Ramazan özel sayfa
  • İFTARA KALAN SÜRE 00:00:00
Yazarlar O ev

O ev…

Taha Kılınç
Taha Kılınç İnternet Yazarı

Yurtdışı seyahatlerimde, önemli suikast ve cinayetlerin, savaşların, tarihe geçmiş katliam ve trajedilerin yaşandığı noktaları bilhassa ziyaret etmeye çalışırım. Okumalarla da desteklemeye gayret ettiğim bu tecrübeler sırasında, birçok ayrıntıyı “yerinde” yakalama imkânı bulmuşumdur. Asya’dan Afrika’ya, Balkanlardan Orta Doğu’ya, hasbelkader ayak bastığım böylesi mekânlar arasında beni en çok etkileyen yer, Lefkoşa’da tek katlı bir ev olmuştur. 24 Aralık 1963 akşamı, insanlık tarihinin şahit olduğu en barbar katliamlardan biri bu evde yaşanmıştı. 57’nci yıldönümünde, bu elim hadisenin ayrıntılarını hatırlamayı, hafızalarımızı tazeleme adına önemli buluyorum:

1924 yılında Elazığ’ın Harput ilçesinde doğan Nihat İlhan, 1951’de doktor olarak Gülhane Askeri Tıp Akademisi’nde göreve başlamış, ertesi yıl üsteğmen rütbesine yükseldikten sonra, 1956’da, Zonguldak’ta vazifeliyken tanıştığı Mürüvvet Hanım’la (d. 1923) evlenmişti. 1957’de ilk çocukları İhsan Murat, ardından Nuri Kutsi (1959) ve Hakan (1963) dünyaya geldi. ABD’de iki yıl görev yaptıktan sonra Türkiye’ye dönen genel cerrahi ve ortopedi uzmanı İlhan, 1963’ün ilkbaharında -binbaşı rütbesiyle- Kıbrıs’a alay baştabibi olarak gönderildi. Birkaç ay sonra ailesini de yanına alan Nihat Binbaşı, Lefkoşa’da Kumsal Mahallesi İrfan Bey Sokak’ta bulunan, 2 numaralı, tek katlı ve müstakil evi kiralamıştı. Burayı seçmesinin sebebi, Birleşmiş Milletler misyonuna yakınlığı sebebiyle güvenli olduğunu düşünmesiydi. Böylece, kendisi görevdeyken, aklı hanımı ve küçük çocuklarında kalmayacaktı.

Nihat Binbaşı ve ailesinin Lefkoşa’ya yerleşmesinden kısa bir süre sonra, Rum terör örgütü EOKA da Türkleri tedhiş faaliyetlerine başladı. 1963’ün sonuna doğru artan saldırılar, İlhan için hastanede ve sahada yoğun bir mesai anlamına geliyordu. 18 Aralık günü ailesinden ayrılan İlhan, görevli olduğu alay Gönyeli köyüne intikal edince, evine dönemedi. Sonraki günlerde, bir köyden diğerine, hastalarla ve yaralılarla ilgilenerek, sürekli hareket halindeydi…

24 Aralık 1963 akşamı, saat 22.00 sularında, silahlı Rumlar Kumsal Mahallesi, İrfan Bey Sokak’a girdiklerinde, Mürüvvet Hanım çocuklarını uyutmaya hazırlanıyordu. Oturdukları evin sahibi Hasan Yusuf Gudum, eşi Feride Hasan ve komşuları Ayşe Hanım da o sırada içerideydi. Rumlar evin dış kapısını zorlamaya başlayınca, herkes bulabildiği tenha bir köşeye gizlendi. Bu sırada Mürüvvet Hanım da, üç çocuğunu yanına alıp panik içinde banyoya koştu, küvetin içine oturdular, tehlikenin geçmesini beklemeye başladılar. (Nihat Binbaşı, evden ayrılırken hanımına “tehlike anında banyoya saklanın” tavsiyesinde bulunmuştu.) Dış kapının kilidini otomatik silahla tarayarak kıran Rumlar, evin içine girip rastgele ateş açmaya başladılar. Yusuf Gudum ve Ayşe Hanım ağır yaralanırken, Feride Hasan, saklandığı tuvalette başından vurularak öldürüldü. Evin odalarını tararken sıra banyoya geldiğinde, Rumlar kapıyı tekmeleyerek açtılar. Küvette dehşet ve korku içinde bekleşen anne ve oğullarını kurşun yağmuruna tuttular. Birkaç dakika içinde evde toplam 33 kurşun sıkılmış, bunlardan sekizi Mürüvvet Hanım’a isabet etmişti.

İki gün sonra, çatışmalar tamamen sona erip Türk askerleri Kumsal Mahallesi’ne geldiklerinde, İrfan Bey Sokak 2 numaranın ışıkları hâlâ açıktı. Evin içine giren askerler dehşet manzarasıyla, duvarlara kadar sıçrayan kanlarla ve artık tamamen soğuyup katılaşmış cesetlerle karşılaştılar. Binbaşı Nihat İlhan, o sırada hâlâ mesaide olduğu için, eşinin ve çocuklarının başına geleni ancak dört gün sonra öğrenebilecekti.

Cenazeleri memleketi Elazığ’a götüren Nihat Binbaşı, çocuklarının cesetlerini bizzat kendisi yıkadı. Yıkarken de, minicik bedenlerini eliyle yoklayıp yara aldıkları yerlere baktı. Altı yaşındaki İhsan Murat’ta üç, dört yaşındaki Nuri Kutsi’de üç kurşun yarası vardı. Yedi aylık Hakan’ın bedeni ise sapasağlam görünüyordu. Acı gerçeği o zaman fark etti: Hakancık, küvette vücudunu kendisine siper eden annesinin altında kalmış, boğularak havasızlıktan ölmüştü.

24 Kasım 2016’daki vefatına kadar acısını büyük bir tevekkülle kalbinde taşımaya devam eden Nihat İlhan, Lefkoşa’daki o eve yeniden gitmeye ancak 2007’de güç yetirebildi. “Barbarlık Müzesi” olarak ziyarete açılan evin girişindeki defteri imzalarken de, yine aynı tevekkül ve sebat içindeydi. Ve yanında, ikinci evliliğinden doğan oğlu Mustafa Necmi İlhan vardı. Prof. Dr. Mustafa Necmi İlhan, bugün Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanı ve Bilim Kurulu üyesi.

Nihat İlhan’ın hüzünle ama baştan sonra vakarla örülü hikâyesi, kıyamet sabahına kadar, hepimize ibretler sunmaya devam edecek.

Abone Ol Google News

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.