
Süleyman gittiydi, gitmediydi derken, iş tamam oldu. Süleyman Gündüz gitti ve geldi. İlgilenen arkadaşlara duyurulur. (Çok ilgilenen oldu gerçekten.)
Anladığım kadarıyla Somali''ye gitmedi. Kenya''ya gitti. Kenya''da 500 bin kadar Somalili mültecinin bulunduğu kampa ulaştı. Çok tafsilatlı konuşamadık. Gördüklerini, hissettiklerini Yeni Şafak okurlarıyla paylaşacak.
Biliyorsunuz, bizim Mahmut Osmanoğlu oralarda. Ve işin edebiyatına sapmadan çalışıyor, buradan giden hiçbir gazetecinin yapamadığı işleri yapıyor. Mahmut, izlenimlerini, röportajlarını gönderiyor.
Ben Somali''yi yazarken, Yeryüzü Doktorları''nın başkanı İhsan Karaman''dan bir mektup geldi. ''Bam teline dokunmuşsun'' diyordu Karaman mektubunda ve devam ediyordu:
"İste 20 yıl önce yerinden kımıldatmak için arayıp bulamadığın o insanlar simdi ''orada ve heryerde'' insanlığın yarasına merhem olmaya adanmış Yeryüzü Doktorları oldular. Bugün Somali''de, Kenya''da yarın dünyevi ideolocyaların kurbanı olanlara mekan olan başka bir coğrafyada iyiliğin kalbine seferler yapmaktalar.
"Süleymanlar, Mehmetler, Harunlar, Murtezalar, Yahyahanlar... bir mazlumun, muhtacın hayatına dokunarak kendi fani hayatlarını da anlamlı kılmaktalar. Bu kutlu seferin son durağı açlıktan bir insan tekinin dahi ölmeyeceği bir yeryüzü coğrafyasıdır. Söz, varmasak da yolunda öleceğiz..."
Ben, Yeryüzü Doktorları''nı uzaktan ve takdirle izliyorum. Allah razı olsun.
Dün, İHH''dan Osman Atalay aradı. Biraz konuştuk, neler oluyor, neler olmuyor diye.
Bazı endişelerimi paylaştım. Konuştuklarımız, endişelerimi teyid eder nitelikteydi.
Ben, oradaki önceliklerin, yardım kuruluşlarımız tarafından iyi anlaşılıp anlaşılmadığını bilmiyorum.
Türkiye''de insanlar, ''açlara çorba içirme''yi kafaya takmış olabilirler.
Somalili çocukların ''karınlarına yemek doldurma''yı hedefliyor olabilirler.
Yardım kuruluşlarımız da, tencere, kazan ve kepçe kavramları etrafında bir yardım faaliyetine odaklanmış olabilir.
Ben, Somali''deki açlık sorununun bu kavramlar etrafında çözüleceğini düşünmüyorum.
Bence, Somali''de, sürekli doktor kontrolü altında olması gereken yüz bin civarında insan var. Bu yüz binin 70 bini çocuk.
Belgelere, sayımlara dayanmıyor yazdıklarım, ama abartmıyorum. Saysınlar, benim yazdıklarımdan daha kötü rakamlara ulaşacaklar.
Yani, sorunun tıbbi boyutu, kepçe ve kazan boyutundan daha büyük.
Sorunun siyasi boyutu, çözümü en zor ve en pahalı olanı. Ve bunu çözmeden hiçbir yere varamazsınız.
Orada, tarafı tutulacak bir siyaset olduğunu düşünmüyorum. Milleti hep birlikte bu felakete sürüklediler. Başka günah lazım değil onlara. Neyci olurlarsa olsunlar.
Türkiye''de çok etkili kampanyalar yapılıyor.
Ramazan-ı Şerif''in açlıkla tokluğu yanyana çok açık gösteren harikulade atmosferi, insanlarda yardım isteğini arttırıyor, bu da çok güzel.
Önceki gün, yazı işleri toplantısında arkadaşlara şunu söyledim:
"Somali''yle ilgili toplanan paraları falan yazalım. Ama önemli olan, orada ne yapıldığı.
Bu yüzden, paraları değil, orada kaynatılan kazanı, orada tedavi edilen çocuğu, anneyi, böyle şeyleri ön plana çıkaralım."
Para kendi başına işe yaramaz. Bir hizmet üretilirse işe yarar.
Bir paranın içindeki hangi kısmın değerli olduğunu bilemeyiz.
Bir milyon doların içindeki hangi 5 lira, hangi 1 lira?
Bankadan FTP yapan zenginin verdiği 10 milyon mu, dişinden tırnağından artırıp veren bir yoksulun verdiği 10 lira mı?
Bu iki paranın değerini, ekonomistler ölçemez. (Belki Mustafa Özel ölçer.)
Yardım işleriyle uğraşan arkadaşların, konuya ne kadar hakim olduklarını hâlâ anlayamadım.
Yani, onlardan dinlediklerim, henüz beni tatmin etmiş değil.
Biraz da bu yüzden, milyonla, milyarla fazla uğraşmıyorum. Meydanda ne yapılmış, onu görmek istiyorum.
Deniz var. Toprak var. Deve var, keçi var, inek var. Nüfus da kalabalık değil. Yani sorun çözülebilir.
Ama, barış lazım.
Köylüye inek versen, köylü ineğin sütünü içse yeter.
Ya eşkıya ineği ertesi gün köylünün elinden alırsa?
Tamam, Kenya''ya gittiniz, Mogadişu''ya gittiniz, kamplarda pilav pişirdiniz, çorba pişirdiniz.
Başka bir şehirde ne ihtiyaç var, öğrenebildik mi? Ulaşabildik mi?
Uçağa yüklenen hububatın kaç ton olduğundan, bankaya yatırılan paranın kaç dolar olduğundan daha önemli bunlar. Ben, sahadaki durumu merak ediyorum.
Bana göre haber, paranın kumbara deliğinden içeri girmesi değil, çorbanın çocuğun boğazından içeri girmesi.
Türkiye, bu alanda büyük tecrübe kazandı. Bizimkilerin, misyoner kuruluşlarından, Avrupa ve Amerika örgütlerinden daha dinamik, daha başarılı, daha sorun çözücü olduklarından hiç kuşkum yok.
Bu arada, Tekin Küçükali, Kızılay''ın başından ayrılmış. Niye ayrıldığını bilmiyorum. Telefonu da kapalıydı, öğrenemedim.
Dün, Yeni Şafak özetlemişti zaten. ''Kızılay''ı adam eden adamdır'', Tekin Küçükali.
Selam ediyorum.
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.