Kakofoni

00:0029/05/2014, Perşembe
G: 12/09/2019, Perşembe
Rasim Özdenören

Kakofoni, ses uyumsuzluğu...Her kafadan bir ses çıkması...Ancak o sesler birbirine uymaz... O sesler kendi arasında bir melodi yaratmaz... Dahası, kimin ne dediği anlaşılmaz...Bu durum, tek kişinin ağzından çıkan uyumsuz ve anlaşılmaz hecelerden veya sözcüklerden oluşabileceği gibi; çok kişinin bir arada konuşmasından da meydana gelebilir. Televizyon ekranlarında sergilenen tartışma programlarında sıkça karşılaştığımız tablolar cümlesindendir bu durum...Türkçe"de "kakışma" diyoruz... "Bir araya

Kakofoni, ses uyumsuzluğu...

Her kafadan bir ses çıkması...

Ancak o sesler birbirine uymaz... O sesler kendi arasında bir melodi yaratmaz... Dahası, kimin ne dediği anlaşılmaz...

Bu durum, tek kişinin ağzından çıkan uyumsuz ve anlaşılmaz hecelerden veya sözcüklerden oluşabileceği gibi; çok kişinin bir arada konuşmasından da meydana gelebilir. Televizyon ekranlarında sergilenen tartışma programlarında sıkça karşılaştığımız tablolar cümlesindendir bu durum...

Türkçe"de "kakışma" diyoruz... "Bir araya gelen ses, hece veya kelimelerin birbirleriyle uyuşamayarak kulağa hoş gelmeyen bir etki yapması hali (Kakışık, Mütenafir, Caco-phone)" (TDK Sözlüğü).

Aynı durumu, Türk siyasal yaşantısında iki yüzyıla yakın bir zamandan bu yana deneyimliyoruz...

Olay, bazen gerçekten hayret verici boyutlara ulaşıyor. Görünüşte herkesin ortak çıkması beklenen durumlarda bile aynı itiş kakış, aynı kakofoni, aynı rahatsız edici sesler birbirine karışıyor... Kimin ne dediğini anlamak imkân dışı kalıyor...

Acaba neden?

Acaba neden aynı olayı, aynı kelimeyi aynı bağlam bütünlüğü içinde kavramayı başaramıyoruz? Çünkü daha baştan aynı kelimeyi farklı bağlamlarda anlamaya şartlandırıldık. Sözlükte aynı kelimeye kimimiz yerli kültürümüzün öngördüğü bağlamla ilintili bir anlama uygun biçimde algılarken, kimimiz aynı kelimeye Batı kökenli bir anlam yakıştırmaya çaba gösteriyor. Talihsizlik şurada: aslında o kelimeye yüklenen anlam ne tam olarak Batı kültüründe bir karşılık buluyor, ne de yerli kültürümüzde o kelimeye yüklenmek istenen anlam mevcut... Böylece iki dinden avare kalmış (ya da iki cami arasında kalmış) beynamazın durumu ortaya çıkıyor...

Sonuç şu: herkes birbirinden ürküyor, birbirinden uzaklaşmaya çalışıyor... Herkes muhatabı karşısında öküz altında buzağı arama abesinin içine düşüyor ve işin dramatik yanı öküz altında buzağı aramayı olağan görüyor...

Herkes herkese kızıyor, herkes herkese yumruk sallıyor, herkes herkesi anlayışsızlıkla suçluyor, herkes kendinden başka kimsenin haklı olabileceğini kabul etmiyor... İşte tam da kakofoni hali... Hoşgörüsüzlüğün, birbirini anlamayı reddedişin onulmaz girdabı...

Çaresi var mı? Var elbet... Aynı kültürün ortak terimlerinde buluşmak... Ortak terimlerden uzaklaşmamız için bir Tanzimat fiskesi yetti; fakat aynı terimlere ortak çıkmamız için ikinci bir Tanzimat hareketi yetecek mi, emin değilim...

Tenafür-ü kulûb halinin müellefetül kulûba dönüşmesi o kadar kolay başarılmaya müsait mi? Evet, emin olamıyorum...