
Önümüzdeki birkaç yıl içinde yazı hayatımın 60. yılına gireceğim.
Bizim yazı serüvenimiz dergi okuyucusu olarak başladı ve uzun yıllar öyle devam etti.
Dergilerde yazarlar arası polemikleri ilgiyle izlerdim. Bu polemiklerin nerdeyse hiçbirinde tarafların birbirini anladıklarını, birbirinin fikrini anlayarak veya kabul ederek tasdik veya reddettiklerini görmedim. Taraflardan her biri, karşı tarafı kendi anlayışına göre yorumluyor ve karşı tarafın ne dediğini kendi algısı doğrultusunda yorumlamaya çaba gösteriyordu. Bu durumun nedenleri üzerine o sıralarda düşünmeye başladım. Ve o düşüncem yaklaşık altmış yıldır sürüp geliyor.
Daha bir lise öğrencisiyken yazdığım "Terimlerde Anlaşamamak" başlıklı yazım, şimdi değindiğim konu üzerineydi (bu yazım Gaziantep"te çıkan Meşale dergisinde aynı yıl yayınlandı). "Dipsiz ambar boş kile" çerçevesinde yapılan tartışmaların, aslında taraflardan birinin kullandığı bir kavrama, karşı tarafın başka bir anlam yükleyerek verdiği cevabın, tam da tartışmayı çığırından çıkardığını iki taraf da gözden kaçırıyordu. Bu noktanın üzerinde durmaya çalıştım.
Daha sonraki yıllarda aynı kafa karışıklığının gerek ülke siyasasında, gerekse entelektüel yaşantının tüm uzantılarında geçerli olduğunu fark edince düşünsel mesaimin önemli bir bölümünü bu konunun aydınlatılmasına ayırdım. Örneğin 1950"li yıllarda alevlenen laiklik tartışmaları, insanların olur olmaz yerde birbirini laik olmakla veya olmamakla suçlamaları; laikliğe herkesin kendi kafasına göre bir anlam yükleyerek muhatabını eleştirmeye kalkışması, boş bir zemin üzerinde bu ülkede yaşayan insanları birbirinin hasm-ı cânı haline getiriyordu. Laiklik üzerine herkes kendi kafasına, keyfine ve işine nasıl yarıyorsa o istikamette bir tanım getirmeye çaba gösteriyordu. Keza milliyetçilik, halkçılık, devletçilik vb. kavramlar üzerine tümen tümen keyfi tanımlar geliştirilmeye çalışılıyordu.
Buradan hareketle yazdığımız yazıların sayısı binlerle ölçülür. Ve yazılarımızın arasında bu konuya değinmemiş olanı belki de yok gibidir.
Bunca yıl sonra hâlâ aynı konu üzerinde nefes tüketmekte olduğumu görünce karamsarlığa kapılıyorum. Demokrasi üzerine yazdığımız bunca yazıdan, kitaplarımızda yer almış müstakil parçalardan sonra, hâlâ meramımızın anlaşılmamış bulunması insanın nevrini döndürüyor. Ben "İslam ve Demokrasi" üzerine yazdığım her yazıda bunların birbiriyle bir temas noktası bulunmadığı hususunun altını özenle çizmeye çalışırken; bizim adımıza görüş bildirenler de ısrarla bunların birbirinin zıddı kavramlar olduğunu ileri sürdüğümüzü iddia ediyor. Oysa ben demokrasiyi kendi iç değerleri, kendi iç dinamikleri açısından herhangi bir eleştirmeye tabi tutmuyorum. Başka bir şey söylüyorum. Fakat bizi okuyanlar veya okuduğunu sananlar kendi eleştirisini bize yamayarak farklı bir söylem geliştiriyor.
Yakın zamanda bu sütunda yayınladığımız İslamî bir parti kurulup kurulmayacağı, kurulursa sonucunun nereye varacağı hususuna değinen bazı yazılarımız gene bir anlayışsızlık duvarına çarptı.
Bu durum, bizi karamsarlığa da düşürse, anlaşılıyor ki, konuya yılmadan devam etmemiz gerekiyor. Deveye hendek atlatamayacağımı anlamış da olsam, çaba bizden, yardım Allah"tan...
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.