
Kolonizatörler ve misyonerler için artık matbu kitaplara veya sözlü propagandalara gerek yok. Sabah uyanır uyanmaz eksikliğini hissettiğimiz şey, o parlak ekranlar, propagandaların kendine has tarafı haline geldi. Onlar, zihinsel kolonizasyonu çoktan sağlamış durumda. Bizler, sosyal medyada özgürce dolaştığımızı zannederken, aslında görünmez bir ‘dijital kolonizatör’ tarafından yönetiliyoruz. Bu dijital kolonizatör, neyi seveceğimizi, kime kızacağımızı ve hatta toplum olarak olaylara nasıl tepki vereceğimizi kodluyor. Buradaki mesele, sadece bu parlak ekranlara ‘bağımlılık’ derecemiz değildir, asıl mesele, algoritmaların yeni bir ‘kültürel tahakküm’ rejimi kurmasıdır.
RIZA ÜRETİMİ
Bu yeni kültürel tahakkümün en tehlikeli tarafı, bir nevi ‘sembolik şiddet’ olarak tanımlayabileceğimiz sinsi mekanizmayla işlemesidir. Karşımızda bizi zorlayan bir güç bulunmamakta, bilakis bizi beğenilme arzumuzdan yakalayan, kendi rızamızla teslim olduğumuz bir yapı var. İçerisine adım attığımız sosyal medyalar ve dijital platformlar, kültürel sermayemizi yeniden tanımlıyor. Sosyal sermayemizin önemli kodları arasında yer alan ağırbaşlılık, mahremiyet veya âlimlik birer itibar kaynağıydı. Fakat şimdi algoritmalar, bu değerleri tedavülden kaldırıyor. Tüm bu geleneksel kodlar yerine şimdi ve bugün, görünür olmayı, hızlı tüketmeyi ve sınırsız ifşayı yeni geçer akçe, yani yeni bir ‘sembolik sermaye’ olarak koyuyor.
GÖRÜNÜR OL YA DA YOK OL
Bizler, bu platformlarda var olabilmek adına kültürel sahada damıtılarak üretilen “habitus”u, yani yerleşik davranış kalıplarımızı terk etmeye zorlanıyoruz. Çünkü sosyal medyanın ve dijital platformların arkasında var olan algoritma, sessizce kulağımıza şunu fısıldıyor: Eğer kendi kültüründeki gibi mütevazı olursan, bu dijital pazarda yok hükmündesin. Görünür ol, bağır, kavga et ve izlen! Bir önceki dönem öldüren eğlence, televizyondu. Şimdi ise, sosyal medyanın ve platformların kuralları, onu daha da aşmamıza neden oluyor. En önemlisi de bu kuralları içselleştiriyor, zamanla bu yapay kuralları hayatın doğal akışı sanmaya başlıyor oluşumuz. Neredeyse bir nostalji hükmüne dönüşmeye başlayan selamlaşmanın tevazu içeren o ayrıcalığına ayıracağımız vakti, tanımadığımız insanların onayını (like) almak için kurguladığımız videolara harcıyorsak, burada sadece bir teknoloji kullanımından değil, sosyal kodların algoritmik kurallarıyla yeniden yazılmasından, yani bir “habitus değişimi”nden bahsetmek gerekir.
DİLİN ÇÖLLEŞMESİ VE HIZ TUZAĞI
Tahribatın en sinsi boyutu ise dil ve siyaset sahasında gerçekleşiyor. Dil, bir anlamda, bir pazar yeridir. Bu pazar yerinde hangi kelimelerin, hangi üslubun değerli olduğunu o pazarın sahibi belirler. Bugünün dijital pazarında Türkçenin derinliği, tefekkür ve nezaket üslupları satın alınmıyor. Kodlar, görüntüler ve algoritmalar nüansı, gri alanları ve uzun cümleleri neredeyse cezalandırıyor. Bunun yerine kısalık içeren hızı ve hazzı ödüllendiriyor. Peki ya sonuç? Fikri dünyamızda yaşanan derin bir çölleşme... Birçoğumuz meramımızı 15 saniyelik videolara sığdırmak veya karmaşık duyguları emojilere hapsetmek zorunda kalıyoruz. Sosyal medyanın dilini emojilerle kutsuyoruz… Emoji dili, dilin fakirleşmesine, dilin fakirleşmesi ise düşüncenin fakirleşmesine neden oluyor. Dolayısıyla kelimeleri ve kavramları olmadan mücadeleye girebilecek bir toplum, kendi meselelerini tanımlayamaz hale gelir ve çözüm için “dijital efendileri”nin armağanlarına, yapay zekâlara muhtaç kalır.
MODERN KABİLE HAYATI
Bu lisanî erozyon, siyasi alanı da kaçınılmaz olarak etkiliyor. Sosyal medya algoritmaları, bizi bizden farklı düşünenlerle karşılaştırıp müzakere ettirmek yerine bizi sadece bizi onaylayanların olduğu “yankı odaları”na hapsediyor. Yankı odaları, adeta modern bir kabile hayatıdır. Bu modern kabile hayatında etkileşim adına para kazanmak, toplumun fay hatlarını kaşıyan suni çatışmalar üretiyor. Ne kadar çok yankı odası varsa dijital gettolar da o kadar çoğalıyor istemeden ve bu birbirine düşman tarafları meydana getiriyor. Böylece bu platformlar, sonsuz çatışmalar üretiyor siyasi tüketim adına. O halde aklımıza şu soru geliyor: Acaba huzurlu bir toplum, sosyal medya şirketleri için kârlı bir veri kaynağı değil mi? Sahip olduğumuz mevzilerimizden dolayı birbirimize düşürüldükçe, sosyal medyada ve dijital platformlarda geçirdiğimiz süre artmakta, sözde ayrışır hale geldikçe, onların kasası dolmaktadır. Bu, tam anlamıyla “böl ve yönet” stratejisinin dijital sürümüdür.
OYUNUN KURALINI DEĞİŞTİRMELİYİZ
Peki, bu stratejiyi nasıl aşacağız? Açıkça ifade etmek gerekirse mesele, bireylere “telefonu bırak, ailene dön” tavsiyesi vererek çözülebilecek romantik bir seviyeyi çoktan aştı. Karşımızda milyon dolarlık bütçelere ve devasa veri setlerine sahip yapısal bir güç var. Bu yapısal güç, maalesef “oyunun kuralları”nı koyuyor. O halde çözüm, oyunu onların kurallarına göre oynamak değil, bilakis kendi oyun sahamızı ve bu oyun sahasındaki kendi kurallarımızı inşa etmektir. Bu inşada “Milli Dijital Politika” artık bir teknoloji meselesinden daha çok, bir varoluş meselesidir. Oyunun kurallarını oynanırken dahi değiştirebilmek bir oluş ise, “yerli algoritmalar” bu oluş ihtiyacımızdır. Çünkü algoritma dediğimiz şey, basit ve sade matematiksel bir tarafsızlığın ötesinde kodlanmış bir ideolojidir. Başka bir kavrayışın kodladığı algoritma, kültürümüzü ancak bir “veri yığını” veya “tüketici profili” olarak görür.
Veri, 21. yüzyılın en işlek caddesidir. Ancak biz, bugün, bu işlek caddede ürettiklerimizi ücretsiz sunuyor, bunların yerine manipülasyon ve reklam olarak geri dönüş alıyoruz. Bu sömürü çarkını kırabilecek potansiyeldeki tek güç, kendi dijital oyun sahamızı teşekkül etmektir. Eğitimden ticarete, eğlenceden siyasete kadar dijital kodları kendi kodlarımız haline dönüştürebilmek, bazıları için bir içe kapanma anlamına gelebilir. Fakat bu türden bir durum, aksine, küresel arenada bir “oluş”, “özne” olarak var olma şeklinde ele alınmalıdır. Dijital bir çağda dijital kolonizatörlerin hâkimiyetine tabiiyet duyan bir “kullanıcı” mı olacağız, yoksa kendi kaderini tayin eden bir “hâkim güç” mü? Cevap, geliştireceğimiz kodlarda gizli…









