokrasi, KaraKutu Yay, s.84)

Evet, işte size bir itiraf…

80 öncesinin Akıncı gençleri olarak miting meydanlarında çığırdığımız sloganlardan biriydi bu...

Rahmetli Erbakan Hoca hiçbir zaman bu slogana sıcak bakmadı.

Hiçbir zaman bu sloganı atan biz gençlere arka çıkan söz ve davranışlarda bulunmadı.

Tam tersine kendisi bizleri hep şiddet ve kavga konusunda uyardı.

Ölümün dili yerine hep hayatın dilini salık verdi.

Bizlere demokratik/yasal mücadelenin zemininde kalma telkininde bulundu.

Kendisine bağlı gençlerin sokağa çekilmesine de hiçbir zaman izin vermedi.

Zor günlerdi…

Ateşten geçtiğimiz günlerdi…

Anarşinin ve adam öldürmenin kol gezdiği yıllardı…

Akşam eve döneceğimizin garantisi yoktu hiçbirimizin…

Hiç unutmam, her gece eve döndüğümde rahmetli annemin beni avucunun içine aldığı hüzünlü yüzüyle beklediğine tanık olurdum.

Serde delikanlılık vardı.

Bir tek kendimizin doğru yolda olduğuna inanırdık.

Sloganlarımız vardı…

Heyecanlarımız aklımızın önünde gidiyordu…

O tarihlerde liderlerimiz isteselerdi her birimiz kolaylıkla terörist olabilirdik…

O potansiyele sahip gençlerdik…

Çok şükür ki Erbakan Hoca ve gençlik önderlerimiz bizi hep şiddetten sakındırdı.

O yüzden elimiz kanlanmadı.

Bizden şehit edilenler oldu elbette.

Sabırla direndik. Hiç kimseye öteki yanağımızı çevirmedik, lakin şiddete de teslim olmadık.

Ölümün diline yaslanmadık.

Başkasının ölümü için tetiğe basan katillerden hiç olmadık.

Sol/sosyalist gruplardan da ölüm geldi bize, ülkücü gruplardan da…

Metin Yüksel kardeşimiz bir Cuma namazından çıkarken ülkücüler tarafından kalleşçe öldürüldü mesela.

Metin"in tertemiz kanı şubat karlarını kırmızıya boyadı.

Her ölen şehidimizle beraber yüreğimiz parçalandı, ama intikam adına sokaklara dökülüp cinayet işlemedik.

MHP lideri Bahçeli"nin miting meydanında kendinden geçmişçesine "Vur de vuralım, öl de ölelim!" diye bağıranlara arka çıkan, onları adeta ölmeye/öldürmeye teşvik eden sözlerini duyduğumda birden kendi geçmişimi hatırladım.

Gencecik bir delikanlı iken bağırdığım o slogan tekrar karşıma çıkmıştı işte…

Ürperdim…

Üzüldüm…

12 Eylül öncesinde binlerce gencimiz, ölmeye/öldürmeye teşvik eden liderler dolayısıyla yaşamlarını yitirdiler…

Bir o kadarı cezaevlerinde tarifi imkansız eza ve cefalara maruz kaldılar…

Uzunca seneler hapishanelerde ömür tükettiler…

Darağaçlarında sallandırıldılar…

O gençleri ölüm nidalarıyla sokaklara dökenlerin "devlet, vatan, millet!" gibi davaları vardı elbet…

O gençlerin "Komünizm gelecek, vatan ve namus elden gidecek!" retoriğiyle nasıl ölüm makinesine dönüştürüldüğüne tanık oldu bizim kuşağımız…

"Komünizm getirmek!" iddiasıyla ölüme yollananların öyküsü de farklı değil…

Sadece uğruna ölünen sloganlar farklıydı…

Bu gün anlıyoruz ki o günün gençlerinin bir kısmı "kutsal devlet" adına kurban edildiler… Devletlûler iktidarlarını sürdürsün adına yaşamlarını feda ettiler…

Bir kısmı ise "özgürlük, bağımsızlık, eşitlik!" kılıfları altında "Komünizm" adına yaşamlarından oldular…

Ölüm baronlarının kim olduklarını ve hangi kirli amaçları devşirmek için o gençleri birbirleriyle çatıştırdıklarını bugün biliyoruz…

Ama bilmek yetmiyor işte!

Aynı oyun bir kez daha sergilenmek isteniyor…

Bu ülkenin dağlarında 30 yıldan beridir gencecik bedenlerin toprağa düşmesinden soruyorum kim kazançlı çıkıyor?

Bu kardeş kavgasına son vermek için şimdi girişimlerde bulunan bir hükümet var. Ama her kesimin ölüm baronları bu süreçten rahatsızlık duymaya başladılar…

"Toprağın altı sizin, üstü bizim!" diye demeç verecek kadar ölüm kusan siyasetçiler sahne almaya başladılar tekrar.

Silah yerine siyaset, ölüm yerine hayat konuşsun denildiğinde birilerinin ölümün dilini kutsamaya yeniden başlamaları insanlık adına utanç verici!

Çok üzgünüm…

Hiç unutmam: R. Tayyip Erdoğan da kendisini cezaevine uğurlayan o üzüntülü mahşeri kalabalığın içinden "Vur de vuralım, öl de ölelim!" diye haykıranlara tıpkı Erbakan Hoca gibi cevap vermişti…

Keşke Bahçeli de o gençlere hayatı tavsiye etseydi diyorum…

Bilinmelidir ki "Vur de vuralım, öl de ölelim!" sloganına arka çıkan bir siyaset, kardeş kavgasına çanak tutan bir siyasettir.

Ne yani, MHP"li bir ülkücü kalkıp AK Parti"li öz kardeşini "hain!" diyerek öldürme yoluna mı gidecek?

Düşüncesi bile korkunç!