Yazarlar Denklem yanlış Kemal bey

Denklem yanlış Kemal bey!

Mehmet Metiner
Mehmet Metiner Gazete Yazarı
Abone Ol Google News

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun var olduğunu iddia ettiği “Kürt meselesi “ bahsinde kurduğu denklem yanlış. Dolayısıyla bilmeli ki yanlış denklemden doğru sonuç çıkmaz.

Sn. Kılıçdaroğlu’nun henüz “Kürt meselesi”ni nasıl tanımladığını bilmesek bile ortaya koyduğu denklemin bütünüyle yanlış bir bakış açısı üzerine kurulduğu ortada.

Önce mantıksal tutarsızlığa değinelim isterseniz.

Kemal bey PKK’yı (Kandil’i) ve PKK lideri Öcalan’ı (İmralı’yı) gayrı meşru, PKK’nın ve bahusus Öcalan’ın partisi olan HDP’yi meşru olarak gördüğünü söylüyor. Elhak doğru söylüyor. Lakin mantıksal tutarsızlık tam da bu noktada karşımıza çıkıyor: Kandil/İmralı’yı gayrı meşru gören Kılıçdaroğlu Kandil’in/İmralı’nın partisini meşru olarak görüyor. Demek ki bu mantığa göre yarın FETÖ’nün partisi kurulsa Kılıçdaroğlu onu da meşru görecek. Kemal beyin legalite/yasallık ile meşruiyetin alanını bu şekilde birbirine karıştırması, demokratik meşruiyet açısından ciddi bir sorun oluşturuyor. Bunu bilerek yapıyorsa bu gafletin ötesinde bir duruma işaret eder.

Mantıksal tutarlılık şunu gerektirir: Herhangi bir terör örgütünün partisini meşru olarak görüyorsanız o vakit o terör örgütüne meşruiyet üzerinden söyleyecek lafınız olmaz. Nitekim geçmişte Kemal beyin kendisi de, yardımcılarından bazıları da PKK’nın Suriye’deki partisi olan ve bizzat Kandil’den kurulduğu herkesçe bilinen PYD’yi tıpkı CHP gibi meşru bir parti, PKK’nın askeri kanadı YPG’yi de kendi halkını/toprağını DEAŞ’e karşı koruyan bir meşru örgüt olarak adeta takdis etmiştir. Kemal beyin hızını alamayıp Suriye’nin PKK’sını, yani PYD ve YPG’sini tehdit olarak gören anlayışını “Ne yani YPG mi Türkiye’ye saldıracak, hadi ordan!” gibi ironik cümlelerle eleştirdiği biliniyor. Gene yardımcılarından birinin “Suriye’nin kuzeyinde komşumuz DEAŞ olacağına PYD/YPG olsun” dediği herkesin malumu.

Bütün bu açıklamalar bize şunu gösteriyor: Kılıçdaroğlu CHP’si demek ki sadece Kandil’deki PKK’ya sadece karşı ve yalnızca onu gayrı meşru olarak görüyor. Ama Kandil’deki PKK’nın Suriye’deki siyasi partisi PYD’yi ve Türkiye’deki yasal partisi HDP’yi meşru olarak görüyor. Sizce de ilginç bir bakış açısı değil mi?

Bu arada yeri gelmişken Kemal beye hatırlatmak isterim: HDP bizzat İmralı’daki Öcalan’ın talimatıyla kurulmuş bir partidir. İsmi de programatiği de Öcalan tarafından belirlenmiştir. Hatta o partide kimlerin siyaset yapacağına bile Öcalan’ın kendisi karar vermiştir. Bilmiyorsanız Öcalan’ın İmralı tutanaklarını okursanız öğrenirsiniz. Okuma imkanınız yoksa bu konuyu çok iyi bilen başdanışmanınıza sormanız yeterli. Eminim ki buradaki bilgilerimin doğruluğunu o da teyid edecektir.

Şimdi geliyorum yanlış denkleminize.

“Kürt meselesinin muhatabı HDP ve çözüm adresi TBMM” denklemi hem çok yanlış hem çok tehlikeli.

Çok yanlış, çünkü Kürt meselesi sizin partinizin 1989 yılında kaleme aldığı o meşhur raporda öngörülen çözümlerin ötesine geçti. Ak Parti lideri Erdoğan Başbakanlığı döneminde o raporda ve sonraki yıllarda güncellediğiniz diğer raporlarınızda dile getirdiğiniz çözüm önerilerinden fazlasını gerçekleştirdi. Merak ediyorum: Geriye ne kaldı ki siz onu yapmak istiyorsunuz?

Kürt kimliği yasak değil. Kürt halkının varlığını ve dilini yasaklayan o inkar paradigması Erdoğan’ın Ak Partisiyle birlikte tarihe uğurlandı. Kürt kültürünün önündeki tüm engeller kaldırıldı. Kürtçe radyo, televizyon ve gazeteler serbest. Kürtçenin öğrenilmesi ve öğretilmesi yasak değil. Üniversitelerde az sayıda da olsa Kürt dili ve kültürüyle ilgili enstitüler var. Bence bu konuda eksiklikler var. Devlet Kürt dilinin öğrenilmesi ve kültürünün korunması ve geliştirilerek zenginleştirilmesi için daha fazlasını görünür bir biçimde yapmalı. Bu konuda istismara yol açan eksiklikleri acilen gidermeli. Bu şimdilik bahsi diğerdir. Demek istediğim, anadilin eğitiminde yasak yok ama ihmalkarlıklar var. Şimdi siz kalkıp “Yetmez, ilkokuldan başlayarak üniversitelere kadar anadilde eğitim istiyoruz” diyorsanız söyleyin bilinsin. “İdari özerklik”le sonuçlanacak “yerel yönetim reformu “ istiyorsanız çıkıp açıklayın bilelim. “Biz yerel özerklikler” istiyoruz dersiniz olur biter. Zaten HDP de “demokratik özerklik” diyor. Bunun için muhatabınızın da, müttefikinizin de HDP olması gayet anlaşılır bir durumdur.

Buna “Kürt meselesi” demeniz niye? Bunun için TBMM’yi adres olarak göstermeniz niye?

HDP Kürtlerin partisi değildir; bir kısım Kürtlerden destek alan bir partidir. Ama Türklerin de partisidir. Sizin bu İmralı’yı devre dışı bırakan açıklamanıza ilk tepkiyi koyan da nitekim Türk kökenli bir sosyalist HDP’lidir. Üstelik de HDP’nin eski eş genel başkanıdır. Demek istediğim HDP münhasıran Kürtler ve Kürt temsiliyeti üzerinden okumak yanlıştır. “Kürt meselesi”nin çözümü olarak HDP’yi muhatap göstermek de bir o kadar yanlıştır.

HDP’yi nasıl gördüğünüz sizin sorununuzdur Kemal bey. Benim buradaki itirazım, aynı zamanda bir Kürt olarak kurduğunuz yanlış denklemin yanlış ve yıkıcı sonuçlarınadır. Siz anadilde eğitim istiyorsanız, yani çok dilli eğitim istiyorsanız bunu bu ülkede var olan tüm etnik topluluklar için istemelisiniz ki ilkesel bir tutarlılık içinde olabilesiniz. Hatırlatmak istediğim bu sadece. Sadece Türkçe değil diğer tüm ana dillerde de her düzeyde eğitim yapılmalıdır diyorsanız bunu parti olarak açıklarsınız, halktan onay alıp iktidara geldiğinizde de yaparsınız. Bunun için HDP’yi muhatap TBMM’yi adres olarak göstermenize gerek yok.

“Kürt meselesi ana dilde eğitim ve yerel idari özerklik olursa biter” diyorsanız onu açık açık deyin bilelim Kemal bey. Yormayın bu kadar çok milleti. Ne dediğinizi çözmekle uğraştırmayınız bizi. Madem bu sorunu HDP’yi muhatap alarak çözeceğim diyorsunuz, nasıl çözeceğinizi açık açık deyin ki biz de şifre çözmekten kurtulalım. Size de niyet okuyuculuğu üzerinden haksızlık etmeyelim.

Kendi fikrimi söyleyeyim: “Kürt meselesi”nden kastınız “PKK meselesi” ise bilesiniz ki anadilde eğitim ve yerel yönetim reformu gibi önerileriniz hayata geçse bile PKK bitmez. Çünkü PKK kendisinin bizzat üzerinde hakim olacağı bir toprak talebi gerçekleşmeden varlığına son vermez. “Suriye’de bana bu hakkı verin Türkiye’den vazgeçerim” sözleri, bir kandırmacadan ibarettir.

Bitiriyorum: Kürt değil PKK meselesini bitirmek istiyorsanız HDP’yi muhatap almanızda bir sorun yok. Çözüm yeri olarak TBMM’yi göstermeniz de o vakit isabetli olur. Ha o zaman da ne olacağını söyleyeyim size: O HDP gider gayrı meşru olarak görüp konuşmaya değmez bulduğunuz İmralı’daki Öcalan ve Kandil’deki terör baronlarıyla konuşur. Onların taleplerini getirir size iletir. Siz şayet o talepleri TBMM çatısı altında gündeme getirip çözüme öyle ulaşmak gerektiğine inanıyorsanız en basitinden kendinizle çelişmez olmaz mısınız? “Yok ona izin vermem” diyorsanız söyler misiniz HDP’nin PKK meselesini çözecek gücü nereden geliyor? HDP, bir sözüyle İmralı ve Kandil’e dahi gitmeden PKK meselesini bitirecek güce sahip olduğunu yapmıyorsa bu HDP ile hangi amaç doğrultusunda yol arkadaşlığı yaptığınızı açıklayın da bilelim gayrı.

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.