Erdoğan, ATV'de canlı yayınlanan 'Başbakanla Gündem Özel' programında soruları yanıtladı.
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Ortadoğu'daki gelişmelerin Büyük Ortadoğu Projesiyle yakından uzaktan alakası olduğunu düşünmediğini belirterek, 'Bunlar ne homojen ne irtibatlı, böyle hareketler de değil. Yılların sıkıntısı var. Affınıza sığınarak söylüyorum, adeta siyasi gaz sıkışması diyebiliriz' dedi.
'Mısır, Libya ve Tunus bölgesindeki olayları nasıl değerlendiriyorsunuz ve bu olaylar Türkiye'yi nasıl etkileyecek?' sorusu üzerine, Başbakan Erdoğan, sürecin Tunus ile başladığını, arkasından Mısır'ın aynı şekilde devam ettirdiğini söyledi. Mısır halkının bu noktadaki mücadelesinin çok daha farklı olduğunu vurgulayan Erdoğan, Mısır'daki halkın hak ve özgürlükler noktasında verdiği mücadele sonunda hükümet değişimi ve yeni bir dönemin başlangıcının adımlarının atıldığını belirtti. Erdoğan, tüm Mısır, Tunus halkının arzuladığı bir yönetime kavuşmasını dilediğini bildirdi.
Erdoğan, 'Bu ateş dalga dalga bütün Afrika'yı bunun yanında Körfez ülkelerini sarmış bulunuyor. Biz de sürekli olarak gerek telefon diplomasisiyle arkadaşlarımızı bölgeye göndermek suretiyle yakından takip ediyoruz' dedi.
Özellikle Libya'nın Türkiye için önemli olduğunu, ülkede resmi kayıtlara göre 30 bin civarında Türk bulunduğunu ifade eden Erdoğan, bu kişilerin Libya'daki 200 civarındaki şantiyede çalışan mimar, mühendis, işçiler olduğunu kaydetti.
'Hakikaten oradan tarihi bir tahliye sürecini başlattık' diyen Erdoğan, Türkiye bu süreci devam ettirirken diğer ülkelerin böyle bir tahliye süreci içine giremediklerini söyledi.
Başbakan Erdoğan, şöyle devam etti:
'Şu ana kadar kesinleşen tahliyemiz, 7 bin 352 vatandaşımız gelmiş vaziyette ve bugün giden uçaklarımız askeri uçaklarımız, Türk Hava Yolları, bunlarla sanıyorum 9 bine ulaşacak. Bu arada, tabii giden gemilerimiz var. Bu gemilerde muhtemelen, herhangi bir aksilik olmazsa Tunus tarafına aktarılıp, Tunus'tan Türkiye'ye getirilecekler. Dünyanın değişik ülkelerinden 'bizim de vatandaşlarımızı alın' diye Dışişleri ile irtibat kuran ülkeler var. Bir kısmı dün akşam 50 civarında bu tür farklı ülkelerden insanları da bizler aldık ve Türkiye'ye getirdik.
Bu süreç içinde biz şu anda resmen Libya'nın başında bulunan Kaddafi ile irtibatımızı kesmedik. Şahsen benim 3 kez Kaddafi ile görüşmem oldu. Bu arada, yine muhalif kesimle de irtibatlarımızı aynı şekilde devam ettiriyoruz. Sağ olsun onlar da özellikle Bingazi'de bizim vatandaşlarımıza karşı olumsuz tavır içine girmediler.'
'Muhalif kesimden irtibat kuracak bir isim var mı?' sorusu üzerine Erdoğan, 'Biz direkt olarak kuruyoruz. Onların içerisinde olanlardan, Türkiye'deki birçok çalışmalarda tanınan, bilinen ve bizim Başkonsolosumuzun da aracı olması vasıtasıyla onlarla da irtibat kuruyoruz. Başkonsolosumuzun sağ olsun çok ciddi gayretleri oldu. Şu anda fiili bir durum var. Bütün bunlar insani amaçla atılan adımlar' diye konuştu.
Başbakan Erdoğan, bu gece itibariyle gemilerin 3 bin civarında vatandaşın tahliyesini sağlayacağını, bu gece uçakla tahliyelerin devam edeceğini bildirdi.
'Anlattığınız tabloya göre Mısır ile Libya arasında benzerlik var' denilmesi üzerine Erdoğan, şunları kaydetti:
'Ben aslında benzerlik görmüyorum. Libya'daki yapı, kabilelerin aslında birbiriyle olan dayanışması veya mücadelesi. Şu anda yapılan açıklamalara baktığınızda, doğu-batı şeklinde fiili bir bölünme var. Kabilelerin o bölgelerdeki gücüyle orantılı olarak böyle bir bölünme söz konusu. Bu nereye kadar nasıl devam eder bilemiyoruz. Bu süreci gerçekten dengeli bir şekilde devam ettirmek durumundayız. Buradaki politikamız sadece bir siyasi ilişki boyutunda ele alınmamalı. İnsani ilişkiler boyutunda ele alınmalı. Çünkü insani ilişkimizi bu olaylar bittikten sonra da devam ettireceğiz. Bu ülkelerin iç işlerine müdahale etmek gibi bir problemimiz, derdimiz yok. Bunu yapamayız. Bunu zaten Türkiye olarak kendimize de yakıştıramayız. Yaptığımız iş sadece insanidir, bu ülkelerle geçmişten bu yana olan münasebetlerimizdir ve bu ülkelerin halklarıyla olan münasebetlerimizdir. Türkiye'nin mevcut yapısından esinlenerek kendileri bizlerden destek isterler. Biz her alanda onlara siyasi, ekonomik, kültürel pek çok alanda desteklerimizi, yardımlarımızı sunarız. Ama bizim şu anda böyle bir şey ortaya koymamız mümkün değil. Durumdan vazife çıkarma gibi bir amacımız yok.'
'Libya'daki durum Gazze'den farksız. Hatta daha ağır. O zaman reel politika girince işin içine uluslararası politikada standartlar farklı oluyor galiba' denilmesi üzerine Erdoğan, konuyu böyle değerlendirmemek gerektiğini söyledi.
Erdoğan, Mısır'da, Tunus'ta sadece Türk vatandaşlarının tahliye edildiğini belirterek, 'Ondan sonraki süreç tamamen uluslararası noktada neler yapabiliriz, bunun gayretiyle geçti. Libya'daki durum böyle değil, 30 bin insanımız var. Bu olayların içerinde bir can kaybı veya yaralanma serüveninin devam etmesi bizi çok ciddi sıkıntıya sokar. O zaman da eli kolu bağlı seyredemeyiz' dedi.
Erdoğan, 'Olaylar büyük Ortadoğu projesinin sahnelenmesi ya da gerçekleşmesi mi, yoksa zincirleme birbirlerini etkilemekten mi kaynaklanıyor?' sorusunu, 'Büyük Ortadoğu konusunu Türkiye'de yorumlamak veya tanımlamak noktasında çok ciddi çelişkinin olduğunu görüyorum. 'Büyük Ortadoğu Projesi nedir' diye sorduğunuzda doğru tanımlayanını görmedim' diye yanıtladı.
Projenin eş başkanı olarak Türkiye'nin kadın hakları ve demokrasi noktasında bölgede önemli bir görev üstlenmesinin öngörüldüğünü ifade eden Başbakan Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:
'Fakat bu daha doğuştan adımı atıldığında bitti, yürümedi. Fakat bizdekiler hala yürüyor gibi, baş aktörü biziz. Böyle bir şey yok. İtalya'nın, Yemen'in, bu işin rol modeli diye söyleneceklerin hali ortada, hala Büyük Ortadoğu Projesi diyorlar. İlk adımı atan Bush'tu. O da yok zaten. Onun için ben bu gelişmelerin Büyük Ortadoğu Projesi ile yakından uzaktan hiç alakası olduğunu düşünmüyorum. Bunlar ne homojen ne irtibatlı, böyle hareketler de değil. Yılların sıkıntısı var. Affınıza sığınarak söylüyorum, adeta siyasi gaz sıkışması diyebiliriz. Böyle bir durum var. Siz, 41 yıl, 32 yıl, 30 yıl bir ülkeyi yönetiyorsunuz. Bunu yönetirken, halkınızın iradesi yok veya halkın iradesi var diyerek halkı aldatıyorsunuz.'
Bölgedeki bir başka sıkıntının petrolün dağılımı noktasında olduğunu söyleyen Erdoğan, 'Belli bir bölgede farklı, belli bir bölgede farklı. İslam dünyasındaki bu petrol imkanından belli bir miktarını, 40'ta, 20'de, 10'da bir olabilir, kalkıp da bir kenara koysalar, bütün İslam dünyasındaki fakiri fukarayı, ondan sonra da bütün insanlığın ayağa kalkmasını sağlayabilir' diye konuştu.
Erdoğan, 'Mesai yaptığınız, dostluk kurduğumuz bir insan devrilmiş, tutuklanmış, neler hissediyorsunuz?' sorusunu yanıtlarken, 'Yakın dostlarıma söylemiştim, ama burada söylemem. Şunu hissediyorum, iyi ki Türkiye'de yaşıyoruz' dedi.
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Cumhurbaşkanının görev süresi ile ilgili olarak, 'Bu konuda hukukçuların arasında çok değişik bir yaklaşım tarzı var. Benim alanım alanım ekonomi. Şimdi bunun kararını biliyorsunuz YSK veriyor, siyaseten biz veremiyoruz. Şu anda o yetki YSK'da, onun kararını YSK verecek' dedi.
Başbakan Erdoğan, petrol fonlarından fakir fukarayı destekleyen bir fon kurulması yönünde açıklamasının olduğunun hatırlatılarak, 'Siz muhafazakar demokrat bir parti olarak kendinizi tanımlıyorsunuz, fakat ekonomide muhafazakarlar zenginlerin yanında dururlar, siz fakirlerin yanında duruyorsunuz. Kamu harcamalarını fakirlerin lehine kullanıyorsunuz, savunma harcamalarını azaltıyor, eğitim ve sağlığı artırıyorsunuz. Sol siyaset sizinle yarışamıyor. Ekonomide kendinizi nasıl konumlandırıyorsunuz, solda mısınız, liberal misiniz, muhafazakar mısınız?' şeklindeki soru üzerine, şunları söyledi:
'Aslında, atalarımızın güzel bir ifadesi var, 'Biri yer biri bakar kıyamet ondan kopar' böyle bir duruma düşmeyelim istiyorum. Biz nasıl ki siyasette merkezdeysek, ekonomide de liberal ekonomiyi yola çıkarken benimsedik ve yola da öyle çıktık. Burada tabii ki siyasi bakışımız o liberal ekonomik yapıyı da şekillendiriyor. Yani sol kendini hep sosyalist olarak söylerken, biz derdik ki sosyalist değiliz ama sosyal adaleti benimseriz. Şu anda da biz yine aynı noktayız. Burada biz sosyal adaleti benimsiyoruz. O yüzden partimizi kurarken dikkat ederseniz, 'Adalet ve Kalkınma Partisi' dedik. Yani adalet ve kalkınmayı at başı sürdürmeyi ve bunu daha da gelişen yıllar içerisinde, demokrasi ile ekonomi at başı gidecek dedik. Yani bunların birisi ileride biri geri kalırsa orada dengeler alt üst olur. Ama burada 'dengeyi kurabilirseniz o zaman burada başarıyı yakalarsınız' dedik. Hamd olsun başarıyı da istikrarlı bir şekilde götürdüğümüz için bunu yakaladık. Bundan sonra da bu başarı grafiğinin düşeceğine biz inanmıyoruz. Burada zaten özellikle şu son küresel finans krizinde görülen tablolarda herkes çok farklı şeyler söylerken, neticede biz yere sağlam bastığımız için Türkiye o kayıp ülkeler arasında yer almadı. O istikrarı sayesinde beklenen yerde konumunu ortaya koymuş oldu ve şu anda da en yoksul kesimlere pozitif ayrımcılık yapmanın hep gayreti içerisindeyiz. Dikkat ederseniz yatırımları biz hep gelişmemiş kalkınmamış şehirlerimize bölgelerimize yapıyoruz ki o bölgesel milliyetçiliği ortadan kaldıralım. Hep Batı veya işte Akdeniz'in belli yerleri değil, ülkemizin tümünü birden ayağa kaldıralım.'
Bugünlerde büyük AVM'lerin konuşulduğunu, AVM'lerin İstanbulda, Ankara'da varsa, Erzurum'da da Van'da da Malatya'da da olması gerektiğini, eğitimde üniversitelerin kalitelerinin bu illere de yansıması gerektiğini söyleyen Başbakan Erdoğan, şöyle devam etti:
'Bilkent Üniversitesi kalkıp da ilköğretim ve orta öğretimde Erzurum'u seçebiliyorsa onun bir nedeni var. Aynı şekilde oralarda kolej türü yatırımlara özel sektör giriyorsa, bunun bir nedeni var. Sağlıkta hastanelerimize bakıyorsunuz, Güney Doğuda, Doğuda, uç diye örnek veriyorum, Hakkari merkezde ve Yüksekova'da bizim iki tane 150'şer yataklı hastanemiz var. İnanın o 'benim' diyen lüks hastanelerle fiziki olarak yarış yapacak şekilde. Aile hekimliği bütün hepsini kapsamış durumda, artık herkesin kendi hekimi var.'
Başbakan Erdoğan, 10 yıl önce sağlığa yapılan yatırımın 2,9 milyar lira olduğunu anımsatarak, kendi dönemlerinde 14 milyara çıktığını, yatırımın neredeyse 5 kat arttığını bildirdi.
Erdoğan, şunları kaydetti:
'Eğitimde de 10 yıl önce 6,5 milyar, bizim dönemimizde 34 milyar Türk Lirası. Bu, bu dönemin yaptığı sıçrama. Nereye yapılıyordu bu yatırımlar daha önce? Savunma sanayiine. Bununla ben savunma sanayiinde yatırım yapmayalım demiyorum. Tabii ki oraya da yatırım yapacağız. Ama bizden önce sadece satın alıyorlardı. Şimdi biz o sektörde adeta sanayileşmeye gidiyoruz. Şu anda biz savunma sanayisinde ihracat yapıyoruz. Böyle bir konuma geldik.'
'Siz kamu harcamaları içinde savunma harcamalarını azaltıyorsunuz, eleştirenler var mı sizi?' şeklindeki soru üzerine de Erdoğan, 'Var' yanıtını verdi.
Başbakan Erdoğan, 'Kimler kızıyor?' sorusu üzerine de 'Malum çevreler, tabii onlar çok kısır' dedi.
'Başbakanla Gündem Özel' programına katılan bir gazeteci, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün Çankaya Köşkü'nde verdiği Cumhuriyet Bayramı resepsiyonunu hatırlatarak, 'Komutanlar gelmedi. Cumhurbaşkanı da Başkomutan, aynı komutanlar cezaevindeki Balyoz sanıklarını ziyarete gittiler. Siz de Başbakan olarak bunları seyretmek durumundasınız. Sadece savunma sanayiindeki harcamaların bütçe içerisindeki payını azaltmak bu konuya yaklaşmaya yetiyor mu? Komutanların Cumhurbaşkanına gitmeyip, cezaevine Balyoz sanıklarına gitmesini nasıl yorumladınız?' diye sordu. Başbakan Erdoğan, soruyu yanıtlarken, şöyle konuştu:
'Tabii ben Sayın Genelkurmay Başkanımıza, Cumhurbaşkanımızın bu resepsiyonuna katılmayışı ile ilgili kanaatlerimi paylaştım ve kendisine 'Yaptığınız bu iş doğru değil, yanlış yapıyorsunuz' dedim. 'Çünkü burası şu anda cumhurun başıdır, yani sizin alternatif bir kutlama yapmanız, bir defa çok ciddi bir tersleşmeye gidiştir, bu milletle sizi koparır.' Dedi ki 'Bugüne kadar olan gelişmeler, bizim alışkanlıklarımız ve malum konular' dedi. Malum konuları da biliyorsunuz başörtüsü meselesi. Bu hakikaten şık olmadı, şık olmadığı kadar da ciddi eleştiriler geldi. Tabii bu milleti ne yaptı, huzursuz etti.'
Başbakan Erdoğan, cezaevi ziyareti ile ilgili olarak da şunları kaydetti:
'Hasdal, Adalet Bakanlığına bağlı cezaevlerinden değil. Hasdal, tam anlamıyla askere bağlı, onun kontrolünde. Fakat gidişlerinden şahsen benim bilgim var. Aynı gün kendilerinden bilgi aldım. Bunun kendileri açısından bir psikolojik süreç olması bakımından böyle bir oraya gitme durumlarının olduğunu bildirdiler ve ben de doğrusu normal baktım olaya...'
'Bunu bir protesto hareketi olarak yorumlamadınız mı?' şeklindeki soruya da Erdoğan, 'Hayır' yanıtını verdi.
Başbakan Erdoğan, seçim tarihinin kesinleştiğinin hatırlatılarak, 'Sizin seçim temanız yeni anayasa olacak tahminimce bunun dışında başka ne gibi temalar olacak?' yönündeki soru üzerine de 'Bu seçimlerde partimizin ana argümanı sadece yeni anayasa olmayacak... Cumhuriyetimizin 100. yılında biz Türkiye'yi nerede görmek istiyoruz, biz bu hedefleri seçim beyannamemizde açıklayacağız. Onu şu anda açıklamış değiliz. Ama o hedeflere gidebilmek için de yeniden bir anayasa, böyle bir anayasaya ihtiyacımız var' dedi.
Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:
'Arzumuz, meclis aritmetiği ne gösterecek bilemem. Meclisteki tabloya göre de burada tüm siyasi partilere hangi siyasi partiler varsa, diyeceğiz ki gelin beraber 'Anayasa Uzlaşma Komisyonu'nu kuralım, burada bu çalışmayı yürütelim. Bundan önceki davetlerimize biz maalesef beklediğimiz cevabı alamadık. Temenni ederiz ki bunda bu cevabı alırız. Arzumuz, milletin anlayabileceği bir anayasayı, önüne kayabilmek. Çünkü şu mevcut anayasayı millet okuduğu zaman anlamıyor, ben de anlamıyorum. Bunu anlamak için kesinlikle hukukçu olmak gerek. Bunu anlamakta din noktasında da ciddi sıkıntımız var. Ama 2023 beyannamemiz gerçekten milletimizin 12 yıl sonra Türkiye'yi nerede göreceğini her alanda açıkça ortaya koyacak, orada da birinci başlığımız ileri demokrasi olacak. Ardından temel hak ve özgürlükler olacak. Bundan önce de hep bizim açıkladığımız gibi yasakçı olmayacak, yolsuzluklara asla yol vermeyecek. Yoksulluğu da inşallah minimize edecek. Yok edecek demiyorum, çünkü yoksulluğun dünyada yok olduğu bir ülke hemen hemen yok.'
Başbakan Erdoğan, 'Anayasanın çok kolay anlaşılan bir maddesi var, 'seçimler 4 yılda bir yapılır' diyor. Değişen anayasanın bir başka hükmü de Cumhurbaşkanlığı seçimi 5 yılda bir yapılır diyor. Sayın Abdullah Gül'ün görev süresi 2012'de sona mı eriyor? Yeni anayasanın bu hükmü uygulandığına göre, Cumhurbaşkanlığı için de bu uygulanacak. 2012'de bir de cumhurbaşkanlığı seçimi var mı?' yönündeki bir soruya da şöyle yanıt verdi:
'Bu konuda hukukçuların arasında çok değişik bir yaklaşım tarzı var. Benim alanım ekonomi. Şimdi bunun kararını biliyorsunuz YSK veriyor, siyaseten biz veremiyoruz. Şu anda o yetki YSK'da, onun kararını YSK verecek. Çünkü bu Meclisten bu geçti artık. Bu YSK'nın sahasında onlar kararı verecek, artık bunu 5 mi der 7 mi der?'
'Siz merak ediyor musunuz?' yönündeki soru üzerine de Erdoğan, 'Şu anda ben kendi seçimimize kilitlendim' dedi.
Başbakan Erdoğan, bir gazetecinin, 'Sayın Kılıçdaroğlu, 'Sayın Başbakan yüzde 50'den az oy alırsa istifa etmeli' dedi. Siz aynı şekilde onun için bir rakam koyabilir misiniz?' yönündeki sorusu üzerine, 'Ben oran vermiyorum, ben şunu diyorum, eğer partim birinci parti olmazsa ben Genel Başkanlıktan çekiliyorum. Anadolu'yu dolaşırım, Genel Başkanım bana ne diyorsa onu yaparım' diye konuştu.
Erdoğan, 'Öyle bir ihtimal var mı?' diye soran bir gazeteciyi yanıtlarken, 'Herhalde olmadığına inandığım için söylüyorum. Sayın Kılıçdaroğlu, sen birinci olmazsan, parti olarak sen bırakıp gidecek misin? Aynı şeyi, sayın Bahçeli gidecek misin? Birinci olmak için siyasete soyunulur' dedi.
Başbakan Erdoğan, BDP'nin bağımsız adayları destekleyeceğini de hatırlatarak, 'Onların Türkiye'nin tamamına hitap etmek gibi bir dertleri yok. Onlar sadece bir etnik unsura hitap ediyorlar' diye konuştu.
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Fransa Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy'nin Türkiye'nin AB süreciyle ilgili yaptığı açıklamalara ilişkin, 'Sayın Sarkozy'yi bu konuda çok uyardık, çok ikaz ettik. Türkiye'ye bu yaklaşım tarzınız çok yanlış dedik. Ve ben bunu yarın kendisine sorarım, derim bakın yine böyle açıklama yapmışsınız, ama bana da farklı şeyler söylüyorsunuz' dedi.
Başbakan Erdoğan, 'başkanlık sistemiyle' ilgili bir soruya, şöyle yanıt verdi:
'Bu tür konuların özellikle halk arasında, siyaset meydanında konuşulmasından kaçınılmamalı. Ama bu nedense birilerini de rahatsız ediyor. Ve bu rahatsız olanların da dünyadaki bu sistemle başkanlık, yarı başkanlık, cumhurbaşkanlığı yani bu tür sistemlerle yönetilen yerleri değerlendirmeleri lazım. Şimdi cumhurbaşkanlığı diyoruz, cumhurbaşkanlığı her yerde aynı mı? Değil. Yani bunu getirdiler tamamen kişiselleştirdiler. Faturayı da tamamiyle bana kesmek istiyorlar. Halkım değerlendirmeleri yapsın.'
Şu anda cumhurbaşkanında olan yetkilerin ABD, Rusya başkanlarında olmadığını belirten Erdoğan, 'Ama sorun inanın bilmezler. Yani eğer burada kalkıp da bir numara olarak şöyle yapayım böyle yapayım dedikten sonra... Şimdi ABD'de isteği parayı Sayın Obama alamaz. Savunmada bir yere bir şey yapacak alamaz. Çünkü hem Temsilciler Meclisinden hem Senatodan geçecek. Biri onay vermezse kalıyor orada' dedi.
Başbakan Erdoğan, 'Sayın Cumhurbaşkanı Gül istediği parayı alabilir mi?' sorusuna, Türkiye'de Anayasaya göre bu yetkinin kabinede olduğu yanıtını verdi.
Erdoğan, 'Önceki gün grup toplantısında 2001 krizi öncesi ekonomiyi çetelerin dizayn ettiğini söylediniz. 1997'de sivil siyasete yapılan müdahalenin 2001 yılında kriz olarak patladığını söylediniz. Bankaların kurtarılmasının hazineye, enflasyona ölçülen maliyetinin 382 milyar TL olduğunu belirttiniz. Hem bu paranın hem de bankalardan düşük kurda bir gecede çekilen 5.4 milyar doların şimdi muhalefetin işbirliği yapmakta olduğu kaymak tabakaya peşkeş çekildiğini söylediniz. Kim bu kaymak tabaka? Bu kaymak tabaka ne iş yapıyor' sorusunu şöyle yanıtladı:
'Türkiye'de son seçim öncesinde 22 Temmuzda da bu ifadeler kullanıldı, ondan sonraki yerel seçimde de kullanıldı. 'Aslında biz AK Parti döneminde çok para kazandık, bire beş katladı, ama oyumuzu AK Partiye vermemiz mümkün değil' diye açıklama yapanlar var. Daha ileriye gitmek istemiyorum. Bir gecede, gecelik faizin vurgun yaptığı dönemlerde o korkunç rakamları kazananların kimler olduğunu sizler benden çok daha iyi biliyorsunuz. Böyle bir yapıdan buralara geldik. Bizim dönemimizde faiz oranlarında, devletin borçlanma faizi biz geldiğimizde yüzde 64 ile aldık. Şimdi bakın nerelere düşürdük. Buradayız ve bu daha da inecek. Asıl soru bu para kimin cebinden çıktı? Bunu kimse sorgulamıyor. O dönemin iktidarından şu anda parlamentoda olan var. MHP var, DSP de Parlamentoda ama grubu yok. Ve bütçede, çeşitli bütçe müzakerelerinin dışındaki konuşmalarda falan hala hangi yüzle çıkıp o yaptıklarını savunuyorlar anlamak mümkün değil. Biraz insaf edin, hangi yüzle savunuyorsunuz? O dönemin sadece fona devredilen bankalarının hali ortada, 21 banka fona devredildi. Ve bu bankalara ödenen para, o zamanın rakamıyla 42 milyar TL. Tabii burada emeklinin hakkını, işçinin ve işsizin hakkını, Bağ-Kur'lunun, memurun hakkını gasp ettiler. Bütün bunlar ortada. Şimdi bu insanlar kalkıp rahat rahat çıkıp bu halkın karşısında, köylünün, çiftçinin, şunun bunun karşısında rahatlıkla diyebiliyorlar ki 'AK Parti şöyle yaptı böyle yaptı.' Şu dönemde verilen teşvikler, bu dönemde vatandaşa, köylüye, çiftçiye verilen teşvikler, hiçbir dönemde verilmiş değil.'
Ziraat Bankası'nın geçmiş dönemlerde çiftçiye yüzde 59 faizle kredi verdiğini hatırlatan Erdoğan, 'Şu anda Ziraat Bankası bunu 5'e indirdi, 5 de biz bunu sübvanse ediyoruz, yüzde 10'la uygulama yapıyoruz, ama vatandaşın ödediği yüzde 5' dedi. Erdoğan, aynı değişikliği Halk Bankası'nda da yaptıklarını belirterek, şöyle devam etti:
'Şimdi esnafın yanında olan kim? Biz. Çiftçinin yanında olan kim? O da biziz. MHP, DSP, bunlar yüzde 59 faizle o dönemde Ziraat Bankası'ndan kredi verdirdiler ve kredi miktarı çok düşük. Şimdi hem kredi miktarı arttı hem de kredi verilen insan sayısı arttı. Yani bazısında bire beş, bire on artış var. En sonunda da Ziraat Bankası 'görev zararı' dedi, Halk Bankası 'görev zararı' dedi, böyle bir durumla karşı karşıya kaldı. Türkiye'de Ziraat Bankası da Halk Bankası da artık karlı hale geldi. Kredi noktasında da kapalı çalışmıyorlar. İadeye baktığımız zaman da özellikle geri dönüşler de 1,9 falan.'
Başbakan Erdoğan, 'Başarılarınız görülüyor fakat başarılarınız rağmen hiçbir şey yapmamışsınız diye eleştiriler de var. Bu eleştirilerden hangisi sizi daha çok rahatsız ediyor. Siyasi muhalefetin eleştirisi mi yoksa siyasi medyanın eleştirisi mi? Sizce hangisi daha etkili' sorusuna, 'Siyasi muhalefet görevini yapıyor' yanıtını verdi.
Siyasi medyanın doğru yazarak gerçekten yana hareket etmesi gerektiğini ifade eden Erdoğan, 'Şimdi bunlar kendileri haksızlıklarını saldırmak suretiyle gidermek istiyorlar. O medya şunu söylüyor, 'Biz sizin döneminizde Sayın Başbakan bire beş kazandık' diyor. Diyorum bizim dönemde madem bire beş kazandın bunu gazetene yansıt, söyle. Patron söylüyor, bende mektupları var. 'Böyle kazandım, ama daha fazla kazanmam gerekirdi' diyor' diye konuştu.
'O zaman bu mektubu aldıktan sonra malum medyaya sinirlenmiyorsunuz' denilmesi üzerine Erdoğan, 'Aramız iyi, münasebetler iyi. Sayın merhum Özal'ın bir ifadesi vardı hatırlarsınız; ne onlarla ne onlarsız' dedi.
Başbakan Erdoğan, 'Siz programa çıkacağınız için bize, astsubayların özlük hakları, uzman jandarmaların sorunları, özelleştirmeden dolayı işsiz kalanlar, sözleşmelilerle kadrolular arasındaki statü farkı, atanması yapılmayan öğretmenler, bedelli askerlik konusunda çok sayıda e-mail geldi. Bedelli askerlik konusunda bir çalışma var mı?' sorusuna, 'Bedelli askerlikte bu talebi ortaya koyanlar bir şeyi unutuyorlar veya ihmal ediyorlar. O da şudur; bir defa askerliğini gidip yapanlar diyor ki fakir bir aile ise 'Fakir bir ailenin çocuğu olarak yok diye ben gittim askerliğimi yaptım, öbürü zengin diye askerlikten mi yırtacak' diyor. Burada böyle bir çatışma var' yanıtını verdi.
'Bankalar da şu anda bedelli askerlik için çok düşük faizle kredi verme hazırlığında, yoksul da olsanız o krediyle ödersiniz' denilmesi üzerine Erdoğan, buna katılmadığını söyledi. Erdoğan, 'Kredi kartı bütün bunlar verilirken hepsi rahat rahat öder diye veriliyor. Bakın şu anda bizim Meclis'te önümüzü kesen vatandaşlarımız oluyor. Tekrar kredi kartıyla ilgili düzenleme bekliyorlar. Niye? Çünkü alıp, 'benim bu kadar kredi çekmem gerekir' diye bakmıyor olaya. Borçlananlar aynı şekilde 'ben bu borcu ödeyebilir miyim' diye bakmıyor' diye konuştu.
Başbakan Erdoğan, askerlik süresiyle ilgili çalışmaların sürdüğünü, seçimlerden sonra bunu hayata geçireceklerini bildirdi. Erdoğan, 'Uzman çavuşlarla ilgili konuya gelince bu konuyla ilgili gittiğim yerlerde, hatta dün bile bir kardeşimizin mektubu ulaştı. Bu konuda haklılar, çünkü üniversite mezunu oldukları halde onların birinci dereceye çıkamayışı manidar, bunun üzerinde de çalışıp bunu da çözme durumuna geleceğiz' dedi.
Sözleşmeli olarak devlette çalışanların bunun şartlarını da kabul ettiğini kaydeden Erdoğan, şöyle devam etti:
'Sözleşmeli olarak girdikten sonra 'kadro' diyor. Sözleşmelinin şartları neyse bunu da kabul etmişsin. Şunu da düşünmek gerekmez mi öyle insanlar var ki şu anda iş bulamıyor, sen devlette sözleşmeli personel olarak bu kadroyu alırken, aldığın maaş da sıradan bir maaş değil, ciddi maaş alıyorsun. Burada yanlış bir yaklaşım tarzı var.'
Erdoğan, sözleşmeli personelin kadroya geçmede öncelikli olduğunu söyledi.
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, bir gazetecinin, 'KPSS'de mağdurlar var. Onlar da çok şikayetçi. 'Kurban olduk' diyorlar' demesi üzerine, 'Onda kim kurban, kim kurban değil bilemeyiz. Ortada bir de yakalananlar var' dedi.
'Amerika'da başkanlık sistemi, burada da başbakanlık sistemi var bütün sorunlar size yansımak zorunda' denilmesi üzerine de Erdoğan, 'Yargı var' cevabını verdi.
Başbakan Erdoğan, 'Bazı alanlardaki istihdamın yetersiz olduğuna' yönelik soruya, 'Var, orada istihdam düşüyor. Kültür ve Turizm Bakanlığımızda özellikle bu arkeolojik çalışmalar noktasında oralarda var, sosyolog noktasında var. Bunları alıyoruz' yanıtını verdi.
'Fransızca ve Almanca eğitim veren okullar çok şikayetçi. Çözüm, bu tür eğitim veren okullardaki o bölümleri azaltmaktan geçmez mi? Bölümleri azaltın madem talep az' sorusuna, 'Bu YÖK ile görüşmemiz gereken bir konu' cevabını verdi.
Başbakan Erdoğan, 'Fransa Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy, 'Türkiye'nin AB'ye girmesi doğru bir şey değildir, AB'ye de Türkiye'ye de faydası olmaz. Bir özel çözüm bulmamız lazım' demiş. ABD'nin yeni büyükelçisi de çıkışı oldu 'Türkiye'de basın özgürlüğü tehlikede mi?' diye. Onun geleceğini de Edelman gibi mi görüyorsunuz yoksa?' sorusuna yanıt verirken, şunları kaydetti:
'Ben konuyla ilgili açıklamamı Genişletilmiş İl Başkanları Toplantısında yaptım. Acemi elçi dedim. Dışişleri Bakanım da onların Dışişleri Bakanına yani Bayan Hilary Clinton'a durumunu anlattı. Gittiğiniz bir ülkeyi çok tanıyorum havasıyla geliyorsunuz, ama tanımadığınız ortaya çıkıyor. Tepkiler gelince orada manevra yapmak zorunda kaldı. Edelman'ın durumu orada çok daha farklıydı. Ama burada şu anda böyle bir şey talep ederse düşünmüyorum görüşürüz, görüştüğümüzde de bunu kendisine anlatırız böyle bir yanlışa düşme deriz. En azından bunları bizimle de danış, görüş ondan sonra bu açıklamaları yap.
Sayın Sarkozy'i bu konuda çok uyardık, çok ikaz ettik. Türkiye'ye bu yaklaşım tarzınız çok yanlış dedik. Ve ben bunu yarın kendisine sorarım, derim bakın yine böyle açıklama yapmışsınız, ama bana da farklı şeyler söylüyorsunuz. Diyorsun ki 'Biz Türkiye'nin AB'ye girmesine karşı değiliz' Bir ara biliyorsunuz onlar Bayan Merkel ile birlikte imtiyazlı ortaklık tutturdular. Kendine göre formül buluyor. Hatta ben şöyle bir latifeyle de takıldım, biz buralarda kalıcı değiliz, gidiciyiz, siz de kalıcı değilsiniz. Dolayısıyla AB müktesebatının çerçevesinde hareket edin. Oyun içerisinde kural değiştirmeyin. Şimdi siz gücünüzden hareketle Almanya ve Fransa olarak kalkıp Türkiye'ye karşı böyle bir tavır içerisine giriyorsunuz. Yani AB'nin Türkiye'ye ihtiyacı var, Türkiye'nin de AB'ye ihtiyacı var. Fakat eğer böyle gidecekseniz çıkın bir karar alın açıklayan deyin ki 'biz Türkiye'yi AB'ye almıyoruz' Biz de o zaman Kopenhag siyasi kriterlerini, Ankara siyasi kriterleri yaparız. Ekonomik kriterlerini de İstanbul ekonomik kriterleri yaparız, yolumuza devam ederiz. Yani şu anda AB içerisindeki birçok ülkenin biz çok önündeyiz her alanda. Yani onlarla ben ülkemi mukayese etmem. Buradaki niyetler başka.'
Başbakan Erdoğan, 'Bizi masadan kaldırmaya mı çalışıyorlar?' sorusuna, 'Onlar herhalde bizim terk etmemizi istiyorlar. Biz de terk etmemekte direniyoruz' yanıtını verdi.
Başbakan Erdoğan, 'Bizim de yapmadıklarımız var galiba, Gümrük Birliği konusunda, Heybeliada Ruhban okulu açılmadı' denilmesi üzerine, şöyle konuştu:
'Biz hep açıyoruz. Biz hep bu noktada dürüst yaklaşım içindeyiz. Biz yetimhane sorununu çözdük. Bakın patrik bizim vatandaşlarımız tarafından, Lozan'a göre oluşan Sensinot Meclisinde atanır. Fakat Bartholomeos, Sensinot Meclisinin üyeleri bizim vatandaşımız olmadığı halde onlar tarafından oluştu, seçildi. Biz ne yaptık biliyor musunuz? Kendisine dedik ki getir bize isimler ver vatandaş yapalım da şurada Lozan'ın gereği yerine gelmiş olsun. Ve vatandaş yaptık. Biz bu kadar olumlu yaklaşım içindeyken bunun karşılığını biz de görelim. Karşı taraftan hiçbir şey olmayınca devamlı veren taraf biz oluyoruz. Biz nereye kadar hep veren taraf olacağız?
Aynı insani yaklaşım o da Batı Trakya'da bizim müftülerimize yapsın. Batı Trakya'da şu anda benim 150 bin vatandaşım var. Orada 150 bin vatandaşın seçilmiş müftüsünü Yunanistan tanımıyor. Kendi atadığı bir kişiyi müftü olarak orada görevlendiriyor. Bakın bunu Karamanlis ile görüştüm, daha önce Simitis ile görüştüm şimdi de Papandreu ile bu kadar münasebetlerimiz güya iyi. 'Tamam, bunu halledeceğiz, Çözeceğiz' diyor hala çözmüş değil.
Sadece bir Türk lafına dahi katlanamayan bir anlayış var. Derneğin adında bir Türk ifadesi geçiyorsa ondan rahatsız oluyorlar. Biz Rum ifadesinden rahatsız olmuyoruz. Rum Patrikhanesi ya da Rum okulu, bunlardan biz rahatsız olmuyoruz. Şu anda ben bazı buradaki Rum vatandaşlarımıza şunu söylüyorum; 'Yurt dışına gitmiş olanları çağırın gelsinler buraya.' Biz bu noktada rahatız. Onlarda ciddi bir sıkıntı var. Çünkü Yunanistan'daki yapıda bir ön yargı var. Bu ön yargıyı aşmak gerekiyor. Şimdi aynı durum Güney-Kuzey olayında Kıbrıs'ta yaşanıyor.'
Kıbrıs'ta yaşanan olayların anımsatılması üzerine Erdoğan, olaylara katılanların KKTC'de geneli oluşturmadığını ifade etti. Erdoğan, 'Çoğunu araştırın cebinden Güney Kıbrıs pasaportu çıkar' dedi. Erdoğan, 'Biz işi o kadar ileri götürdük ki azınlıklar konusunda hassasiyetimizi genelgeyle ortaya koyduk ama onlar koyamıyor' diye konuştu.
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, 'AK Parti Genel Başkanının MHP'lileşmesi diye bir şey söz konusu olabilir mi? Ben bunu çok büyük bir hakaret telakki ederim' dedi.
'CHP'nin bir Güneydoğu raporu taslağı hazırladığı, taslakta 'Kürt Açılımı'ndan daha ileri maddeler bulunduğunun basında yer aldığının' ifade edilmesi üzerine Erdoğan, 'İnanıyor musunuz?' diye sordu.
Başbakan Erdoğan, bir gazeteci, 'Seçim yaklaşırken MHP'lileşmeye başladığınız, daha milliyetçi söylemler geliştirdiğiniz söyleniyor' deyince Erdoğan, 'Örneğin... Ne söylemişim? AK Parti Genel Başkanının MHP'lileşmesi diye bir şey söz konusu olabilir mi? Ben bunu çok büyük bir hakaret telakki ederim' ifadesini kullandı.
Erdoğan, 'CHP'nin her aileye 600-1250 lira arasında maaş bağlama vaadinde, MHP'nin ihtiyaçların alınmasına yarayacak Hilalkart vaadinde bulunduğunu anımsatarak, seçmene ekonomik olarak ne önereceklerini' soran bir gazeteciyi yanıtlarken, şunları söyledi:
'Özellikle bizim yola çıkışımızda başlığımız vardı. Ne aldatan olacağız, ne aldanan olacağız. Biz vatandaşı hiçbir zaman yapmayacağımız sözler vermek suretiyle aldatan bir çizgide olmayacağız. Sözde aile sigortası olarak ortaya konulanı geçenlerde açıkladım. Ne kadar büyük bir tutarsızlık var ortaya koyayım: Kılıçdaroğlu'na göre yoksul 12 milyon 715 bin, Türkiye'de hane halkı büyüklüğüne baktığımızda 3,89 böyle bir yapı ortaya çıkıyor. Yardım yapılacak hane sayısını böldüğümüzde ortaya çıkan rakam 3 milyon 268 bin 638. Her haneye aylık 600 lira nakit yardım yapacak olursa aile sigortasının bütçeye yükü 1 milyar 961 milyon 182 bin 519. Yıllık maliyeti 24 milyar Türk lirası. Her haneye aylık 925 lira verilmesi halinde, bakın 1250 demiyoruz, ben ortalamasını alıyorum. Aile sigortasının bütçeye yıllık maliyeti 36 milyar. İnsaf etmek lazım. Bugün bizim geçen yıl itibariyle yatırıma yaptığımız ödeme 36 milyar. Böyle bir şeye inanmak, kabullenmek mümkün mü? Biz çok farklı şekilde vatandaşa sosyal devlet olmanın gereklerini yapıyoruz, ama böyle kuru sıkı atmıyoruz.'
'Fakir-fukaraya, erzak, kömür bu tür yardımlarını yapıyoruz. Hiçbir geliri yoksa belli bir ücret ödüyoruz ama böyle 600 değil. Daha ileri gidiyoruz mesela özürlüler, engelliler bunlarla ilgili bakım ücreti veriyoruz ama yine bu kadar değil. Ders kitaplarını ücretsiz veriyoruz' diyen Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:
'Biz geldiğimizde burs 45 liraydı, şu anda Kredi Yurtlar'daki beslenme yardımıyla 390 lira burs yardımı veriyoruz. Lisans, master çok daha yüksek. Doktora öğrencilerine çok çok daha yüksek, 700 civarında. Sağlıkta yaptığımız yatırımda rakam nereden nereye geldi? İlaçları üstlendik. İlaç kuyruğuna giren vatandaşım ilacın tamamını alamıyordu, ama alır hale geldi. Gerçekçi olmak lazım. Şundan da huzurluyum Toplu Konut İdaresi olarak 480 bin konut yaptık ve bunların taksidini herkes tıkır tıkır ödüyor. Otomobil satışları aldı başını gidiyor. Demek ki orta gelir grubunun altındaki tabakada da ciddi güçlenme var. Yoksul kesimimiz yok mu, var. Geldiğimizde 18 milyondu, şimdi 12 küsur. Buralara kadar düşürdük. Onların da geçinme kriterine bakıyoruz, geldiğimizde binde ile konuşuluyordu, şimdi yüzde ile konuşuyoruz. Burada da gelişmeler çok iyi durumda, 2023'te çok daha farklı bir konuma gelecek. O zaman belki yoksulluğun çok daha farklı versiyonlarını konuşacağız.'
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, 'Daha önceden Tunus, Mısır ve Libya'da bu tür patlamaların olabileceğine ilişkin elçiliklerimizden notlar geldi mi? Bugünkü toplantıda başka ülkelerde bu tür risklere ilişkin bilgi ulaştı mı?' sorusu üzerine şöyle konuştu:
'Gerek Tunus gerek Mısır gerek diğerlerinde olanlar için net istihbarat bilgisinin gelmesine gerek yok. Bunları takdir edersiniz ki ülkeler arası münasebetler sebebiyle de açıklanacak şeyler değil. Fakat bazı şeyler hissedilir, ama söylenmez. Bugün görüştüğümüz daha çok bundan sonraki o ülkelerle münasebetlerimizin akışı ne olacak, şu anda durum nedir, bundan sonra ne yapmamız lazım. Varsa vatandaşlarımız onları nasıl tahliye edeceğiz? Mesela bazı şirketlerimize dedik ki sen personelini getirme. Herhangi bir sıkıntı var mı? Yoksa personelini getirme' diyoruz. Varsa o zaman, çünkü bazıları iç kesimlerde onları sahile taşıyalım ve alalım. Bugün itibariyle söylüyorum, bazı arkadaşlarımızla görüştük, firma sahipleriyle Zafer (Çağlayan) beyin görüşmesi vardı. Durumda sıkıntı yoksa devam ama sıkıntı varsa onları da süratle gemilerimiz, uçaklarımız çalışıyor alıp geleceğiz.'
'Zincirin yeni halkalarına ilişkin beyin cimnastiği yapıyor musunuz, bekliyor musunuz?' diye soran bir gazeteciye Erdoğan, 'Her zaman yapıyoruz. Her şey olabilir, her yerde her zaman. Komşumuzda bile garip şeyler oluyor' yanıtını verdi.
Erdoğan, 'Bin Ali'nin beyin kanaması geçirdiği, Hüsnü Mübarek'in ölüm döşeğinde olduğu yönünde bilgiler gelip gelmediği'ne ilişkin soruyu cevaplarken, bu konuda değişik bilgiler olduğunu belirterek, 'Bazıları dezenformasyon meydana getirmek için de bunu yapıyor olabilirler' diye konuştu.
Zeynel Abidin'in Suudi Arabistan'da olduğunun söylendiğinin anımsatılması üzerine Erdoğan, 'Orada ortak bir bilgi var ama bizim büyükelçimiz onun Cidde'de veya Suud'da olduğunu duymuştur, ama hangi adreste olduğunu bileceğini düşünmüyorum' karşılığını verdi.
'Paralar konusunda ne söyleyeceksiniz? 40, 80 milyar dolar olduğu söyleniyor despotların. 120 milyar dolar olduğu açıklandı Libya dışında Londra'dan Ortadoğu'ya kadar...' şeklindeki soruyu Erdoğan, 'O paralar oradaysa o ülkelerin başında olanlar nasıl Kaddafi'nin aleyhinde konuşur? O da garip' diye yanıtladı.
'Kimse Castro'dan bahsetmiyor' denilmesi üzerine Erdoğan, 'Castro'nun neyinden bahsetsinler. Orada öyle petrol, metrol yok. Çok özledim aslında Küba'yı gezeyim diye ama giden gelen arkadaşlarımın verdiği bilgilere bakınca...' dedi.
Venezuela ile gündeme gelen petrol karşılığı konut yapımı konusuna değinen Erdoğan, 'Venezuella ile bazı münasebetler kurma durumumuz var. Onlarda mesela korkunç konut açığı var. Diyorlar ki bize senede 100 bin konut yapın, petrol verelim diyorlar' dedi.
'Venezuela'yı topun ağzına koyanlar var' denilmesi üzerine Erdoğan, 'Ülkemin menfaati neredeyse kazan kazan esasına dayalı bunu yaparız. Benim müteahhidim iş yaparım diyorsa aracı oluruz, yapsın. Onlar da zaten para değil, petrol veririm diyor. Çalışmaları yapıyoruz' diye konuştu.
Kılıçdaroğlu'nun, 'Dersim arşivinin açıklanmasını istediğinin' hatırlatılması üzerine Erdoğan, şunları söyledi:
'Bu konuda bir yanlış anlaşılma da sanıyorum var. Bir defa bizim Başbakanlık arşivini kastediyorsa Sayın Kılıçdaroğlu, Başbakanlık arşivi zaten her zaman herkese açıktır. Orada bir sıkıntı yok. Benden Dersim ile ilgili eğer bilgi almak istiyorsa bu konuda daha önce bazı belgeleri açıkladığımız gibi bundan sonra da ona benzer bazı belgeleri ben ve arkadaşlarım zaten açıklarız. Fakat bizim CHP zihniyetinin geçmişten bugüne bu ülkedeki demokrasi anlayışını belgelerle açıklayacağım dedim. Bunları da açıklayacağım vakti saati geldiğinde.'
İstanbul için bir projeden söz ettiğinin anımsatılması üzerine Erdoğan, 'Çılgın proje' diye araya girerek, hazırlandığı zaman projeyi ortaya koyacaklarını bildirdi.
'Bizim bir İstanbul sevdalısı olduğumuzu bilmeniz lazım' diyen Erdoğan, şöyle devam etti:
'Çalışmalar her an olabilir. İnşallah onu da açıklarız. Cumartesi günü Marmara'yı gezeceğiz ve gezerken inşallah ikinci tüp geçidi de yetiştirebilirse arkadaşlarım temelini atma durumumuz var. Biraz daha güneyinden raylı değil, lastikli sistem denizin altından onu da başlıyoruz inşallah 2014 gibi onu da bitireceğiz.'
Başbakan Erdoğan, 3. köprünün hazırlıklarının yapıldığını, yetiştirilmesi durumunda seçim öncesi ihalesinin gerçekleştirileceğini belirtti.
'Seçimi kazanırsanız 3. dönem iktidarınızda 3. köprü biter mi' sorusuna karşılık Erdoğan, 'İnşallah. Şu anda 4-5 gibi kullanılıyor ifadeler. Temeli attığımız gün pazarlığını yapacağız' dedi.
Başbakan Erdoğan, ileride hangi projeyle anılmak istediği soran bir gazeteciyi yanıtlarken, şunları kaydetti:
'Sağlık, eğitim, adalet, emniyet, bu temel taşların üzerinde yükselttiğimiz Türkiye. Bunun içinde ulaşım, enerji, tarım var. Bunun içinde o marka diyebileceğimiz yatırımlar var. Nedir? Köprü, tüp geçitler. Şimdi hızlı trenleri ben konuşmadan yapamam ki. Türkiye'nin dört bir yanına havaalanlarını yaymışız. 1'e 3 yolcu sayısı artmış, eskiden uçağa binemiyordu vatandaşım, şimdi böyle bir konuma geldi. Bunların yanında İstanbul-İzmir, Ankara-İzmir yolu, bunlar farklı bir Türkiye'yi meydana getirecek. İstanbul'dan Ankara'ya hızlı trenle gideceksiniz. Orada kalmayacak bu Konya-Sivas'a, Anadolu'nun değişik yerlerine devam edecek.
Bir de sporda attığımız adımlar... İstanbul'da Seyrantepe'de Arena bunun örneği. Aynı şekilde Anadolu'nun değişik illerinde Bursa, Eskişehir'de bunlar yapılıyor. Üniversiad ile İzmir'de, Dünya Üniversiteler Kış Oyunlarıyla Erzurum'da attığımız adımlar çok önemli. Hepsinden öte 81 vilayette üniversiteleri kurmak ve talebe cevap verecek şekilde çalışmaları yaparak bunları kökleştirmek, kaliteyi yükseltelim istiyoruz. Bir önemli adım Mersin 2013'ü Akdeniz Oyunlarını aldık.
Mersin'e çok ciddi yatırımlar yapacağız. Mersin-Adana arasına da Çukurova Havaalanını başlatıyoruz. Türkiye ar-ge'yi hiçbir zaman masaya yatırmamıştı, ama bizimle ar-ge devlette ve özel sektörde masaya yattı ve o artık masada beyaz gömlekliler çalışmalarını yapıyor ve şu anda biz uydu uzay, buna yönelik çalışmalara giriyoruz. Kendi helikopterimizi 2013'te banttan seri olarak çıkaracağız. 2020'de inşallah kendi jetimizi uçuracağız. Hepsinden öte geçiyorum, benim milletim 'Allah razı olsun bizim böyle bir Başbakanımız vardı' desin yeter.'
Başbakan Erdoğan, seçimlerde milletvekili adaylarından kaçının değişeceğine ilişkin soruyu yanıtlarken, geçen seçimlerde ciddi sayıda değişiklik yaptıklarını anımsattı ve şöyle konuştu:
'2011'le ilgili son milletvekili adayı oluşum olacak. Bizde 3 kademede milletvekili vekili aday adayı eleniyor ve aday olunuyor. Birincisi temayül yoklamaları, bunu bütün teşkilatımızla mahalle temsilcilerine varıncaya kadar... Orada bunlar ilan ediliyor. Oradan çıkan netice belirleyici değildir. Peki niye? Çünkü teşkilatlarda şöyle bir anlayış var, kurumsal milliyetçilik diyoruz ya teşkilatta da teşkilat milliyetçiliği var. Teşkilattan dışarı çıkmıyor orada kalıyor. Biz de diyoruz ki dışarıda da ihtiyacımız olan değerli insanlar olabilir, bu bir akademisyen olabilir, herhangi bir STK'nın başında olabilir. O ana kadar üyemiz olmayabilir. Üyemiz değil diye buralara kapıları kapatamayız. Biz ihtiyaca göre adaylar bulabilmeliyiz.'
Erdoğan, parlamentodaki milletvekillerine halkın nasıl baktığına ilişkin kamuoyu araştırmasını tamamladıklarını bildirdi.
Halka kimi görmek istediklerini de sorduklarını ifade eden Erdoğan, teşkilatın fikrini alacaklarını, daha sonra tekrar kamuoyu araştırması yapacaklarını belirtti. Tüm bu süreçlerden sonra icra kurulu olarak değerlendirmeyi yapacaklarını kaydeden Erdoğan, şöyle dedi:
'Bazıları diyor ya 'Genel Başkan belirliyor' hayır. AK Parti'de Genel Başkan milletvekili adayı belirlemez. Burada biz halkın sesine uymak suretiyle adayımızı belirleriz. Çünkü o başarı partimin başarısı olacaktır ve başarılı olan partinin başında da bu fakir olduğu için oradan biz de tabii ki payımızı, nasibimizi almış olacağız. O yüzden niçin ben olsun? Biz olacak. AK Parti'de ben yasak, biz var.'






