
Cumhuriyet Türkiyesi'nin Maarif nazırlarından, Türk Ocağı'nın uzun yıllar başkanlığını yapan Hamdullah Suphi Tanrıöver, İstanbul'un işgal yıllarında bir gün Divanyolu'na iner. Mutad olarak Ocaklı gençlerle yaptıkları, türbe, cami ziyaretini tek başına tekrarlamak isterken, karşısına bir Yunan otomobili çıkar. İçinde Yunan zabitleri olan otomobilin önünde küçük bir Yunan bayrağı sallanıyordur. Divanyolu'nda... Yunan zabitleri... Yunan bayrağı... Hamdullah Suphi, garba gazaya giden orduların güzergahındaki Yunan hatta İngiliz ve Fransız bayraklarına tahammül edemez, kendini Süleymaniye'ye atar. Şaheser'in içinde tüm tarih, o tarihi oluşturan ruh, azim, irade gözlerinin, zihninin içinden akar gider. Derin düşünce ve buruk kalple Süleymaniye'den çıktıktan kısa süre sonra kendini Samandıra yollarında, Anadolu'daki milli mücadelede bulur.
Modern tarih yazımında, bayrak, marş, törenler ulus devletlerin kimliklerine bağlı olarak seküler boyutta ele alınır. Bilhassa 1980'lerden sonra Kemalist eliti etkisizleştirme, Türkiye'nin ulus devlet kimliğini yorma adına simgeler üzerinden eleştiriler, romantik tarih okumaları yapılmaktadır. Bayrak, İstiklal Marşı, törenlerin, “milli ruh”u kullanarak “millet”i linç ve şiddet kültürüne yönelttiğine; ülkedeki farklı kimlikleri, farklı etnik ve mezhep unsurlarını bastırmaya yöneldiğine ilişkin çalışmalar yoğunluk kazanmıştır. Bunda 12 Eylül idaresinin işkenceleri bu şiarlar eşliğinde gerçekleştirmesinin önemli payı var. Bayrağı, marşı milliyetçi, ötekine hayat hakkı tanımama şeklinde lanse eden çevreler aynı zamanda İstiklal Harbi ile ortaya çıkan devlet yapısının genetiğine ilişkin ayrıştırıcı okumaları devreye sokar.
1980 sonrasında İslamcılık neoliberal siyasallığın da etkisiyle devlet ile Kemalizmi birleştirerek, mücadelesini devletin kodlarına yöneltmiş bu bağlamda milletin varlık göstergelerini tıpkı sol, etnik, liberal çevrelerle bir olarak “milliyetçi refleks” biçiminde görmeyi yeğlemişti. Bayrak, İstiklal Marşı hatta vatan kavramı sadece milliyetçiliğe değil aynı zamanda “rejime” indirgenerek, sistemle aynılaştırılmıştı. Postmodern çoğulculuk üzerinden ulus devletleri ayrıştırmayı öne çeken anlayış, kadim devlet ve millet varlığını oluşturan değerleri Cumhuriyet eleştirisine yönelterek başta İslamcılar olmak üzere kendisine siyasal alan açmaya çalışan geniş bir “yıkım koalisyonu” oluşturmuştu.
Hamdullah Suphi'nin deneyiminde üç simge öne çıkar. Bayrak, Cami, Vatan... Bayrak, yapısökümcülerin, postmodernistlerin sol – liberallerin iddia ettiği gibi “milliyetçi şiddet kültürü”nün bir göstergesi değil, “egemenlik” simgesidir. Divanyolu'nda yani tarihi yapan caddede sadece Yunan değil İngiliz ve Fransız bayraklarının varlığı, egemenliğin kimde olduğunun göstergesidir. Bu aynı zamanda “varoluşsal güvenlik alanı” ile ilgili bir durumdur. Yabancı bayrakları gören yazar, varoluşsal sıkıntıya düşer. Halbuki o üstün Batı medeniyetinin bayrakları altında gayet rahat, müreffeh bir hayat sürme imkanına sahiptir.
Batılılaşma dönemi Osmanlı aydınının hayranlıkla izlediği Batı medeniyeti aslında tam da ayaklarına kadar gelmiştir. İstiklal Harbi'nde Anadolu'ya geçen ya da mücadeleye destek veren aydınların çoğu şaşaalı o parlak hayata özenen Batıcılardan oluşur.
Hamdullah Suphi gibi “Cumhuriyet aydını”nın, inkılapları hayata geçiren seküler kadronun bayrak ve cami üzerinden varoluşsal güvenlik alanı kurması sadece dönemin atmosferiyle ilgili değildir. İsmet Özel'in dile getirdiği gibi, İstiklal Harbi öncesinde “Türk bayrağının altı en tehlikeli yer” iken İstiklal Harbi sonrasında “Türk bayrağının altı en güvenli saha” olmuştur. İstiklal Harbi sadece Türkler ve Anadolu'da yaşayanlar için değil aynı zamanda dünyadaki Müslümanlar için de bir umut ışığına dönüşürken, Türk bayrağı, güvenliğin garantisi halini almıştır. Hamdullah Suphi'nin “muhasebesi”ni camide ama hususen Süleymaniye'de yapması, “gavur bayrakları altında yaşamama” iradesinin, Batı medeniyeti karşısında Süleymaniye gibi bir harikanın varlığına sığınmanın göstergesidir. İstiklal Harbi'ne yani vatana giden yol Süleymaniye'den geçmiştir aslında. Modern tarih yazımında ulus devlet simgesi olarak yerilen bayrak, cami, vatan ve marş kavramları bu bakımdan “sığınak”, “yaşam alanı” tercihiyle ilgili bir durumdur.
İstiklal Harbi'yle birlikte kurulan Meclis'te, Türkiye'de bugün varlığını barındıran unsurlarının hepsi temsil edildi. Bugünkü Meclis “temsiliyet” bakımından Birinci Meclis'in çok daha ilerisinde. Ne var ki Birinci Meclis'in İstiklal Harbi ile gösterdiği varoluş iradesi, gavur bayrakları altında yaşamama kararlılığının bugün aynı derecede hassasiyet barındırıp barındırmadığı son derece şüpheli. Türk bayrağı altında güvenliğini muhafaza eden, yabancı egemenliğinden kendini koruyan unsurlar artık geleceği başka bayrakların altında yaşamaya yönlendirmiş durumda.
Bayrak kutsamanın, yüceltmenin ötesinde bir varoluş beyanı olduğu kadar aynı zamanda ortak geçmişin, dini aidiyetin, müşterek ideal ve gelecek tasavvurunun göstergesidir. Bayrak tercihi aslında gelecek tercihidir.
İstiklal Harbi'ne omuz verenler İngiliz ve Fransız bayrakları altında yaşamanın İngiliz ve Fransız gibi yaşamaya varacağını bildikleri için tercihlerini Türk bayrağı lehine yapmışlardı. Bugün “yabancı bayrakları salıverip Türk bayrağını düğümleyenler”, sadece “bez parçası” tercihinde bulunmuyor aynı zamanda aidiyetlerini yasladıkları zemini de işaret ediyor.
Osmanlı aydını, devlet adamı Arnavutların imparatorluktan ayrılmalarından sonra en büyük buhranı yaşamışlardı. Yunan, Sırp, Bulgar unsurların dinleri nedeniyle kopmaları bir nebze anlaşılabilirdi fakat Müslümanların Arnavutların, Arapların isyan etmelerini sindiremediler. İngiliz ve Fransızların desteklediği Suriyeli Hristiyanların öncülüğündeki Arap Milliyetçiliğine Kürtler İstiklal Harbi sonrasında “gavurun peşine takılmamak” için kapılmamışlardı.
İngiliz ve Fransız bayrakları altında “bağımsızlıklarını kazanan” Ortadoğu ahalisinin hali meydanda. Varoluşsal güvenlik alanlarını Batıya devreden Müslümanlar, bugün akın akın İngiltere'de, Fransa'da, Almanya'da parlak bir gelecek aramanın derdinde Akdeniz'in sularında yok olup gitmeyi göze alabiliyor. İngiliz, Fransız bayrağı ile yaşamak, İngiltere ve Fransa'da yaşamaya dönüştü. İngiliz, Fransız, İtalyan, Yunan bayraklarını memleketlerinden defedenler kurdukları Türkiye ile “güvenliklerini” sağlamanın verdiği şükürle yaşıyor. Bugün apartmanlarından Türk bayrağı sallayanların, bu iradenin ortaya konmasındaki İslamiliği ne derece bildikleri şüpheli. Fakat düzenledikleri toplantılarda Türk bayrağını düğümleyerek yabancı bayrağını özgürleştirenler, tarihi 100 yıl geriden yaşamak için can atıyor.






