Anladım ki acı çekmeden de hayatı sevebiliyormuşum. Önceden acıya sığındım, belki onunla besleniyordum. Hep öyle zannediyordum ama hiç de öyle değilmiş, şimdi anlıyorum. Hayatımda hiç olmadığım kadar mutluyum.
Evet, hiç unutmadım ki...
Ben o zamana kadar hayatım “Lay lay lom” kısmıyla ilgileniyordum. Sadece tek bildiğim bir şey vardı; şarkı söylemek istiyordum. Albüm yapmak istiyordum. Annemin kafasını çok şişirdim. Tesadüf eseri annemin bir arkadaşı o besteciyi tanıyormuş. Beraber gittik, “Ben şarkı söylemek istiyorum” dedim. O da “Kendine bir bak, dünyanın en güzel sesine de sahip olsan bu halinle televizyona çıksan herkes televizyonu kapatır.” dedi.
Tabii. Çünkü aşağılanmak ve alay edilmekten nefret ederim. O büyük bir fobi olarak kaldı bende...
İnat ettim. O zamana kadar hiç diyet yapmamıştım. Annem önümden yiyecek kaçırıyordu. Dolaplara saklıyordu. Sonra sırf bu nedenden dolayı diyete başladım. Yirmi kilo verdim. Belki o laf bana söylenmemiş olsaydı, kilo vermeyecektim. İtici güç olmuş oldu. Üstelik kilo verdikten hemen sonra resmimi muhtereme yollamıştım.
Ben “Gönül” şarkısıyla çıkınca ve insanlar beni tanıyınca o besteci de gelmek istedi. Ben de hemen randevu verdim. Geldi ve ben onu bekletip görüşmeden çıkıp gitmiştim. Kendi kendime çocukça intikam almış oldum.
Evet, tabiî ki. Kendimi hayata karşı çok başarılı buluyorum. Bu meslekte hiç bir kimsem olmadan tek başıma otuz yıldır bir yerde varsam, bu başarıyı kendime borçluyum.
Beni herkes kilolarımla barışık zannetti ama içten içe aslında hiç barışık değildim. “Kilolarımla barışığım” diyen insan yalan söyler. Bu yalanın söylemesindeki sebep de diyet yapmamasıdır.
Ben de herkesi bir dönem “Kendimle barışığım” diye kandırdım. Hiç de alakası yoktu. Kendi kendime ağladığım zamanlar çok oldu. İçimden hep “Bunu nasıl yapamazsın? Yapmak zorundasın.” diyordum. Olayları, duyguları çok abartılı ve yoğun yaşadığım için işin formülünü bir türlü bulamıyordum. Bazı insanlar morali bozuk olduğu zamanlar yemezler. Ama ben aksine moralim bozuk olduğunda yemeğe saldırıyorum. “Ne yersem kilo alıyorum” diyene de inanmıyorum. Bunlar benim de zaman zaman başvurduğum yalanlardandı.
Hayır. Her şey şeffaf olsun. Dürüstlük herşeyden önemli benim hayatımda. İnsan olarak baktığım için görüntüyü önemsemiyorum. Erkekte değil ama kadında fiziği çok önemsiyorum. Güzel bir kadın görsem hemen bakarım.
Bazen diyorum ki: Birisi benden trilyonluk para istesin ve bana “Seni yetmiş kiloya indireceğim.” sözü versin, havalara uçarım. Böyle saçma şeyler düşünüyordum.
Hayata karşı katı değilim. Eğer benim doğru yerlerde “hayır” ve “evet”lerim olsaydı herşey daha farklı olurdu. Çok sert görünürüm aslında ama çok yumuşak biriyim. Hiçbir zaman katı kuralcı olmadım. Sezgilerimin eseri olmam. Yine bir açık kapı bırakırım.
Kilo. Çünkü yirmi yaşımda kilo vermek çok kolaydı. Ama belli bir yaştan sonra çok zor veriliyor. Hayatta hiç birşey zor değil. İnsan yeter ki istesin yarı yarıya başarmış demektir zaten. Bir tek ölümsüzlüğe çare yok. Yaşadığım hayat bana bunu gösterdi. Hayatta hiç birşey imkansız değil, herşey olabilir. “Şansını kendin yaratırsın” diyen insanlar genelde şanslarını kaybeden insanlar oluyor. Kendimi de bunun içine dahil ediyorum...
Çok “ah, vah” demem, ama akıllı olmak çok başka bir şey. Bu kadar duygusal olmak istemezdim. Duygunun avantajları da var tabi. Herşeyi çok yoğun yaşıyorsunuz o zaman. Anlayan biriyle de uyumlu olduğunuzda çok güzel oluyor. Hiç aklım olmasaydı da var olamazdım heralde. Yine biraz varmış. (gülüşmeler)
Şarkı söylemek. Tülin ablam bana kızdığında “Şarkı söylemekten başka bir işe yaramazsın” derdi. (gülüşmeler)
Doğurmamak. Evliyken istedim ama annem ve ablam istemedi. Aldırmak zorunda kaldım.
Hayatta herkesi affettim ben. Hiç kimseyle hiçbir hesabım yok.
Hayatımda hiç plan yapmadım. Öyle yapmak istedim ve öyle oldu. “Yeniden doğdum” demiyorum. İmaja gerek yok çünkü imaj zaten benim. Yıllardır var böyle bir isim. İmaj için değişmek saç boyamak küçük şeyler gibi geliyor. Ben sadece farklı olmak istedim. Denemek istedim ve oldu.
Kesinlikle. Ben şu zamana kadar hep başkaları için yaşadım. Şimdi kendim için yaşıyorum. Yapmak istediğim herşeyi yapıyorum bundan daha güzel bir şey yok.
Benim adıma kararların alınması. Uzun bir süre yalnız kaldım ve çok derin yalnızlıklar hissettim. Şimdi gerçekten bunların hiçbirini hissetmiyorum. Hayatta ruh ikizine inanmazdım. Ama varmış. Burçin ile bunu yaşıyoruz. O benim ruh ikizim.
Evet ben çok üzerim. Bunu isimlendirebilmek de çok zor bir şey. Bazen “Kolay olmak ister miydim?” diye kendime soruyorum. Yine de istemezdim. Mazoist düşüncelere sahip bir karakterim var.
Çok hem de. Acıyı seviyorum. Ama şimdi hayatımda hiç acı birşey yok. Hayatı çok seviyorum. Anladım ki acı çekmeden de hayatı sevebiliyormuşum. Bu çok önemli. Önceden acıya sığındım, belki onunla besleniyordum. Hep öyle zannediyordum ama hiç de öyle değilmiş, şimdi anlıyorum. Hayatımda hiç olmadığım kadar mutluyum.
Doğru dünyadan sesleniyor olabilirdim. Çok önemli insanlar Amerika'da kalmam için ısrar etti. Ankara'dan İstanbul'a geldiğimizde ben İrlanda'ya festivale gittim. Dünyanın en büyük orkestrasının şefi bana “gitme” dedi. Ama annem istemediği için gidemedim.
Hayır. Annem istemezse hayatta gidemezdim. Çünkü ona hürmet ediyordum. Kavga ederdim annemle ama hemen özür dilerdim. Bazı şeylerin reddi söz konusu bile olamazdı. Annem alzeimer olduktan sonra öldü. Üç buçuk sene baktım. Gözümün önünde adeta eriyip gitti ve hiçbir şey yapamadım. Çok büyük imtihanlar yaşadım...
Allah'ıma olan inancım sayesinde… Hata yaptığımda da ondan af diliyorum başıma iyi birşey geldiğinde ise şükrediyorum. Çok fazla dua bilmiyorum. Ama Allah'a karşı muhabbetim çoktur. Sabah ezanında ne dua ettiysem Allah kabul etti. Bir gün arkadaşlarımla camiye gittim. Kendimi kaptırmışım dua ediyorum. Yanımda da bir teyze vardı, dedi ki; “Seni seyrediyorum deminden beri hayatımda senin kadar içten dua edeni görmedim. Seninki muhakkak kabul olur dedi”. Hoşuma mı gitsin utanıyım mı yoksa seviniyim mi şaşırdım.
Aysel Gürel bana “En büyük takipçim sensin” derdi. Ahhh nerde? O bambaşka biriydi. “Ben elli yaşıma kadar normal giyindim sonra uçtum.” diyordu. Dünyadaki en merhametli insanlardan biriydi.
Hayır. Ben o kadar kuvvetli değilim. Onu yapabilmek çok büyük güç gerekiyor. Bilirim ki günahtır. “Keşke ölsem” diye derin derin hissetiğim zamanlar oldu. Ama onu eyleme dönüştürmek gibi bir düşüncem hiç olmadı.
Kötü: Yalan hiç sevmem. Çok kötü birşey. Aldatmak kötü bir şey. Hayatımda büyük yaralar aldığım insanlara bile beddua etmedim.
İyi: Ben. Çirkin: O bakış açısıyla ilgili. Ben artık çevremde hiç çirkin bir şey görmüyorum.
Fiziğim dışındaki her konuda kendimle barışığım.
Önceden kendimi sevmiyordum ama başkalarını sevebiliyordum. Ben şu zamana kadar hiç kendimi sevmemiştim. Başka bir insan bana beni sevmeyi öğretti. Beni dostlarım bilir ve benim dostluğum çok iyidir. Demek ki seviyorum ki iyi bir dostum.
O her zaman oluyor. İnşallah bundan sonra kendimi daha rahat korurum. Formül aslında basit yaşamakta. Mesela ben Eminönü'ne gitmeyen biriydim ama artık gidiyorum. Daha önce hiç gitmediğim cafelerde oturuyorum.
Hiç olmadı. Otobüse de binerim minibüse de… Çünkü benim savunduğum hayat görüşüne ters gelir. Hep insanlarla temas içindeyim. Sokakta kadınlar benden makas alıyorlar. Bu benim için çok kıymetli. Sevgiyi zorla satın alamazsınız. Yıllardır insanlar beni ailesinden biri gibi gördü.
Her yerde aynıyım çünkü. Sahnede farklı, evde farklı, gazetecilere karşı farklı değilim. Ben kot pantalonla sahneye çıkardım. Televizyona çıktığımda saçımı boyatamadığımı bile söylerim. Ben bu sahiciliği seviyorum. Çünkü bunlar artık kalmadı. Herkes bilmeden bir yerlere koşuyor ama nereye?
Hayattan aldığın darbelerle ve yaşadığın olumsuzluklarla hayat insana olduğu yerin seyran olduğunu öğretiyor. Huzurluysan ve yanında anlaştığın bir insan varsa inanın dünyevi şeyler hiç önemli değil.
Ben hep böyleydim. Hiç bir zaman süs bebeği olmadım. Takılarım, mücevherlerim olsun istemedim. Araba markası gibi şeylerle hiç uğraşmadım. Sevgiye kalbe çok önem verdim.
Kariyerim boyunca hiç güzellik veya çirkinliğimle konu olmadım. Hep sesim ve yorumumla konu oldum. İşin o tarafını hiç önemsemedim. Bana çok sığ bir düşünce olarak geliyor. Bana göre yaşanan herşey derin olmalı.
Brigitte Bardot
Panik ataktan kaynaklanıyor. Zaten panik atakta tirbülans gibi. Her yer dönüyor gibi hissediyorsunuz. Uçak tirbülansa girdiğinde fena oluyorum. O yüzden korkuyorum.
Evet. Arkadaşlarımda bana söylerler “Kendine bir yer açmalısın” diye ama hiç yapmadım.
Hemde nasıl. Hamur işini çok severim.
Evet çok sevdiğim için ona “öküz” diyorum.
Sarı mahzun bir hayatın rengi sanki. Bunu kumral olduktan sonra daha rahat anladım. Eskiden olsa bir kadının saçının sarı olması gerektiğini düşünürdüm ama şimdi bana kumrallık çok daha doğal geliyor.
Hayır. Kafamdaki kadın sarışın, benim. O sebeple yılladır saçımı sarı yaptım.
Çok önemli. Rahat etmekle ilgisi yok. Evler insanların karakterlerini yansıtıyor. Ve ipucu gibi görüyorum. Evimi pamuk prensesin evi gibi diyorlar. Çiçekleri çok seviyorum.
Çok var. Ben yuvarlak modele çok düşkünüm. Nerede bulsam alıyorum. Ben bir gözlük firmasıyla anlaşacaktım. İşlerimden dolayı ilgilenemedim. Taktığım gözlüklerin her çeşidinden tasarlanacak ve imzam üzerine atılacak.






