
Son bir hafta boyunca bu ülkede devletin en tepesindeki şahıstan ordunun en tepesindeki şahsa, oradan yazarlara, oradan TV''de fikir dermeyan eden sokaktaki vatandaşa kadar herkesin müthiş bir kafa karışıklığı yaşadığı net biçimde ortaya çıktı.
Gazetelerin köşelerinde, radyo mikrofonlarında, TV ekranlarında, velhasıl insanlara konuşma ortamı açan her platformda kendine konuşma şansı tanınan herkesin kafasından ayrı bir ses, ayrı bir görüş ortaya çıktı.
Ancak bu ayrı mülâhazalar, ayrı görüşler fikir zenginliğinin ifadesi olarak tezahür etmedi. Bilakis, bu görüşler, kafa karışıklığını ortaya koyan bir tabloyu yansıtıyor.
Fransa Millet Meclisi''nin aldığı “Ermeni soykırımının inkârını cezalandıran” Meclis kararı ile Orhan Pamuk''a Nobel Ödülü''nün verilmesi olayı etrafında gelişen tartışmalar, bu ülkede yaşayan insanların ne kadar dağınık bir kafa yapısına sahip olduğunu bir kez daha ortaya koydu.
Bu arada Millî Eğitim Bakanlığı''nca hazırlanan ve bakanlığın özel okullardan hizmet satın almasına imkân veren ''Özel Öğretim Kurumları Kanun Tasarısı''nın 12. maddesi Cumhurbaşkanı''nın vetosuna maruz kaldı. Ancak bu vetoyu kullanırken Cumhurbaşkanı''nın “hukuk dışı varsayımları gerekçe olarak gösterdiği” öne sürüldü (Yakup Bulut''un haberi, Yeni Şafak, s. 15, 14.10.2006). Ben, burada, veto gerekçesinin yerinde olup olmadığı konusuyla ilgilenmiyorum. Ben, bu konu dolayımında farklı bir soru ortaya koymak istiyorum: Türkiye''de gerçek anlamıyla bir özel okul statüsü var mıdır? Ben, bu soruya cevap istiyorum. Gene bu olay dolayımından geçerek Türkiye''de gerçek anlamıyla özel okul olmadığı, fakat özel kişiler marifetiyle işletilen devlet okulları bulunduğu hususundaki kanaatimi tekrarlamak istiyorum.
Cumhurbaşkanı''ndan Nobel Ödülünü kazanan yazara, bir kutlama gelmediği belirtilmektedir (en azından bu satırların yazıldığı saate kadar). Cumhurbaşkanı, bu konuda, bir yazarın kişisel görüşlerine karşı olan tavrını o yazarın uluslararası itibar gören bir ödülü alması olayı ile aynı düzleme koymuştur. Oysa bu iki durum farklı açılardan değerlendirilebilirdi.
İmdi, asıl hengâme bu son konuda, bir Türk yazarının aldığı bir ödül dolayımında koptu. Bu olay çevresinde gerçekleştirilen tartışmalar, dünyada milliyetçiliğin yeniden yükselmekte olduğu iddiasından başlayarak küreselleşmeye, oradan BOP''a kadar akla gelmedik alanlara kaydı, kaydırıldı.
Böylece bir kez daha görülen manzara şu oldu: Türkiye''de, milliyetçilik olsun, halkçılık, laiklik, devletçilik, cumhuriyet kavramları olsun hâlâ tartışmalı konular arasında yer alıyor. Bu durumun temel nedeni, bütün bu kavramların, siyasal, toplumsal ve hukuk alanlarına tarihsel seyir içinde oluşarak değil, fakat jakoben usulle tepeden inmeci yöntemle eklemlenmek istenmesinde aranmalıdır. Bu kavramlar, bu ülkenin hukuk alanına siyasal, toplumsal, iktisadî vetirenin oluşturduğu tarihsel bir vaka olarak dahil olup onların üstünde bir mutabakat sağlanmadı, bilakis ideolojik nedenle ve tepeden inmeci yöntemle yerleştirilmek istendi. İşte tam da bu nedenle tartışmalar reel bir zeminde değil, fakat ideolojik bir mihrakta cereyan ediyor. Kakofoni de bu platformdan yükseliyor.
Halihazırda yaşanan eğitimdeki düzensizlik, kalitesizlik ve keşmekeşten, kız öğrencilerin giyim kuşamına, oradan uluslar arası bir ödül konusuna kadar yaşanan bir dizi reel bir zeminden mahrum tartışmanın kaynağında işbu tepeden inmeciliğin sonuçları yaşanmaktadır. Üstelik özeleştiri yapma hususundaki kısıtlamalar sürdüğünden, bu konular üzerinde kafalarda berraklığın oluşması da mümkün olmamaktadır.
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.