Bir pankartla bir yumurta karıştırılır hinoğluhin muhalefet yapılır

00:0010/12/2010, Cuma
G: 4/09/2019, Çarşamba
Özlem Albayrak

Son günlerin en tartışmalı konusu polisin öğrencilere uyguladığı şiddet. “Protesto demokratik bir haktır, bunun aması, istisnası yoktur” diyenlerle, “Gösteri haktır ve fakat toplantı basmak, yumurta atmak, sopalarla polise saldırmak hak değildir” diyenler günlerdir ekranlarda, sütunlarda karşı karşıya geliyor.Bu tartışmalar arasında gümbürtüye gitmesin, öğrencilere uygulanan şiddetle ilgili Taha Akyol''un ilk günlerden itibaren dile getirdiği sosyolojik saptamayı önemsiyorum. Bu konuda alınacak

Son günlerin en tartışmalı konusu polisin öğrencilere uyguladığı şiddet. “Protesto demokratik bir haktır, bunun aması, istisnası yoktur” diyenlerle, “Gösteri haktır ve fakat toplantı basmak, yumurta atmak, sopalarla polise saldırmak hak değildir” diyenler günlerdir ekranlarda, sütunlarda karşı karşıya geliyor.

Bu tartışmalar arasında gümbürtüye gitmesin, öğrencilere uygulanan şiddetle ilgili Taha Akyol''un ilk günlerden itibaren dile getirdiği sosyolojik saptamayı önemsiyorum. Bu konuda alınacak önlemlerin mahiyetini tespit etmeye yarayacak, hükümetin durması gereken noktayı tayin etmeye yardımcı olacak bu tespite göre, “iktidar yılları uzayıp gittikçe, muhaliflerin tahammülü azalır… Protesto eylemlerine karşı polisin ve idarenin sert tedbirler alması yatıştırıcı olmaz, aksine kışkırtıcı olur.”

Bence, sağduyulu bir koordinattan söz alan bu uyarıya kulak vermekte fayda var.

Çünkü genç ve muhalif olan bu insanlar, Başbakan''ın iddia ettiği gibi birileri tarafından örgütlenip sokağa salınsalar, medya ve muhalefetin desteğiyle seslerini bu kadar üst perdeden çıkarabiliyor olsalar bile, onlara şiddetle mukabele etmek çözüm değil. Çözüm olmadığı gibi durumu içinden çıkılmaz hale getiren de, bu orantısız şiddetin ta kendisi.

Kabul, Anayasa Sempozyumu''nda CHP''li Süheyl Batum ve AK Parti''li Burhan Kuzu''yu konuşturmayan öğrencilerin yaptığı, demokratik bir hakkın kullanımı değildi. Doğrudur, demokrasinin önkoşulu da yumurta değildir, sözdür, cümledir, kelimedir.

Ancak, iki gün önce İstanbul''da yaşanan olaylara bakarak, Ankara Üniversitesi''nin Siyasal Bilgiler Fakültesi''nde o olayların olacağını öngörmek hiç de zor olmasa gerekti. Belliydi yani, o yumurtaların Kuzu''nun ve Batum''un kafasına fırlatılacağı. Nitekim birkaç gün önce İstanbul''da polis tarafından coplanan, dayak ve biber gazı yiyenler bu öğrencilerin arkadaşlarıydı. Dolayısıyla ne olmuş oldu: polis dayağının öğrencileri sindirmeye yaramadığı; bilakis alevlendirdiği, safların sıkılaştırılmasını sağlayan, öfkenin yüzölçümünü genişleten bir işlev icra ettiği tescillenmiş oldu.

Olayın pek önemsenmeyen ikinci bir vechesi de şu ki; polisin öğrencileri dövmesinde işin hakkaniyet boyutunu sarsan, adalet ölçülerini aşan bir taraf var. Çünkü, elinde silah olanın, elinde silah olmayanı dövmesinde, insafa sığmayan, vicdanı rahatsız eden bir şeyler var.

Buna karşılık, “Romantik olmayalım, devletin kolluk kuvvetleri, toplumun huzurunu sağlamak, şiddet eylemlerinin önüne geçmekle sorumludur” şeklinde bir argüman geliştirilebilir, ama devletin kolluk kuvvetleri vatandaşın ağzını burnunu dağıtmakla, biber gazıyla bayıltmakla, karnına tekme atmakla sorumlu da değildir.

Zira, etkisiz hale getirmek başka şey, hastanelik hale getirmek başka şeydir. Etkisiz hale getirmek, elinde silah olanın, işi kişisel intikam hırsına dökerek, Allah ne verdiyse girişmesi değildir. Eylemcinin kırıp dökmesine, çevreye, kendisine ve karşısındakilere maddi zarar vermesine mani olmaktır ve bunun dayak ve şiddet içermeyen onlarca yolu bulunabilir.

BİR YERE BİR ÇÖP SOKMALI: MEDYA ÖĞRENCİ MUHİBBİ OLMUŞ

Ancak bütün bunlar böyle diye, medyanın ve muhalefetin bu olaylardaki ikiyüzlülüğünü göz ardı edecek değiliz. Çünkü bu ilk kez oluyor. Medya ve CHP ilk defa olarak, eylem yapan öğrencilere böylesine cansiperane kol kanat geriyor.

Medyanın 90''lı yıllarda, sağ ya da sol tandans ayrımı gütmeden öğrenci eylemlerine karşı devlet kuvvetlerinden yana nasıl tavır aldıklarını biliyoruz çünkü. 95 ve sonrasında ise öğrenciydik, başörtüsü eylemlerinin üstünü nasıl da usulca örtüverdiklerini, yerlerde sürüklemelere, coplara, dayaklara nasıl da duyarsızlaştıklarını, olan biteni haber yapmayarak toplumu nasıl da duyarsızlaştırdıklarını bizzat tecrübe ettik.

Ta en başından bugüne dek Güneydoğu''da yaşanan polis şiddetine, neredeyse meşru müdafaa muamelesi çeken de bunlar. Haniyse “niye az dövdünüz, daha fazla vursaydınız” demedikleri kaldı.

Bugün bu patırtıyı koparanlar bırakın büyükleri, İstanbul ve Ankara''daki eylemci öğrencilere karşı duydukları şefkat ve merhametin binde birini Diyarbakır''da taş atan çocuklara göstermediler. Sivil toplum, birkaç marjinal sol gazete ile “İslamcı” yayın organları yaygarayı basmasa, o çocuklar damdaydı daha…

Velhasıl Başbakan haklı. Polisin öğrenci olaylarına verdiği aşırı tepkiden, bir muhalefet çıkarmanın derdinde Doğan medyası ve CHP.

Fakat idarecilerin de öğrenci dövdürtmesi gerekmiyor. Ama demokrasi saikiyle, ama pragmatist nedenlerle, ama adil olmak adına, öğrencilerin taleplerini özgürce dillendirmesine izin vermesi gerekiyor. CHP''nin ve bir kısım medyanın asıl rahatsızlık duyacağı şey bu olur işte…