Bir tarafta kuraklık diğer tarafta kanalizasyon ve zehirli atıklar sebebiyle, Beyşehir Gölü'nde tehlike çanları çalmaya başladı. 20 yıl önce göle bırakıldığı tahmin edilen etçil levreklerin de gölde yaşayan diğer balık türlerini yiyerek biyolojik çeşitliliği yok ettiği belirtildi
Su seviyesinin azalması, kanalizasyon ve tarımsal atıklar nedeniyle kirlilikle boğuşan Beyşehir Gölü'nde tehlike çanları çalıyor. Gölün doğal dengesinin bozulması birçok canlı türününün yanı sıra geçimini gölden sağlayan insanları da olumsuz yönde etkiliyor. 20 yıl önce göle bırakıldığı tahmin edilen etçil levrekler gölde yaşayan diğer balık türlerini yiyerek biyolojik çeşitliliği yok etti. Yetkililer, Uzun Devreli Gelişim Planı'nın 1993 yılından bu yana tamamlanmaması nedeniyle ellerinin bağladığını vurguluyor. Son yıllarda kuraklık ve bilinçsiz sulama nedeniyle aşırı su kaybına uğrayan Türkiye'nin en büyük tatlı su gölü Beyşehir Gölü, kirlilik tehdidi yaşıyor. On yıl öncesine kadar en derin yeri 20 metre olan gölün şuandaki en derin seviyesi altı metreyi buluyor. Gölün su seviyesi ve kalitesi her geçen gün biraz daha azalıyor. İl Genel Meclisi tarafından görevlendirilen Beyşehir Gölü Araştırma Komisyonu, Selçuk Üniversitesi öğretim üyeleri ile birlikte Beyşehir Gölü'nde kapsamlı bir inceleme yaptı. Beyşehir Gölü ile ilgili bir proje hazırlamak için 2004 Yılı Ekim ayından itibaren bölgede incelemelerde bulunan Selçuk Üniversitesi Çevre Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Bilgehan Nas, Beyşehir Gölü'nün suyunun azalmasının yanında niteliğinin de kaybolduğunu belirtiyor. Nas, "Türkiye'nin en büyük tatlı su gölü kirlilik içinde. Çevredeki tüm yerleşim yerlerinin atık suları, tarımsal atıklar, sanayi atıkları hep bu göle dökülüyor" diyor.
Yard. Doç. Dr. Nas, gölün suyunun azalmasının yanı sıra var olan suyun kalitesizleşmekte olduğuna dikkat çekiyor. Göl çevresindeki yerleşim yerlerinin neredeyse tamamının evsel atıklarının Beyşehir Gölü'ne döküldüğünü vurgulayan Yrd. Doç. Dr. Nas: "Çevredeki tüm yerleşim yerlerinin kirli suları dereler aracılığı ile Türkiye'nin en büyük tatlı su gölüne dökülüyor. Aynı zamanda tarımda kullanılan gübre ve zirai ilaçlar hep göle akıtılıyor. Çevredeki sanayi firmalarının atıkları sürekli göle boşaltılıyor. Dünyanın hiçbir ülkesinde böyle kaliteli bir su böyle hoyratça kullanılmıyor. Tertemiz su hem kirletiliyor hem de tarımsal sulamada kullanılarak tüketiliyor" ifadelerini kullanıyor. SÜ Ziraat Mühendisliği Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mehmet Babaoğlu, ovanın sorununun çözülmeden Beyşehir Gölü'nün sorunlarının çözülemeyeceğine dikkat çekti. Babaoğlu, şunları kaydetti: "Bir taraftan bilinçlisizce sulama, diğer taraftan evsel atıkların göle akıtılarak gölün kirlenmesi söz konusu. Salma sulama ile birlikte her geçen gün su seviyesi düşmeye devam eden göldeki bitkiler gün yüzüne çıkıyor ve güneşin etkisiyle hızla büyüyor. Öte yandan su seviyesi azaldıkça buharlaşma daha hızlı gerçekleştiği için göl kan kaybetmeye devam ediyor. Bölgede organik tarıma geçilmediği sürece su kaybını önlemek mümkün değil"
İl Genel Meclisi Çevre Komisyonu Başkanı İzzet Taşçı, 1985 yılından buyana gölün sürekli olarak su kaybettiğini söyledi. Taşçı, 1980'li yıllarda Tarım Bakanlığı'nın göle bıraktığı tatlı su levreğinin göle büyük zarar verdiğine dikkat çekerek, şu değerlendirmeyi yaptı: "O dönemde gölde 13 çeşit balık bulunurken, şimdi üç çeşit balık kaldı. Dişli balık otcul balıkları yediği için göldeki otlanma seviyesi ciddi şekilde arttı. Bu da su seviyesinin azalmasına neden oldu. Tabiatın ekolojik dengesine yapılan bu ufak müdahalenin bedelini bizler ödüyoruz. Gölde neredeyse balık kalmadı. Eskiden gölden 2 bin kişi geçimini sağlarken şimdi bin kişi geçimini sağlıyor. Bu sene bin balıkçıdan sadece yüz tanesi balık avladı çünkü gölde balık kalmadı." Taşçı, eskiden içilebilecek temizlikteki suyun, şimdi kirlilik içinde olduğunu kaydetti. Beyşehir Belediye Başkanı Nazif Tekinöz, gölün korunması için herkese görev düştüğünü dile getirerek, gölün ve çevresinde 1993 yılından bu yana Uzun Devreli Gelişim Planının tamamlanmaması nedeniyle hiç bir şey yapamadıklarını vurguluyor. Tekinöz, gölün korunması için yöneticisinden, çiftçi ve balıkçısına kadar herkese görev düştüğünü kaydediyor. Gölde balıkçılıkla geçimini sağlayan aileler ise artık geçimlerini faklı alanlarda sağlıyor. Aileler yapılan uyarıları dikkate almayan yetkililerin bundan sonra yapacağı çok fazla bir çalışmanın da olmayacağını aktarıyor.






