Türkiye'nin önü şimdi daha aydınlık

Ertan Altan
00:001/05/2008, Perşembe
G: 2/05/2008, Cuma
Yeni Şafak
Türkiye'nin önü şimdi daha aydınlık
Türkiye'nin önü şimdi daha aydınlık

Türkiye'nin tarihi bir dönemecin eşiğine geldiği bugünlerde Yeni Şafak'ın 14'üncü yaşını kutluyoruz. 85 yıllık siyasi hayatımıza yön veren parametrelerin birer birer etkisizleştiği, etkisizleştikçe hırçınlaştığı son 14 yıla tanıklık eden Yeni Şafak, yayın hayatına başladığı 23 Ocak 1995'ten bu yana sorular sordu, cevaplar verdi, belgeler açıkladı, tanıklar gösterdi, tartışmalar başlattı, etkiledi, değiştirdi, düzeltti, güzelleştirdi... Tüm bu fiillerin Türk yayın hayatına nakşedildiği 14 yıl boyunca, önüne koyduğu en temel hedef olan Anadolu insanının değerlerine saygılı, halktan ve haklıdan yana bağımsız çizgisinden asla ödün vermedi

Topkapı'daki küçük bir ofiste, binbir türlü imkansızlıkla okuyucuya ulaştırılan bir gazeteden bugünkü teknik donanıma, haber ağına, işinde uzman kadroya, giderek artan bir tiraja ulaşan gazetemizin geldiği noktanın, büyüyen bir grup olmanın çok ötesinde bir anlamı, bugün sahip olduğu imkanlardan çok daha büyük bir ödülü var:

Yeni Şafak 14 yıl boyunca hep haklı çıktı.

Nasıl mı? Gelin Yeni Şafak'ın sayfalarını geriye doğru çevirelim, gerçek bir demokrasi, özgürlükçü bir cumhuriyet olmak için yürünen yollardan bir kez daha geçelim.


YENİ ŞAFAK İHTİYACIN ÜRÜNÜ

Yeni Şafak “Türkiye'nin önü aydınlık” manşetiyle yayın hayatına başlarken, Türkiye karanlık günlerden geçiyordu. Ekonomiyle ilgili kötümser tabloların çizildiği, yolsuzlukların kol gezdiği, Batı'nın baskı rejimi olarak tanımladığı, hükümet belirsizliğinin yaşandığı, partilerin birbirinden milletvekili transfer ettiği, mafyanın sağda solda infazlar yaptığı, ortalıkta yine darbe söylentilerinin dolaştığı 1995 Türkiye'sinde, Yeni Şafak'ın manşeti fazla iyimser gibi görünse de aslında hedeflediği gazetecilik çizgisinin işaretini veriyordu. Yeni Şafak Türkiye'nin el feneri olacaktı. Demokrasiden ve özgürlükten yana olanların el yordamıyla bulmaya çalıştığı yola önce küçük bir ışık sonra dev bir projektör tutacaktı. Öyle de yaptı. Bunu yaparken hiçbir zaman tartışmaya açmadığı bir de ölçüsü vardı: Çoğulculuk. Demokrasinin bu vazgeçilmez ilkesini kendisine rehber yapan Yeni Şafak, farklı görüşlere sahip aydınlara sütunlarını hiç tereddüt etmeden açtı.


'GİTTİĞİ YERE KADAR GÖTÜRÜN'

Takvimlerde 3 Kasım 1996'nın yani 'derin devlet'in ilk kez bu kadar açık bir şekilde ortalığa saçıldığı Susurluk skandalının işaretlendiği gün, artık merakla izlenen bir gazete olan Yeni Şafak sorularına başlamıştı. Skandalın boyutları karşısında “Kimin çetesi” diye soran Yeni Şafak, devam eden günlerde “Niçin susuyorlar” manşeti altında yakalanan çetenin boyutlarını ortaya döküyordu. Kazanın aydınlatılmasını, derin devlet ilişkilerinin üzerine gidilmesini isteyen tüm yurttaşların sesine kendi sesini katan Yeni Şafak, yapılması gerekeni de cesurca tarif ediyordu: “Yaraya neşteri vurun, gittiği yere kadar götürün.” Kazanın boyutları ortaya çıktıkça telaşa kapılanların yaptığı delil karatma girişimleri de Yeni Şafak'ın gözünden kaçmadı. Dönemin kabinesinde yapılan değişiklikleri mercek altına alan Yeni Şafak, Susurluk skandalının varacağı yeri yıllar öncesinden şu manşetle duyurdu: “Örtbas operasyonu” Yeni Şafak Gazetesi, ne yazık ki haklı çıkacaktı.


MEYDANLARIN GAZETESİ

Susurluk skandalıyla birlikte Türkiye'nin meydanları da hareketlenmeye başlamıştı. Meydanları hareketlendiren bir başka toplumsal yara da hala devam eden başörtüsü yasağıydı. Yeni Şafak'ın parlamento ve adliye muhabirleri kulislerde, mahkeme önlerinde çetenin izini sürerken, sokak muhabirleri de Beyazıt'ta, Taşkışla'da, Cebeci'de, Sıhhiye'de ve Buca'da eğitim hakkı için kampüs önlerinde itilip kakılan genç kızların yaşadıklarını belgeliyordu.

11 Ekim 1998'de başörtüsü yasağını protesto etmek için tüm yurtta yaklaşık 2 milyon kişinin katıldığı “Başörtüsüne özgürlük, inanca saygı, düşünceye özgürlük için el ele” eylemini hem ilan ettiği hem de haberlerini yaptığı için gazetemizin başyazarı Ahmet Taşgetiren gece evinden gözaltına alınarak Devlet Güvenlik Mahkemesi'nde yargılandı.

Muhabirlerin objektiflerine takılan utanç fotoğrafları, önce Yeni Şafak'ın sayfalarına oradan da halkın belleğine taşınıyordu. Bugün Anadolu halkının demokrasiye dört elle sarılıyor olmasında Yeni Şafak'ın oluşturduğu bu toplumsal hafızanın etkisini kim inkar edebilir ki? İşte Yeni Şafak Türkiye'nin önü aydınlık derken tam da bunu kastediyordu.


CUMHURBAŞKANINA GEZİ İPTAL ETTİRDİK

Bosna ve Çeçenistan'da yaşanan acılar ilk sayılarından itibaren Yeni Şafak'la birlikte Türkiye gündeminin üst sıralarına oturdu. Yeni Şafak bu konuda o kadar etkili yayınlar yaptı ki, dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, Rusya'nın Çeçenistan'a yönelik baskılarını meşrulaştırmamak için Çeçenistan gezisini iptal etmek zorunda kaldı.


DEMOKRASİDEN TAVİZ YOK

Türk medyasının demokrasi sınavından geçtiği 28 Şubat günlerinde Yeni Şafak bu sınavdan başarıyla çıkan gazetelerin başında geliyordu. Bugün birçok kesimin “Yalan rüzgarı” olarak tanımladığı muhtıra günlerinde Yeni Şafak, bir yandan seçilmiş hükümeti düşürmek için atılan yalanların üzerine gidiyor, diğer yandan da basının demokrasiyi tehdit eden girişimleri destekleyen yayınlarını teşhir ediyordu. O yıllarda Yeni Şafak şöyle yazıyordu: “Daha birkaç yıl önce tekrar bir darbe olması durumunda “Gazeteciliği bırakır limon satarım” ya da “Yeraltına inerim” diyen gazeteciler, bugün Sincan ilçe merkezinden geçen tankları asker haklıdır diye destekliyorlar.”

Yeni Şafak yıllar sonra 28 Şubat'ta aktif rol oynayan gazetecilerin duydukları pişmanlığı da okurlarına duyuracaktı.


CESUR KALEMLERİN YUVASI OLDUK

28 Şubat'ın çalkantılarının sürdüğü günlerde Türkiye'yi bir kez daha derinden sarsan “Andıç Skandalı” da Yeni Şafak tarafından ortaya çıkarılmıştı. Kamuoyu Genelkurmay'da görevli bazı kişilerin PKK'lı Şemdin Sakık adına hayali ifadeler yazarak medyadaki demokrat kalemleri PKK destekçisi gibi gösteren andıçları Yeni Şafak yazarı Nazlı Ilıcak'tan öğrendi. Andıçla hedef haline getirilen Koray Düzgören, Mehmet Barlas, Cengiz Çandar, Ali Bayramoğlu gibi önemli kalemlere sütunlarını açan Yeni Şafak, Türk basınında demokrasi zemininde kurduğu bu dostlukları bugün de gururla sürdürüyor.


HAYIR! ASIL ÜSTÜMÜZ ÇÜRÜK

17 Ağustos depremindeki ağır kayıplar tüm yurdun üzerine bir kabus gibi çökmüştü. Deprem Türkiye'nin can damarı olan bölgelerdeki yapılaşmanın çürüklüğünü ortaya koyarken, bir türlü kendi ayakları üzerinde durmasına izin verilmeyen siyasetin de nasıl çuvalladığını ve aciz kaldığını tüm açıklığıyla ortaya koymuştu. Dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, devletin eksikliklerini kabul edip özür dileyeceği yerde “Ne yapalım altımız çürük” sözleriyle savunmaya yapmaya kalkışınca Yeni Şafak'tan şu tarihi cevabı aldı: “Hayır üstümüz çürük”


ERDOĞAN'IN VEDASI

1999 yılında İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı olan Recep Tayyip Erdoğan, 4 aylık hapis cezasını çekmek üzere yüzbinlerce yurttaş tarafından Pınarhisar Cezaevi'ne uğurlandığında arkasında bıraktığı halkına ve sevdiklerine Yeni Şafak aracılığıyla veda etti. Bayram arefesi cezaevinin yolunu tutan Erdoğan'ın tüm İslam alemine verdiği bayram mesajı gazetemizin sayfalarında yer almıştı.


ÖRÜMCEK BASKINI

Etkisizleştikçe hırçınlaşan statüko Yeni Şafak'ı elbette hedef alacaktı. Öyle de oldu. Yolsuzluk haberlerinden rahatsız olan dönemin hükümetinin talimatıyla basılan gazetemizin sahipleri de gözaltına alındı. Bu kirli tezgahı “Gazetemize örümcek baskını” başlığıyla duyuran Yeni Şafak, bu baskının hesabını soracağını dosta düşmana ilan ederek, sorumluları yargıya havale etti.


YENİ ŞAFAK EN BAŞINDA GÖRMÜŞTÜ

Türkiye'nin önü aydınlık diyerek yola çıkan Yeni Şafak'ın bu müthiş öngörüsünün doğrulandığı bir milat oldu 3 Kasım 2002 seçimleri. Türkiye'yi tarihinin en büyük ekonomik krizine sokan, halkın oyuna güvenmedikleri için askeri ve sivil bürokraside yuvalanmış çetelere sığınan iktidarlar, bu seçimde tasfiye oldu.

Nitekim Yeni Şafak'ın 4 Kasım tarihli

manşeti “Tarihi tasfiye”dir ve Yeni Şafak bu manşeti yıllar öncesinden görmüş bir gazetedir.


CİDDİ SINAVLARDAN GEÇTİK

Statükonun tasfiyesinden bir yıl önce meydana gelen 11 Eylül saldırılarının ardından Amerika'nın Irak'a yönelik işgal hazırlığı, yeni bir döneme başlayan Türkiye'nin önüne zorlu sınavlar koymuştu. Irak'ta Türk askerlerinin başına çuval geçirilmesi ve önümüze konan Irak'a asker tezkeresinin tüm gündemi kapladığı günlerde, “ABD öldürüp gidiyor, biz ise buradayız, komşularımızla, dindaşlarımızla” diyen Yeni Şafak, Türk basınında ikirciksiz tavır koyan birkaç gazeteden biriydi.

2003 yılının önemli sınavlarından biri de İngiliz konsolosluğuna ve sinagoglara yönelik hain bombalı saldırılardı. Saldırının faillerini “Türkiye düşmanları” manşetiyle deşifre eden Yeni Şafak sebeplerini ise beş maddede özetledi:

1- Türkiye, Irak'taki gelişmelere paralel olarak terör batağının içine çekilmek isteniyor.

2- Faiz ve enflasyondaki düşüş bazılarını rahatsız etti. Bomba ekonomideki olumlu gidişe atıldı.

3- Siyasi istikrarın bozulması yönünde çaba var.

4- Türkiye'nin AB üyeliğinin engellenmesi ve Kıbrıs sorununun çözümünü istemeyenler var.

5- Saldırının sinagogları hedef almasıyla eylem bir anda bütün dünyanın gündemine oturdu.


'ŞEMDİNLİ'DEN KAÇIŞ YOK'

Şemdinli'deki Umut Kitabevi'ne bombalama eyleminde bulunurken yakalanan astsubaylar ve itirafçıların yaptığı eylem, 2006 yılının son aylarında 2007 yılında yaşanacak olaylar zincirinin habercisiydi. Olayı ilk gün “Şemdinli'den kaçış yok” manşetiyle duyuran Yeni Şafak; medyadaki tüm dezenformasyona ve yargı sürecindeki skandallara rağmen, milyonların gözü önünde gerçekleşen bu olayın takipçisi oldu. Yeni Şafak'ın etkili kalemleri de hukuk devleti olma yolunda adımların önünü kesme amacı taşıyan bu olayın aydınlığa kavuşması için seferber oldu. Doğru habere ulaşmak isteyenler Şemdinli'yle başlayan olaylar zincirini Yeni Şafak'tan takip etti.

Hukuk devleti olma iradesine ikinci darbe kanlı Danıştay baskınıyla gerçekleşti. Danıştay üyelerinin kurşun yağmuruna tutulduğu bir kişinin ölümüyle sonuçlanan olayda tetikçinin suçüstü yakalanmasına ve tüm bağlantılarının kısa sürede açıklığa kavuşmasına rağmen, medyada çarpıtmalar sürerken Yeni Şafak'ın yaptığı yayınlar sayesinde provokasyon tüm yönleriyle aydınlığa kavuşturuldu.


SEVİNDİK SEVİNDİRDİK

Türkiye'nin son yıllarda sanat ve spor alanındaki başarılarını “Hasta adam diriliyor” başlığıyla duyuran İngiliz The Times gazetesinin bu değerlendirmesini manşetine taşıyan Yeni Şafak, Türkiye'nin çalkantılı yıllarında toplumu sevince boğan olayları da tüm yönleriyle değerlendirerek okurlarına sundu. Galatasaray'ın UEFA şampiyonluğu, milli takımımızın dünya üçüncülüğü, Sertap Erener'in Eurovision birinciliği ve Orhan Pamuk'un Türkçe'ye kazandırdığı Nobel Edebiyat Ödülü, Yeni Şafak kadrosunun duyduğu coşkuyu sayfalarına taşıdığı, sevincini okurlarıyla paylaştığı olaylardı. Özellikle bazı gruplarca üzerine gölge düşürülmeye çalışılan Nobel Edebiyat Ödülü'nün Türkçemize ve milletimize verdiği kıvanç, Yeni Şafak'ın manşetlerinde, yorumlarında hat ettiği yeri buldu.


ÜZÜLDÜK ÜZDÜK

Ülkemizdeki çalkantılarla birlikte dünyanın ve bölgemizin yaşadığı katlanılmaz acılar da Yeni Şafak'ın yası oldu. Temmuz 2006'da başlayan ve Filistin'in Lübnan'ın kentlerini ateş çemberine alan zorbalık, Yeni Şafak'ın manşetlerinde öfke ve isyana dönüştü. İsrail'in yaptığı katliamları bölgeye yolladığı muhabirleriyle an be an takip eden Yeni Şafak, yaşanan insanlık dramını okurlarına taşıdı. Muhabirlerinin objektiflerine takılan utanç görüntüleriyle özel bir ek yayınlayan Yeni Şafak, okurlarının duygularını da sayfalarına taşıdı.


GÜVEN TAZELEDİK

2007 yılı Türkiye için bir dönüm noktası oldu. Hrant Dink suikastıyla başlayan süreç, Türkiye'yi şoka soktu. Hrant Dink'in kurşunlara hedef olduğu 19 Ocak'ın ertesi günü “Hrant'ımıza kıydılar” manşetiyle okuyucuya ulaşan Yeni Şafak, cinayetin bağlantılarının üzerine giderken, gazetemizin etkili kalemleri de cinayeti doğuran siyasi atmosferi mercek altına alarak önemli tartışmaların altına imza attılar. Gazetemizin duruşu bazı çevreleri tedirgin etmiş olacak ki bu süreçte yazarlarımıza yönelik tehditlerin ardı arkası kesilmedi. Malatya katliamı, Ümraniye'de bulunan el bombaları ve Danıştay baskını davasına uzanan ilişkiler ağını haberleri ve yorumlarıyla gözler önüne seren gazetemiz, toplumumuzun güvenliğine ve demokrasimize kasteden karanlık güçler karşısında en saf haliyle demokrasiyi savundu. Meclise ve hükümete yönelik başlatılan yargı müdahaleleri karşısında demokrasiden yana çizgisini haber ve yorumlarına yansıtan Yeni Şafak'ın ulaştığı satış rakamları da Türkiye'nin içinden geçtiği bu kritik süreçte okurlarımızın duyduğu güvenin bir ispatı oldu.

14 yıldır Türkiye'de gazete okuma alışkanlığı olan herkeste yerleşen “Bakalım Yeni Şafak ne yazmış” merakı son bir yılda da artarak sürdü.

Bugün içinden geçtiğimiz ve toplumu zaman zaman karamsarlığa sevk eden heyecan verici günlerde de Yeni Şafak'ın “Türkiye'nin önü aydınlık” öngörüsü bu kez daha güçlü bir inançla devam ediyor.