İngiltere Kraliçesi II.Elizabeth'in Türkiye ziyareti, Buckingham Sarayı'nın duvarlarına kadar işleyen kraliyet protokolünü bir kez daha gündemimize taşıdı. Araştırmacı Ali Satan, o sarayda katıldığı şövalyelik törenini yazdı
İngiltere Kraliçesi II.Elizabeth'in Türkiye ziyaretini bütün hafta konuştuk. Önemliydi, tarihi idi, anlamlı idi. Ama Kraliyet protokolü karşısında bir telaş da yaşandı. Peki ya Kraliçeyi Osmanlı Padişahı karşılıyor olsa idi nasıl bir protokol ve nasıl bir ihtişam yaşanırdı? Bunu tarihçilere bırakıp Londra'da Kraliçe'nin yaşadığı ve resmi ofisi olarak kullandığı Buckingham Sarayı'nda katıldığım ödül ve şövalyelik töreninden bahsetmek istiyorum.
Buckingham gazetecilere çok açılan bir yer değil. Törenler sırasında sınırlı sayıda yabancı gazeteci alıyorlar. Senede birkaç hafta turistik gezilere müsaade ediliyor ki bir diğer ziyaretim de böyle oldu. Hanedan mensupları da mülakat vermiyorlar.
Londra Yabancı Gazeteciler Cemiyeti üyelerine haftalık, aylık gündemler gelir ve katılmak istediğiniz programlara önceden kayıt olursunuz. Buckingham Sarayı'nda töreni okuyunca günler öncesinden hemen ismimi yazdırdım. Davet günü sabah erkenden kalktım. Davetliler elbette otomobillerle geliyorlar ve Sarayın bahçesine alınıyorlardı. Büyük bir nezaketle karşılandığımı hatırlıyorum.
Artık ünlü Buckingham Sarayı'nın içinde idim. Gösterişli üniformaları ile askerler, sivil kıyafetli saray görevlileri, sarayın bir iç trafiği vardı fakat izdiham, karışıklık, bekleme yoktu. Belki ben gazeteci olarak girdiğim için bekletilmeden içeri alındım. Davetiyemi ve programı yanıma alarak mihmandarımı takip etmeye başladım. Girişin sol tarafından bir kat merdiven çıktık ve uzun bir koridordan geçiyorduk. Bu koridora açılan o kadar çok kapı ve her kapı önünde bekleyen o kadar çok görevli vardı ki şaşırdım. Ama asıl beni şaşırtan kapılarda bekleyen görevlilerin rahatlığı ve şarkı mırıldanıyor olmalarıydı…
Koridorun sonunda büyük bir tören salonuna geldik. Mihmandar beni salonda bekleyen iki yaşlı başlı “umuru devlet görmüş” tecrübesi yüzünden okunan geleneksel kıyafetler içindeki sarayın protokol görevlilerine emanet etti. Tanıştık. Türkiye'den geliyor olmamla ilgilendiler. Bana salona hakim bir yer gösterdiler. Herhalde ilk gelen konuk bendim. Kırmızı bir salondu. Törende Kraliçe'nin takacağı madalyalar hazır ve açık bulunduruluyordu. Salon kısa süre içinde doldu. Hiçbir koltuk boş kalmadı. Tek istisna benim yanımdaki koltuk idi. Tahmin edileceği gibi herkes çok şıktı. Hanımlar İngiliz sosyetesinin bir geleneği olarak şapka takıyorlardı. Salonda iki büyük avize vardı ve bu avizelere gizlenmiş kameralar da mevcuttu. Tören; İngiltere devletine hizmet etmiş kişileri onurlandırma ve mükafatlandırma töreni idi. Kimine nişan, kimine madalya, kimine şilt ve kimilerine de şövalyelik veriliyordu.
Kraliçe II.Elizabeth ve eşi Philip tam zamanında salona giriş yaptılar. Girişten hemen önce beni karşılayan kişi anons ederek hazirunu ayağa kaldırdı. Kraliçe'nin yerini almasıyla ki kalabalığa karşı ayakta durdular ve tüm törende öylece kaldılar, İngiltere milli marşı çalındı. Arka balkondaki orkestra marşı canlı çaldı. Ardından biz oturduk fakat Kraliçe iki saati aşkın bir zaman hiç oturmadı, Elinde çantasıyla her zaman yaptığı bir işi yapıyor olmanın rahatlığı ve alışkanlığı içinde ama son derece dikkatli ve özenli bir şekilde töreni idare ettiler. Yüze yakın isim tek tek Kraliçe'nin önüne geliyor kafalarıyla selam veriyor ardından bir adım Kraliçe'ye yaklaşıyor madalyası, nişanı ne verilecekse o arada Kraliçe tarafından veriliyor, Kraliçenin elini sıkıyor ve bu esnada Kraliçe o kişiye hayatı boyunca unutmayacağı ve nesilden nesile “Kraliçe bana dedi ki” diye anlatacağı cümleyi söylüyor.
Peki bunları tek tek tanıyor mu Kraliçe bilmiyorum. Ama dikkat ettim sıradaki kişi gelmeden önce Kraliçe'nin sağ tarafında iki adım geride duran genç bir sivil görevli Kraliçe'ye bir cümle söylüyor. Kraliçe bir şey sormuyor. İşte o kişi hakkında nesilden nesile aktarılan cümle muhtemelen o kişi tarafından Kraliçe'ye süfle ediliyor.
Hanımların Kraliçe'ye saygı ifadesi daha şık bir tarzda oluyor. Karşısına geliniyor bir ayak geri atılıp diz kırılıyor hafif başlar eğiliyor. Majesteleri başları ile mukabele ediyor. Bu selamlama ritüeli Kraliçe'nin huzuruna gelindiğinde ve ayrılırken tekrar ediliyor. Şövalye olacak kişiler de sırayla Kraliçe'nin karşısına gelip selamladıktan sonra tek dizlerini yere koyuyorlar. Kraliçe bir şeyler söyledikten sonra sağ eliye kılıç çekip o kişilerin başına, sağ ve sol omuzlarına dokunduruyor. Buckingham Sarayı'nda 2 saati aşan tören bitene kadar kimse dışarı çıkmadı. Tören sonunda herkes ayağa kalkıp Kraliçe'yi uğurladı. Yerde kırmızı halılar vardı. Sarayın bahçesine fotoğraf stüdyoları kurulmuştu. O günün anısına insanlar aileleriyle fotoğraf çektiriyorlardı.






