
'Aşk ve Mavi' adlı diziyle yeni sezonda seyirciyle buluşmaya hazırlanan oyuncu Birgül Ulusoy, bu zamana kadar hep sosyal açıdan orta sınıf bir kadın karakteri canlandırdığını söylüyor ve ekliyor: "Mahalle kültürüyle iç içe olduğum için orta sınıf karakterleri iyi oynuyorum çünkü ben de mahalle kültüründe yetiştim.”
Hayat Benim'in Sakine'si, Kırgın Çiçekler'in ise Emine annesi Birgül Ulusoy, yeni sezonda 'Aşk ve Mavi' adlı bir dizi projesiyle karşımıza çıkıyor. Yönetmenliğini Metin Aslan'ın yaptığı ATV'nin yeni dizisinin başrolünde ise Emrah yer alıyor. Çekimleri Kapadokya'da başlayan dizideki hikaye bir konakda geçiyor. Ulusoy ise alt ve üst sınıf arasındaki dengeyi sağlayan, konak içindeki her türlü işleyişi kontrol eden Birgül'ü canlandırıyor. Birçok diziden aşina olduğumuz Ulusoy, bu zamana kadar dram ağırlıklı rollerle seyircinin karşısına çıktığını belirterek bu kez Birgül karakteriyle güldüreceğini söylüyor. 26 yıllık profesyonel oyunculuk hayatında 40 yaşından sonra istediği rollerin geldiğini dile getiren Ulusoy, "Bu zamana kadar hep orta sınıf bir kadını canlandırdım. Fedakâr, ortayı bulmaya çalışan, herkesin evinde gördüğü bir anne modelini artık çok iyi oynuyorum. Bu da benim bir mahalle kültürüyle yetişmemden kaynaklanıyor ama artık ölmeden önce bir salon kadınını oynamak istiyorum. Oyunculuğumu çeşitlendirmem gerekiyor" diyor.
Dizi bir konak hikayesini seyirciye sunuyor. Alt ve üst sınıf arasındaki ilişkiyi ve ortada dengeyi sağlamaya çalışan bir evin yardımcısını göreceğiz. Başrolde Emrah yer alacak. Uzun yıllar sonra ekranlara gelmesi de seyirciye biraz sürpriz oldu.
Ben o hikayenin göbeğindeki Birgül karakterini canlandırıyorum. Üst ve alt sınıf arasındaki kontağı kuran ve organik bağı saplayan bir kadın. Konağın hanımı gibi de diyebiliriz ama her türlü işle ilgileniyor. Mutfaktan da sorumlu, evin planlarına da karışır. Yeri geldiğinde evin beyine de posta koyan dominant bir karakter. Ağırlıklı olarak iki sezondur canlandırdığım karakterlerle ağlatıyorum. Bu kez güldüreceğim. Ayrıca bu rol bana göre yazıldı.
Senaristler benim hem komedi hem de dram yönümü biliyorlar. Oyunculuğumu nereye kadar esnetebileceğimi biliyorlar. Bu proje için toplantı yaptığımızda senaristimiz konağı çekip çeviren karakteri sınırlarını bildikleri bir oyuncuya emanet etmek istediklerini ve rolü de o kişiye göre yazdıklarını söylediler. Adını da Birgül koyduk dediler ve çok şaşırdım. Uğurlu bir oyuncu olduğumu söylediler. Bu rol biraz da benim üzerime dikilmiş oldu. Benim oynayacağım karakterin kişiliğini bir iki cümleyle belirtiyorlar. Gerisini ben kendim ortaya çıkarıyorum. Ben oynadıkça senaristler rol yazıyor.
Televizyona iş yaptığım zamanlarda bu kadın rolünü tutturdum. Hep o roller geldi. Belli bir kariyerden sonra aynısı olmasın deyince seçici davranmaya başlıyoruz. Sosyal sınıf katmanını artık çok iyi oynuyorum. Bu da hâlâ bir mahallede oturmamdan kaynaklanıyor. Yaşantılarını gözlemleme şansım oluyor ama artık ölmeden önce bir salon kadınını oynamak istiyorum. Oyunculuk çeşitlilik gerektirir. Oyuncu her şeyi oynamak zorunda. Her sosyal sınıfta oynandığı zaman başarı gelir.
O rol için bana ne yapacağımı söylemediler. Senaryo da karakter için sadece 'Sabahtan akşama kadar kırk kapıda kırk laf söndüren. Lakabı baykuş' yazıyordu. Zamanla onun içine bir şeyler koymaya başladım. Heybemde birikenleri çıkarıp çıkarıp oynadım. Doğal ve samimi olduğum içinde seyirci beni daha gerçekçi buldu. Benim için gerçeklik çok önemli. Rolümü en gerçekçi bir şekilde ekranlara yansıtmak zorundayım. İşimi çok seviyorum.
Taklit yeteneğim hep vardı. İlkokulda hocam annemlere bende bir cevher olduğunu ve konservatuvara göndermelerini söylemişti. Biz de tabi ne demek olduğunu bilmiyorduk. Biraz araştırdık. Liseden sonra konservatuvar okudum. Üniversiteye kadar oyunculuk adına bir şey yapmamıştım. Çok eğlenceli bir çocuktum. Memleketim Adana'ya giderken bile otobüsün koltuk aralarında yolculara taklit yapardım. Çenem hiç durmazdı. Çok dilbaz bir çocuktum. Oyunculuğa ilk başladığım zamanlar Türkan Şoray'ın filmlerinde 20 liraya figüranlık bile yaptım. Bu noktaya gelmek için emek vermek gerekiyor.
Dünyanın en harika şeylerinden birincisi anne olmak diğeri de sevdiğin işi yapmak ve üstüne bu işten para kazanmak. Hayata böyle bakıyorum. Ben bu mesleği iş olarak yapıyorum. Para kazanıyorum ama duygularımı da kullanıyorum. Bu ülkede bir insanın sevdiği bir işi yaparak para kazanması bir lüks. Aynı zamanda oyuncuların hepsi adrenalin bağımlısı. İş geldikçe mutluluk hormonu salgılıyoruz ve adrenalin yükseliyor. Bana 40 yaşından sonra tam oynayabileceğim roller gelmeye başladı.







