
Nobel Edebiyat Ödüllü Naipaul''un, Türkiye''ye onur konuğu olarak gelme ihtimali üzerine çok şey yazıldı . Hilmi Yavuz, “sömürge aydını” olarak nitelediği Naipaul''ün 2010 ajansının davetiyle Türkiye''ye gelecek olmasına, Avrupa Yazarlar Parlamentosu''nun Türkiye temsilcilerinden ve oturumda konuşma yapacak edebiyatçılardan neden tepki gelmediğini sordu. Ardından Naipaul''ün Türkiye''nin onur konuğu olacağını bu yazıdan öğrenerek, toplantıya katılmama kararı alan Cihan Aktaş''ın protestosu ise tartışmaların fitilini ateşledi.
Samimi olmak gerekirse, 2010''cuların, İslam''a “bağnazlık dini” diyen, Müslümanların “geri zekalı”, “yaratıcı olmayan”, “hiçbir şeyi başaramayan” insanlar olduğunu söyleyen Naipaul''ün bu yönünü bilmediğini düşünüyorum. Nobel''in janjanlı jelatini, bence Türkiye''ye davet edilecek olan Naipaul''ü farklı vechelerden tanıma, araştırma gerekliliğini unutturdu. Velhasıl 2010 tarafından, “Hoşgörülü olalım, birlikte konuşmayı öğrenelim” filan gibi şeker kıvamlı repliklerle açıklama yapılması, beni hiç ikna etmedi.
Hazır mevzu açılmışken, 2010 Kültür Başkenti unvanının İstanbul''a ne kattığı, 2011 yılının 01 Ocak''ında İstanbullular''ın eline ne kalacağının ayrı, apayrı bir tartışmanın konusu olduğunu, üstelik bu tartışmanın çok su kaldırır cinsten olacağını belirtmek isterim.
Ama bendeniz bugün, Naipaul örneği üzerinden İngiliz hakimiyetindeki Hindistan''ın kolonyal dönemden, post kolonyal döneme geçişinde “aydın”ların üstlendiği rolden sözetmek istiyorum. Aydınların, Hindistan''da sömürge olmayı reddeden bir milli bilinç oluşmasında üstlendiği o çok önemli işlevi hatırlatmak istiyorum.
Hindistan''ın aydınları bu reformu, toplumsal kurumları ve adetler dünyasını maddi ve manevi olmak üzere iki ayrı alana bölerek gerçekleştirdi. Maddi alan “dışarıdaki” alandı; yani ekonominin, devlet işlerinin, bilimin ve teknolojinin alanıydı. Batı''nın üstünlüğünü ispatladığı, Doğu''nun da bu gerçeği teslim ettiği alandı. Manevi alan ise, kültürel kimliğin “özünü oluşturan” işaretleri taşıyan “içerideki” alandı ve bu yer manevi kültürün farklılığını muhafaza etme yeriydi.
Hindistan''da geleneksel kurumların ve yerleşik uygulamaların devlet eliyle ıslahının gerçekleştirilmesi, kolonyal yetkililere yani İngilizlere bırakıldı. Ancak Hint aydınlarının farklı alanlardaki çabalarıyla İngilizlerin milli kültürü ilgilendiren alanlara müdahale etmesine izin verilmedi.
Yine de bundan, manevi alanın değiştirilmeden muhafaza edildiği anlamı çıkmasın. Bu manevi alanın, İngilizlerin kolonyal hegemonyasından korunması ve milli bir bilincin tesis edilmesi, Hindistan''da modern ancak modern olmasına rağmen Batılı olmayan bir milli kültürün şekillenmesi sonucunu doğurdu.
Bu nasıl oldu?
Post kolonyal teorinin en önemli isimlerinde Hindistanlı sosyolog Partha Chatterjee''ye göre şöyle oldu: 19. yüzyılda İngiliz hakimiyetindeki Hindistan''ın hem İngilizceye, hem de Bengal diline hakim olan seçkinleri, kendi ana dillerini aşağılamadılar. Bengal dilinin “modern” kültüre yeten bir lisan haline gelmesini sağlayacak gerekli dilbilimsel teçhizat ile donatmayı kültürel bir proje olarak kabul ettiler.
Aynı seçkinler, tiyatro formunda eserlerle geniş toplulukları etkilediler. Shakespeare ve Moliere''den devralınan modern Avrupa tiyatrosuyla, Sanskrit tiyatrosu külliyatını bir araya getirerek, bir modern şehir tiyatrosu tarzını varettiler. Ulusal olan bu tiyatro bugün, ''folk'' tiyatrodan belirgin şekilde farklıdır.
Aynı iki dili konuşup yazabilen seçkinler, roman konusunda da yeni bir anlatının temellerini attılar. Ve bu düzyazıda, modern İngilizce ve klasik Sanskritçe etkisi aynı anda hissedildi. Modern ve milli olan, ancak Batı''nınkiyle arasında belirgin farklar bulunan bir estetik üslup oluşturmayı sanat alanında da başardılar.
Kadınların okullaşması mesela Hindistan''da hem kolonyal devletin, hem de Avrupalı misyonerlerin etki alanının dışında bir mekan açılınca meşru hale gelebildi.
Yani kolonyal devletten kurtulmuş ve milli bir bilinç geliştirmiş Hindistan fikri, aydınların yerli kalmayı da en az modern olmak kadar önemsemesinden neşet etti.
Sonuç olarak, Hindistan''ın İngiliz hegemonyasından kurtulmasını sağlayan toplumsal reformu Naipaul gibi centilmenler yapmadı. Çünkü Naipaul, gerçekten de bir “sömürge aydını”.
Yani ki, Sir Naipaul''un bir sömürge aydını olduğuna şüphe yok. Ve O''nun kadar büyük isimleri olmayanlar, Hindistan''a O''ndan daha fazla şey kattılar.
Gelgelelim, insan Osmanlı''nın son döneminden başlayarak bugüne kadar gelen süreçteki “aydın” tipolojisine baktığında, bizimkilerin de Naipaul''den çok da farklı olmadığını fark ediyor.
O yüzden Naipaul''ü bizdeki İttihat-Terakkicilere benzetiyorum, Türkiye hiçbir zaman bir sömürge ülkesi olmamışsa da...
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.