
Günümüz insanı eşyaya doğru (nefsinin esiri olarak) umutsuz bir koşu tutturmuş gidiyor. Onu ne bir tehdit ne bir nasihat yolundan döndüremez. Işığa, ateşe kendini atan kelebek gibi. Garip olan durum şudur: Mahvına, ölümüne sebep olacak bu hamlenin mânasını, sonucunu bilmiyor. Büyülü bir mutluluk içinde, gözleri parlayarak erişmeye muvaffak olduğu eşyayı kucaklıyor.
O eşya (teknoloji) yerini ertesi gün başka bir eşyaya bırakacakmış. Varsın olsun. Bir günün beyliği beyliktir.
ABD"li yönetmen Sydney Pollack"ın ünlü bir filmi vardır bilirsiniz: "Atları da Vururlar". 1969"da yapılan film çok ilgi görmüş, kapitalist sistem eleştirisi konusunda efsane olmuştu.
Özeti şudur:
1930"ların ekonomik bunalımla boğuşan Amerikası"nda Gloria ve Robert yaşanan bunalım döneminin tükettiği, hayattan umutlarını kesmiş, çaresiz iki insandır.
Bir gün ünlü bir aktris olmanın hayalini kuran Gloria ile Hollywood"ta yaşayan ve yönetmen olma çabaları başarısızlıkla sonuçlanan Robert"ın yolları kesişir. İkisi de umutsuz durumda olan bu iki genç, dans maratonuna katılmaya karar verirler. Çiftlerin kazanmak için durmaksızın dans etmesi gerektiği bu insanlık dışı yarışmada, Gloria ve Robert ne olursa olsun ümitsizlikle dolu hayatlarında son bir umut olarak sarıldıkları bu yarışmadan vazgeçmeyecekler ve yarışmanın bütün acımasızlığına rağmen ayakta kalmaya çalışacaklardır.
Sydney Pollack"ın filmografisi içinde en önemli eserlerinden biri olan Atları da Vururlar kapitalist sistemin acımasızlığını gözler önüne seren ve 9 dalda Oscar"a aday gösterilmiş sarsıcı bir dram.
Umutları biten çiftler dansa dayanmaya çalışır, ama tüm gücünü harcayanı ölüm karşılar. Ölen yaşlı çiftleri çöpe atarlar. (Sakatlanan yarış atlarını vururlar).
Kapitalizm bizi kırbaçlıyor: "Dans et, dans et, oyna". Kazanacağımızı sanıyoruz yanılıyoruz. Bu dansın sonu yok.
Geçerken çöpe atılmış fabrika işi yataklar görüyorum.
Şöyle bir durup bakıyorum. Bir fakirin altına sersen daha bir on yıl dayanır. Ama adam çöpe atmış yatağı. Neden? Çünkü yenisi, daha konforlusu, moda olanı çıkmış. Eskiyi ne yapsın. Onun işi bitti. Genç yaşında çöpe gitti. Tüketim ekonomisi böyle işliyor.
Yün yataklarda büyüdük biz. Doğuda, soğukta. Yün sağlıklıdır. Dayanıklıdır. Doğaldır. Hayvanın sırtından alır altına serersin.
Her ana, kızına-oğluna bir yatak yapardı. Çeyizlik yorganı, yastığı içinde; tam takım, çarşafıyla kılıfıyla, kanaviçe işlemeli örtüleriyle.
Önce yün pazarına gidilir, yeterince yün alınır. Sonra ev ahalisi, konu-komşu-arkadaş pikniğe gider gibi nevaleyi ve yünü alır, bir arabayla şehrin-kasabanın-köyün yanı başından akan billur gibi dereye varırdı. Yün önce serilecek, çakıl taşları üzerinde güneşi görüp gevşeyecek. Bu arada kahvaltı yapılacak. Ardından bu işi bilen yaşlılar öne geçip, parça parça didikleyerek yünün kirini suda eritecek. Kiri yumuşayan yün sal taşların üzerine serilip güçlü gençler tarafından tahta tokaçlarla dövülecek.
Cenab-ı Hakk buna bir özellik vermiş. Vurdukça köpürüyor. Kendi kendini yıkıyor.
Titiz kadınlar ilaveten temizlik tozu, sabun tozu da atarlar. Tokaç sesleri türkülere karışır. Bir yıkanan yün bir kaç kez durulanır. Bir daha, bir daha dövülür. Öyle ki artık sudan çıktığından bıraktığı su derenin ki gibi tertemiz olur. İşte bitti. Götür yıkanmış çakıl taşlarının üzerine ser kurusun.
Zaten öğle olmuş sofra hazırlanmış, karpuz kesilmiş, pilav tenceresi ocaktan inmiş.
Sil terini, yıka yüzünü otur sofraya.
İş biter yünler çuvallara tıkılır, kalabalık yine türkülerle eve döner.
Ertesi gün müsait bir balkonda, taşlıkta, avluda kızılcık sopaları, ince dişbudak değnekleri ile vur ha vur yünü çırparlar.
Artık yünde bir dirhem kir-toz-pas kalmamış, mis gibi olmuştur. Yumuşacık.
Yatak kılıfına yeterince doldurulur. Yorgan, yastık ha kezâ. Çubuklarla vurularak her yanına eşit miktarda yün giren kılıf bir yatağa dönüşür. Kabarmış puf böreğine benzemiştir. At içine kendini kaybol. Yorgan kaplanır, yastıklar işlemeli kılıflara geçirilir. Her bir yanına lavanta serpilerek yüklüğe kaldırılır.
Bu yatakta bir yastığa baş koyanlar kırk yıl aynı yastıkta yatar. Yatak bir hatıradır. Eskiyince atılmaz. Yününden minder yapılır.
"Kanaat ekonomisi" dediğim budur.
Bizi bağrına basar, besler büyütür. Her eşyanın bir hatırası vardır, aziz bilinir.
Kullan at.
Kullan at.
Yenisini al, eskisini at.
Bir yeni telefon alacağım diye üç gün gece gündüz kuyrukta bekle.
İdeolojinin ve teknolojinin işbirliği insanı makinaya esir etti.
Günümüzde ya esir olacaksın, ya zorba.
Dünyanın gelirinin yüzde doksanına el koyan yüzde on mutlu azınlık zorbadır. Gerisi esir.
İnsanoğlu bu sarhoşluktan ne zaman uyanacak?
Ne zaman savaşları kendisinin çıkarmadığını anlayacak?
Barış barış diyenler önce yatağı çöpe atmasın. O koşudan çıksın, dansı bıraksın. Aslına bakarsan o yatağı hiç almasın. Unutmasın; gün gelir "Atları da vururlar".
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.