
ABD’nin Venezuela Devlet Başkanı Maduro’yu karmaşık ilişki ağları zemininde ülkesinden kaçırıp tutuklamasından sonra uluslararası ilişkilerde kurallara dayalı sistemin çöktüğü yönündeki ifadeleri daha çok duymaya başladık. Kurallara dayalı sistem ile İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra kurulan Avrupa ve ABD eksenli yapı kastediliyor. Başta BM olmak üzere uluslararası kurumlar kurallara dayalı sistemin unsurlarıydı. Gazze’ye yönelik tarihte eşi benzeri görülmemiş saldırılardan sonra adlarını çokça duyduğumuz Uluslararası Adalet Divanı ve Uluslararası Ceza Mahkemesi gibi kurumlar da kurallara dayalı sistemin unsurlarıdır. Bu sistem kuruluş ayarlarından dolayı Avrupa ve ABD merkezli olarak işliyordu fakat ilk defa Siyonistlerin bütün insanlığı dehşete düşüren soykırım suçlarından sonra Avrupa ülkeleri açısından sistemin işlemez hâle geldiği anlaşıldı.
Kurallara dayalı sistem 1948’den sonra İsrail tarafından birçok defa çiğnenmişti. ABD de aynı sistemi kendi lehine kullanmıştı. Fakat 20. yüzyılın galipleri bu kusurların görünmez kılınmasını başardı. 7 Ekim 2023’ten sonra ise Filistinlilerin olağanüstü direnişi sayesinde kurallara dayalı sistemin unsurları İngiltere ve ABD’nin öngördüğü sınırların dışına çıkmaya başladı. İsrail’in yargılanması olağanüstü bir gelişmeydi. Eğer Filistinliler teslim olsaydı ne Netanyahu ne de Gallant yargılanabilirdi. Boyutları ne kadar büyük olursa olsun, yıkımın üzerini kapatırlar ve kaldıkları yerden devam ederlerdi. Hem İngiltere manda yönetiminde hem de 1948’den sonra bu, hep böyle olmuştu.
Kurallara dayalı sistemin yıkılması İngiltere ve Fransa’nın ABD ile birlikte kaybetmesi anlamına gelir. Bu sistem özellikle İngiltere ve ABD’nin merkezinde yer aldığı bir dünya demekti. Bu açıdan geleceğe yönelik birtakım düzenlemelerde İngiltere ve Fransa’nın adının zikredilmemesi ya da bu iki devletin sistem kurucu aktör olmaktan uzaklaşması kendi başına anlamlıdır. Birçok analizde ABD, Rusya ve Çin belirleyici bir aktör olarak öne çıkmaktadır. ABD Başkanı Trump’ın İngiltere ve Fransa’yı küçümsemesini kişisel bir tutuma indirgememek gerekir. İngiltere ve Fransa en azından 1991’deki Birinci Körfez Savaşından itibaren ABD öncülüğündeki yapıya gönüllü olarak eklemlendi. Çünkü onlar da Siyonist İsrail gibi sürekli kazanacaklarına inanmışlardı. Özellikle İngiltere, bütün kirli işleri ABD’ye havale etmişti. Onları bir araya getirip aynı amaca yönlendiren Siyonizm ideolojisiydi. İnandıkları ideoloji başarısız olunca sistem de çökmeye yüz tuttu. Netanyahu ve Gallant’ın şahsında yargılanan hem Siyonizm ideolojisidir hem de kurallara dayalı sistem. Böylelikle İngiltere ve Fransa merkezî rolünü kaybetmiş oldu.
ABD kirli işleri yapmakta mahirdir. Fakat bundan önce İngiltere’nin İsrail’i desteklemede ısrarcı olmasını kayda geçirmemiz gerekir. David Cameron, Uluslararası Ceza Mahkemesi Başsavcısı Kerim Han’ı Netanyahu ve Gallant’la ilgili tutuklama kararından dolayı tehdit etti. Bu olay Türkiye’de de gündeme geldi fakat yeterince tartışılmadı. David Cameron’ın İngiltere’de temsil kabiliyeti çok yüksek bir şahıs olduğu bilinir. Hatta Cameron’ın İngiltere’de derin yapıların sözcüsü olduğu dahi konuşulmuştur. Onun Kerim Han’ı şahsî düşüncelerinden dolayı tehdit ettiğini söylememiz doğru olmaz. Kerim Han’ı Netanyahu ve Gallant’la ilgili karardan dolayı tehdit eden İngiltere’dir. Dolayısıyla kurallara dayalı sistemi yıkmak isteyenler arasında İngiltere önde gelir. Almanya’yı da İngiltere ile birlikte anmamız gerekir. Almanya da kirli işleri başkasına yaptırmak isteyenlerdendi. Eğer Siyonizm kazansaydı Almanya da kazanacaktı. Kirli işler ile kastedilen Siyonist İsrail’in kolonyal yayılmacılığıdır. Hatta daha da özelleştirirsek Siyonist Yahudi yerleşimci kolonyalistlerdir.
Sistemin unsurları iç içe geçtiği için birini diğerinden ayırmak neredeyse imkânsız. Bu sebeple hadiseleri belirli bir kavramsal çerçeve içinde tahlil etmek gerekiyor. Batı Şeria ve Doğu Kudüs’te Siyonist yerleşimciler Gazze’de Siyonist İsrail’in işlediği suçları daha fazlasıyla işlemektedir. Bunu bir vakum gibi düşünebiliriz. İngiltere ve Almanya’nın Siyonizm ideolojisine bağımlı hâle geldiklerini söyleyebiliriz. Siyonist İsrail ve Siyonizm uluslararası meşruiyet savaşını kaybettikçe İngiltere, Fransa ve Almanya geri planda kalmaya mahkûmdur. Hadiseler Avrupa ülkelerini daha saldırgan bir tutuma sürükleyecektir. İç içe geçtikleri için de ayrışmaları neredeyse imkânsızdır.
Kurallara dayalı sistemin yıkılması ile çok daha acımasız bir dönemin kapıları aralandı sözünü de bu çerçevede anlamak gerekir.
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.