Eski bir olay

00:0015/06/2007, Cuma
G: 29/08/2019, Perşembe
Taha Kıvanç

“İkinci Dünya Savaşı sırasında Genelkurmay Başkanı kimdi?” diye sorulduğunda belleğim bana Fevzi Çakmak''ı değil, 1944-1945 arasında bir yıl kadar o koltukta oturmuş Org. Kazım Orbay''ı hatırlattı… Belleğimin neden bana böyle bir oyun oynadığının ilginç bir öyküsü var.Önce o döneme ait birkaç not: Türkiye''nin 2. Dünya Savaşı''na girmesine ramak kalmıştı aslında. Önce Almanya''nın ağır baskısı hissedildi Ankara üzerinde. O sıralar da emekli generaller faaldi; en ünlüleri Org. Hüseyin Hüsnü Erkilet

“İkinci Dünya Savaşı sırasında Genelkurmay Başkanı kimdi?” diye sorulduğunda belleğim bana Fevzi Çakmak''ı değil, 1944-1945 arasında bir yıl kadar o koltukta oturmuş Org. Kazım Orbay''ı hatırlattı… Belleğimin neden bana böyle bir oyun oynadığının ilginç bir öyküsü var.

Önce o döneme ait birkaç not: Türkiye''nin 2. Dünya Savaşı''na girmesine ramak kalmıştı aslında. Önce Almanya''nın ağır baskısı hissedildi Ankara üzerinde. O sıralar da emekli generaller faaldi; en ünlüleri Org. Hüseyin Hüsnü Erkilet Hitler''in savaşında başarılı olacağına ve bütün Avrupa''nın Nazileşeceğine inanıyordu. “Biz de yardımcı olalım” diyordu Erkilet Paşa Cumhuriyet gazetesinde çıkan yazılarında… Savaşın sonuna doğru işin seyri değişti; bu defa İngilizler''in baskısı altında düştü Ankara… İtilaf Kuvvetleri “Yenildik” demeden önce İttifak''ın yanında savaşa girdiğimiz ilân ediliverdi…

İsmet İnönü, yıllar ve yıllar boyu, “Ülkemizi 2. Dünya Savaşı''na sokmama başarısı gösterdi” diye övülür.

Konumuzun Kazım Orbay''ın adını nereden hatırladığım olduğunu unutmuş değilim. Merak etmeyin, kendisiyle ilgili öyküyü anlatacağım. Anlatacaklarımı, öykünün 60 küsur yıl önce (Ekim 1945) Ankara''da cereyan ettiğini asla unutmadan okuyun lütfen...

Neşet Naci (Arzan) Ankara''nın çok tanınmış bir doktorudur. Dahiliye ve çocuk hastalıkları mütehassısı olduğu için Ankara''da tanımadığı önemli kişi neredeyse yoktur. Dil bildiğinden büyükelçilikler de ihtiyaç olduğunda ona başvururlar. Sosyal bir insandır da; o dönemin resmi davetlerine de, yabancı misyonun resepsiyonlarına da katılır Dr. Neşet Naci…

Bir gün, muayenesinde hastalara bakmaktayken içeri giren bir gencin tabancasından çıkan yedi kurşunla hayatını kaybeder Dr. Neşet Naci. Biri Yüksek Şura üyesi Faiz Yörükoğlu, diğeri Maliye Bakanı özel kaleminden Celadet Cenk olmak üzere birkaç kişi o sırada muayenehanededir. Doktorun sekreteri ve kapıcısı da oradadır. Kâtil genç oradakilerin şaşkın bakışları altında elinde dumanı tüten silâhıyla kaçar…

Lâfı uzatmadan özeti yazayım: Ertesi gün “Kâtil benim” diye polise teslim olan ve mahkeme tarafından mahkûm edilen Reşit Mercan gerçek katil değildir. Okul arkadaşı Haşmet Orbay''ı korumak için cinayeti üstlenmiştir Reşit. Dönemin dediği dedik astığı astık valisi Nevzat Tandoğan kendisini yönlendirmektedir. Emniyet Müdürü ve Savcı da cinayeti Reşit''e yıkma tezgâhının önemli unsurlarıdır…

O günlerin gazeteleri de cinayetin üstünü örtecek tarzda yayın yaparlar. Hele yapmasınlar; Nevzat Tandoğan onları pişman etmek için hazır beklemektedir…

Sonunda Reşit mahkûm olur ve dosya kapanır…

Reşit mahkûm olur, ama dosya kapanmaz. Robert Kolej mezunu Reşit''in annesi devreye girer. Anne yüreği oğlunun haksız yere cezaevine düşmesini kaldıramaz. Karar oturumunda, “Oğlum, avukat istediğini söyle” der anne ve Reşit''in gönülsüz kabulüyle dönemin ünlü avukatı Hamit Şevket İnce duruşmaya katılır. Temyiz Mahkemesi kanıtları tutarsız bulup kararı bozunca da gerçekler iplik söküğü gibi ortaya serilir.

Para vaadiyle üstlenmiştir cinayeti Reşit, esas kâtil -Allah kimseye böyle bir evlât vermesin- Haşmet Orbay''dır. Olayın üstünü örtmek için görevlendirilen Vali, Emniyet Müdürü ve Savcı ''sanık'' ve ailesi üzerinde akıl almaz baskılar uygulamışlar, bunun için de Reşit''le hem cezaevinde hem makam odalarında defalarca gizli görüşmeler yürütmüşlerdir. Bir keresinde, Vali Nevzat Tandoğan, 18 yaşındaki kızkardeşine sarkıntılık ettiği için Reşit''in doktoru öldürdüğü senaryosunu kabul ettirmeye çalışmış, genç kız ve annesi razı olmayınca, “O halde size sarkıntılık etmiş olsun” diye ikinci teklifi anneye yapmıştır…

Yeniden görülen mahkeme bugün bile herkesin özlemi olan tam bir ''bağımsız yargı'' örneği verdi. Hâkimler heyeti avukatın talebi üzerine adı geçen herkesi tanık olarak celp etti ve sorguladı. Dönemin kudretli valisi Nevzat Tandoğan''ı bile…

Nevzat Tandoğan, “Bu ülkeye komünizm gelecekse, onu da biz getiririz” sözüyle tarihe geçmiş validir. 18 yıl hem valilik hem de belediye başkanlığı koltuğunu işgal etmiştir. Herkesi korkutan bir ünü vardır. Fakat mahkeme Nevzat Tandoğan''ı süt dökmüş kediye döndürür. Kaçamak cevaplarının üzerine üzerine gider. Duruşma sonrası, bir yakınına, “Tanık değil de sanıkmışım gibi davrandılar” der mahkeme heyeti için koca vali… Muhtemelen ağzından işitilen son sözler olur bunlar; Nevzat Tandoğan, ertesi sabah, yatağında ölü bulunur. İntihar etmiştir dönemin kudretli valisi…

Genelkurmay Başkanının oğlu Haşmet Orbay mahkemece suçlu bulunur, önce idama mahkûm edilir, cezası sonra 20 yıla düşürülür…

İşte bu olay sebebiyle hatırladım Kazım Orbay''ı…