Üsküpten el alamadık. Vermedi elini bize. Belki de isteyemedik. En yüksek dağının Vodno Dağı'nın zirvesinde koskocaman bir haç çakılı Üsküp'ün. Sanki onun dağ gibi elinin üstüne çakılı bir çividir bu haç da onun için el vermedi bize, elini veremedi.
Yahya Kemal Koleji Üsküp'ün elini tutmuş;. o el de diğer ellere uzanmış, bir dostluk halkası kurmuş. Makedon, Sırp, Hırvat, Türk, Arnavut çocuklar aynı okulda el ele vermiş, yan yana gelmiş; aynı sınıfları, sıraları; aynı yemekhaneyi, masaları paylaşıyor; aynı havayı teneffüs ediyor, aynı sahalarda top koşturuyor, spor yapıyor, kardeşçe yarışıyorlar. Katıldıkları olimpiyatlarda birlikte madalyalar getiriyorlar okullarına, geleceğin sevgi ve insanlık dünyasına. Ve bu çocuklar, ortak dillerle konuşarak büyüyorlar.
O yukardaki haç, onları hiç ilgilendirmiyor. Görmüyorlar bile belki. Ve babaları, dedeleri arasında geçmiş dünkü kavgalara da bir anlam veremiyorlar. Üç günlük hayatta, bir avuççuk dünyada, herkese rahat rahat yetecek hayat ve dünyada bu sen-ben, senin-benim kavgasına hiç mi hiç anlam veremiyorlar.
Üsküp, onlara verdiği eli ve gönlü bize vermiyor. Siz, bana bakmasını bile bilemediniz. Sizi, tepedeki o haç, çarşılardaki: bu kaç?.. Ve yamaçlarımdaki ağaç ilgilendirdi. Benim derinime nufuz edemediniz. Yahya Kemaldeki hasreti, Rahibe Teresa'yı asıl adıyla Gonca Boyacı'daki sevgiyi anlayamadınız. Sizin anlayamadıklarınızı Yahya Kemal'in okullarındaki saf, lekesiz, sevgi dolu, insanlık aşkıyla yoğrulu yavrular anlayacak. Benim elimi onlar tutacak, benim ilimi onlar imar edecek. Diyor gibi geldi bize.
Ve biz Üsküp'ten Ohri'ye doğru yollara düştük. Yollar güzel. Yol güzergâhı güzel. Her taraf yemyeşil. Ağaçsız, ekime elverişsiz bir avuç toprak bile yok, diyor, İpşirli Hocam. Mahmut Kaplan Bey'in içinde mısralar uçuşuyor. Gümüşkılıç Bey, o despot haliyle: Bak ha Mahmut Hocam, sizden, Suriye gezisinden sonra verdiğiniz şiirler gibi şiirler istiyoruz, tamam mı, diye o gür sesiyle uyarıyor. Mahmut Hocam, olur, olur inşallah der gibi başını tebessümle sallarken, otobüsten, koro halinde eveeeet! Diye bir ses yükseliyor.
Yol boyunca sağlı sollu yamaçlara serpiştirilmiş, yeşillikler içinde kuş yuvaları gibi kurulmuş köy evleri, bizlere Anadolu'dan benzer manzaralar hatırlatıyor. Dışı bizi içi onları yakıyor, diyorum, yer yer karşımıza çıkan ve orantısız ve mubalağalı bir biçimde yapılmış minarelerle haçları da görünce. Bunlarla beraber, sanki özellikle görülsün diye yol kenarlarına, kurulmuş mezarlıklar. Siyah taşlarla süslenmiş haç işaretli mezarlarla, beyaz taşlarla çevrilmiş hüvelbâki yazılı mezarlar, insanın içini burkuyor ve insana ürküntü veriyor. Yunusumuzun mısraları dökülüyor dilimden:
Şu dünyada bir nesneye yanar içim göynür özüm
Yiğit iken ölenlere gök ekini biçmiş gibi.
Gök ekinler gibi biçilmiş gençlerin ve çocukların; onlarla birlikte öldürülmüş kadınların ve ihtiyarların yattığı bu mezarlar birer hüzün yurdu. Anlamsız savaşların birer ibret tablosu olarak duruyor.
Aramıza Üsküp'te katılan bir güzel insan var. Ondan hiç bahsetmedik. Sami İslamoğlu. 07 Haziran 1962 yılında (Kalkandelen Gostivar şehirlerinin arasında bulunan) Raptiştah kasabasında doğmuş. İlköğretim okulunu doğduğu yerde, liseyi Gostivar'da, yüksek öğrenimini Üsküp Üniversitesi 'Kliment Ohridski' Pedagoji Fakültesinde ve Priştine Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümünde görmüş. Yüksek lisansını Fatih Üniversitesinde yapmış. Mehmet Gümüşkılıç Beyle çok iyi sevişen bir gönül adamı. Geziye çıkmadan önce Gümüşkılıç Bey, Sami İslamoğlu'nu arayıp gezi rehberliği için söz almış. O da memnuniyetle kabul edince Üsküp'te buluşmak üzere anlaşmışlar. Şimdi aramızda. O da despot bir adam. Yahu kendine Evlâd-ı Fâtihan denilenler hep böyle sert mizaçlı, despot adamlar mıdır, diye aklımdan geçerken, içimden bir diğer ses: Hadi canım sen de. O sert görünüşün altındaki cesaret ve aşk dolu, inanç dolu, merhamet yüklü yüreği nasıl görmezlikten gelirsin, deyince sustum. Sami Bey aslan gibi iki erkek çocuk sahibi. İkisi de Üniversite öğrencisi.
Gerçekten bu Balkanlarda bir tuhaflık var. Bal ve kan kelimelerini ses olarak bağrında barındıran bu ülke yani Balkanlar bana, bal ve kan kaynayan bir coğrafya ile orada yaşayan bal ve kanla beslenen, bal ve kan kokan bir topluluğu çağrıştırıyor.
Evlâd-ı Fâtihan, Anadolu'dan buralara getirilen dedelerimiz. Onlar, Yahya Kemal Beyatlı'nın Akıncılar şiirinde anlattığı yiğitler.
Bin atlı akınlarda çocuklar gibi şendik
Bin atlı o gün dev gibi bir orduyu yendik
Diye anlattığı yiğitler topluluğu, ta Anadolu'dan buralara gelmiş, Sarı Saltuklarla ve daha nice adı sanı belirsiz olmuş Derviş Alperenlerle buralara İslâmı ve insanlığı taşımış, onun en güzel temsilcileri olmuşlar.
Sami İslamoğlu'nun dedesi Halid Efendi, yüzünü aşmış yaşına bakmadan gençlik döneminin 30 yılını geçirdiği İstanbul'u ahir-i ömründe bir daha görmek için hasretle sefere çıkar. Geldiği İstanbul'da hayal kırıklığına uğrar. Gördüğü şehrin havası onu sarmaz. Benim İstanbul'um değil burası, der ve tekrar Balkanlara döner. Kim bilir, neler neler hayal ederek İstanbul'a geldi de hayal ettiklerini bulamayınca boynu bükük, kalbi kırık geri döndü. Çünkü buralara kaynaklık eden, buralara taşıdığı ruh, temsil ettiği medeniyetle besleyen beldenin, yani İstanbul'un o eski havasını, bulamayınca geri döndü, diyor, Sami İslâmoğlu.
Annesi Neime Hanım'ı sonsuzluk yurduna göndermişler. Babası Cevat Efendi ise emekli ve yaşıyor.
Sami Bey'in renkli bir kişiliği var. Öğretmenlik yapmış, şimdi bir okulda Müdür. Eğitim faaliyetleri dışında siyasi ve kültürel faaliyetlerde de bulunuyor. Eski Yugoslavya'nın parçalanması sonucu,1991 yılında bağımsızlığını ilan eden Makedonya Cumhuriyetinde tek partili sistemden, çok partili devlet düzenine geçilince, Makedonya'da yaşayan milletler, aralarında örgütlenip kendi siyasi partilerini kurarlar. Makedonya Türkleri de kendi dil, din ve kültürlerini koruyacak bir siyasi parti bulamadıkları için, örgütlenip, TDB (Türk Demokratik Birliği) adında bir siyasi dernek oluştururlar. Bu derneğin kuruluşunda ve tüm ülke çapında şubelerinin açılmasında görev alır, Sami Bey. Daha sonra bu siyasi dernek, TDP (Türk Demokratik Partisi) adıyla siyasi partiye dönüştürülür. TDP'nin de ülke çapında şubelerinin kurulmasına hizmet eder. Vrapçişte TDP şubesinin iki dönem Başkanlığını yapar. Halen Vrapçişte TDP şubesi Yönetim Kurulu üyesidir ve Merkez Meclis üyesi olarak siyasetle uğraşmaktadır.
Makedonya Türkleri'nin bu ilk siyasi partisi 2006 yılından bu yana Makedonya Hükümetine ortak olur. Sami Bey siyasetle uğraşmasını Makedonya'da varlık-yokluk mücadelesi olarak görüyor. Aksi takdirde yok olup gideriz, diyor.
Eğitim ve politika alanında olmanın hayati önem taşıdığını söylüyor. 1987- 2005 yılları arası öğretmenlik yaptığı 'Raptiştah İlköğretim Okulu”nda, 2006 yılından bu yana Müdür olarak görev yapmaktadır.. Öğretmenlik yıllarında, öğrencilerini en iyi şekilde yetiştirmiş, hayatlarında başarılı olmalarında en büyük pay sahibi olmuştur. Okula müdür olduktan sonra, okulu, dinamik ve modern bir okul haline getirmek için kollarını sıvar. Dört yılı aşkın bir sürede üç katlı, çağdaş araç-gereçlerle donatılmış yeni bir okul binası yaptırır. Eski okul binasının da onarımını yaparak modern bir hale getirir.
Çevre okullarda da benzeri çalışmalar yapar. 'Raptiştah' ilköğretim okulunda bir devrede ve en modern şartlarda eğitim görülmesini sağlayınca, Okulu ziyaret eden Eğitim Bakanı ve Hükümetteki diğer Bakan ve Milletvekilleri Makedonya'da yapmayı planladıkları eğitim reformlarının 'Raptiştah 'ilköğretim okulunda uygulandığını görünce takdir ve teşekkürlerini sunarlar.
“Bütün bunların yanında Anavatanımız Türkiye ile ilişkilerimizi güçlendirmek için elimizden geleni yaptık. Türkiye'den ilköğretim okullarıyla kardeş okul protokolü imzalayıp, birbirimizi ziyaret etme ve eğitim alanında fikir teatisinde bulunma çalışmalarını sürdürerek, birbirimizi tanımak, Türkiye'nin dışında da Türkler'in olduğunu göstermek, Türkiye'de yaşayan kardeşlerimizin de Makedonya Türkleri'ne ilgilerini arttırmak için elimizden geleni yaptık. Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin de yıldan yıla Makedonya'da yaşayan Türkler'e daha fazla ilgi göstermelerini teşvik etmeye çalıştık, diyor, Sami İslamoğlu.






