
Lugano ve Edu topu iyi kullanamıyorlar. Bu nedenle onları fazla beğenmiyorum. Ancak adamların savunma yönleri dört dörtlük. Kalelerini çok ama çok iyi koruyorlar. Kademe ve yardımlaşma anlayışları üst düzeyde. Kolay kolay pozisyon hatası yapmıyorlar.
Bu ikilinin önündeki çift ön libero Aurelio-Selçuk (Deniz), riske hiç girmeyen görev adamları. Bu oyuncular da benim için fazla sevimli değiller. Ne varki bunların da defansif anlayışları kusursuz. Rakibe göz açtırmıyorlar. İlk toplara basıyorlar. Rakip oyuncuların, bomboş durumda defanslarının üzerine gelmesine izin vermiyorlar. Fantaziye kaçmıyorlar, az top kaybıyla oynuyorlar. Fenerbahçe gerideki ve orta alandaki bu ikililerle, rakiplerinin, kalelerine ellerini kollarını sallayarak gelmesine izin vermiyor. Lugano, Edu, Aurelio, Selçuk (Deniz) durdurucu tim. Bu time şimdi bir de Maldonado eklendi.
Gelelim vurucu time. Alex acımasız bir yok edici. Affı yok. Zor susturulacak bir silah. “Semih mi, Kezman mı, yoksa ikisi birden mi?” sorusunun yanıtı Zico tarafından biliniyor. Brezilyalı teknik direktör, orta alandaki ikiliyi bozmamak için mecburen ikisinden birini tercih ediyor. Semih golcü. Kezman, ülkemizde gözü yeni açılan bir golcü. Ve de kariyeri şanla, şerefle dolu. Zico, tercihte çok zorlanacak.
Bir de hazırlayıcı time bakalım. Sağda Gökhan Gönül-Deivid, solda Roberto Carlos-Uğur (Wederson) rakibi imha planının başlangıç ayakları. Genellikle bunlar pişiriyor, Alex, Semih ve Kezman da afiyetle yiyor. Deivid hazırlayıcılığının yanısıra bir de yiyici rolünü üstlendi mi işte o zaman Fenerbahçe''nin tadına doyum olmuyor.
Bende ön libero alerjisi var. Bir kere bu deyime sinir oluyorum. Ön libero ne demek oluyor? Efendim anlatıyorlar: Defansın hemen önünde olacak... Rakibin ataklarını önce o önleyecek... Topu kesecek, adamını durduracak... İleri giden defanstaki arkadaşının yerini dolduracak... Topla buluştuğu anda da 3-5 metreye yan ve geri paslar atacak.
Avrupa''dan, büyük paralar vererek orta alan oyuncusu alacaksın ve o oyuncu futbolun sadece savunma yönüyle ilgilenecek. Görevi, ''nöbet tutmak'' olacak. Cisse, Beşiktaş''a ilk geldiğinde aynen böyleydi ve beni çıldırtıyordu. 1. ve 2. vitesle işi idare ediyordu. Ne etliye ne de sütlüye karışıyordu.
Cisse şimdi kendisinden beklenen o işlerin hepsini yaptığı gibi, buna son derece etkili hücum aksiyonları da ekliyor. Dikine çıkışlar yapıyor.
Karşı kaleye gidiyor. Gol pası veriyor, gol atıyor. Orta alan oyuncusu işte böyle yüksek vites kullanır. Benim sık sık kullandığım “Oh be” lafı şu anda Cisse için birebir geçerli. Adam oynuyor, oynatıyor, “Oh be” dedirtiyor.
G.Saray zirvede... Buna karşın Kalli, hep süngünün ucunda. Kendi yöneticileri bile aleyhinde. Kalli''ye “Vay efendim, nasıl bunları konuşursun?” gibilerinden azarlamalar bitmek bilmiyor. Hiç böyle birşey görmedim. Dört duvar arasında konuşulacak konular sokaklara dökülmüş durumda.
Sabri''nin kadro dışı kalması da ortalığı karıştırdı. Kulübünü çok zor durumda bırakmadığı sürece futbolcunun kadro dışı kalmasına ben de karşıyım. Ancak diğer futbolcuların toplanıp, Sabri''yi affettirmek istemeleri de çok tuhaf. Futbolcuya dayalı düzen olmaz. Böyle bir ortamda otorite boşluğu doğar. Cimbom, Yeniçeri Ocağı değil. Kalli''ye helal olsun, muazzam direniyor, muazzam savaşıyor. Balık baştan kokar. Yönetici, teknik direktörünü suçlarsa, futbolcu da rahatlıkla sesini yükseltir. Özhan Canaydın, olaya hemen el koymalı. Yoksa kaos daha da büyük boyutlara ulaşır ve kaybeden Galatasaray olur.
Futbol Federasyonumuz lütfettiler! Yabancı kontenjanında, “6+2” dediler. Bir türlü anlatamadık. Neden serbest bırakılmıyor? Sınırlandırmanın kulüplerimize büyük sıkıntılar yüklediğini neden göremiyoruz? Avrupa''da başarılı olmak istiyorsak, onların silahını kullanmak zorundayız. Bunun da ötesinde, kulüplerimiz yabancı kontenjanlarını boşaltmak istediklerinde sınırlandırma yüzünden bu oyunculardan kolay kolay kurtulamıyorlar.
Efendim serbest kalırsa, yöneticiler Avrupa''nın çürüklerini toplayıp getirirlermiş. O zaman kulüpler bu işin uzmanı profesyonellerle çalışacaklar. Çok yönlü araştırıp öyle karar verecekler. Aptal aptal işler yaparlarsa da batacaklar.
Galatasaray, 11 eksikle Ankaragücü karşısına çıktı. İlk 11 tamamen Türk oyunculardan oluşmuştu. Linderoth, Lincoln, Nonda sakat; Song milli takımdaydı. Diğer iki yabancı Bouzid ve Carrusca da kulübedeydi.
Acı tablo tüm çıplaklığıyla karşımızda. “Vatan kurtaracak aslanlar” olarak alınan iki yabancı, yedeğin de yedeği.
Benzer görüntülere diğer takımlarımızda da sıkça rastlıyoruz. Diatta ile Higuain yedeğin yedeği olarak kulübede az mı nöbet tuttular. Takımlarımızı yabancı çöplüğüne döndüren yöneticinin ve teknik adamın affı olmamalı. Elbette yanılgıya düşülecek, ancak bunun da mantıklı bir yüzdesi olacak. Ayrıca transfer ettiğin oyuncudan beklediğin randımanı alamayabilirsin de. Ancak önemli olan o oyuncu için çoğunluğun, “Evet iyi oyuncuydu ama uyum sağlayamadı” demesidir. Bouzid, Carrusca, Diatta, Higuain için hangimiz ''iyi oyuncu'' diyebiliriz.
Gökhan Ünal ve Mehmet Topuz için Kayserispor önceleri ne diyordu? “Sat-mı-yo-ruz” Hepimiz başımızı önümüze eğdik, buna saygı duyduk. Aradan 6 ay geçti, türkü birden bire değişti. Şimdi bilboardlarda yazılan. “Gökhan Ünal''ı sa-tı-yo-ruz”
Peki bu bir çelişki mi? Hayır değil, kesinlikle değil. “Dün dündür, bugün bugündür” deyişi futbola tam uyuyor. Koşullar neyi gerektiriyorsa o yapılır.
Kayserispor bugün için Gökhan Ünal''ın gonülsüz tavırlarını yadırgamış olabilir... Gökhan Ünal sözleşmesini uzatmak istememiş olabilir. (Ki böyleymiş) Gökhan Ünal artık Kayseri dışına çıkmak isteyebilir. Kayserispor, Gökhan Ünal''ın yerini doldurabilecek oyuncuları olduğunu ve onları kazanmayı düşünebilir. Ünal''dan gelecek parayla kadrosunun zayıf yerlerini güçlendirmeyi amaçlayabilir.
Pek çok olasılık var. Tüm bunlar varken Kayseri''yi tutarsızlıkla suçlamak saçmalıktan başka birşey olamaz. Futbolda dengeler çok çabuk değişir. Ona göre stratejiler üretmek de zorunludur.
Holosko yeşil ışık vermeye devam ediyor ve alkış her geçen gün artıyor. Slovak oyuncu bir nokta veya pivot santrfor değil. Dolaşan, kanatlara giden, driplinglerle karşısındaki oyuncuları kolay geçebilen etkili bir tip. Bu tipler gol pası verdikleri gibi tek vuruşlarla basitmiş gibi görünen goller de atarlar. Bunları durdurmak oldukça zordur. Ve bunlar kolaylıkla penaltı da yaptırırlar.
Şimdi Holosko''nun, Beşiktaş sürecindeki bazı pozisyonlarını şöyle bir gözümüzün önüne getirelim: Diyarbakır''da üç kişinin arasında soldan driplinglerle götürüp, Nobre''nin kafasına bıraktığı golle sonuçlanan top. Ankaraspor maçında sağdan son çizgiye inip kestiği toplar. Yine aynı maçta Bobo ile yaptığı paslaşma sonucu attığı gol. Gaziantep maçında Cisse''nin attığı goldeki payı. Aynı maçta Ricardinho''ya attırdığı gol. Bunların hepsi birer yeşil ışık... Ve bu ışıklar kolay kolay zihinlerden çıkmaz.
Arda ilk piyasaya çıktığında hepimiz ayağa kalktık. Bu, pırıl pırıl genci bağırımıza bastık. Dünyalar bizim olmuştu. Daha sonra Arda uzunca süren bir duraklama dönemi geçirdi. Hepimiz korktuk, “Eyvah. Yoksa kayboluyor mu?” endişelerini yaşadık.
Son Ankaragücü maçı Arda''nın sanki yeniden doğuşuydu. Takımdaki o kadar eksiğe karşın Arda''nın “Ben bu maçı koparırım” kükreyişi, başrolü üstlenmesi, işin ciddiyetini kavraması, sorumluluk duyması çok ama çok hoşumuza gitti. Rota işte bu olmalı. Haydi Arda, aynen devam...
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.