Beyaz altın fındık

Ramazan Bingöl
00:001/04/2012, Pazar
G: 31/03/2012, Cumartesi
Yeni Şafak
Yeni Şafak Haberlerini Daha Sık Gör: Tıkla ve Google'da Favorilere Ekle!
Beyaz altın fındık
Beyaz altın fındık

Yıllardır "aganigi, naganigi" gibi saçma hitaplarla reklam edilen ve iyi pazarlanamayan fındık, maalesef günümüzde yeteri kadar önem bulamıyor. Sağlık açısından faydası saymakla bitmeyen bu muhteşem yiyecek, bir türlü hakettiği yere gelemiyor.

Yaklaşık iki sene önce İçişleri Bakanımız İdris Naim Şahin'le bir yemek davetinde karşılaştım. Bu esnada kendisiyle fındıkla ilgili birçok proje konuşma fırsatını da yakaladım. Şahin; fındıklı ekmek, fındıklı kebap, fındıklı baklava, fındıklı lahmacun gibi birçok ürünün üretilerek fındığa ilginin arttırılması konusunda müthiş fikirlerini paylaştı benimle. Fakat daha sonra gündem yoğunluğundan dolayı bu projelerimizi hayata geçiremedik.

FINDIK HAK ETTİĞİ YERE GETİRİLMELİ

Geçenlerde ise İstanbul Ticaret Odası meclis üyeleriyle birlikte Ordu'yu ziyaret ettik. Ordu Ticaret Odası, oda başkanları, meclis üyeleri ve Ordu'nun ileri gelenleriyle düzenlenen bir toplantı esnasında "tam zamanı" dedim, bu konuyu yine gündeme getirdim. Fındık tüketiminin topluma neden yeterince yayılamadığını sordum. Verilen cevap yine fındık üreticilerinin desteklenmemesi oldu. Aslına bakarsanız farklı projeler geliştirerek fındığı hakettiği yere getirmek çok da zor olmasa gerek. Bu projeleri geliştirip uygulamaya geçirecek olanlar da ilgili ticaret ve sanayi odaları, üretici firma ve şahıslar olmalıdır. Biz bu işin pazarlamasını Karadeniz bölgesinde bulunan ticaret ve sanayi odalarına bırakıp biraz da fındığın tarihine göz atalım. Altı üstü fındık deyip geçmeden, tarihimizde bu muhteşem yiyeceğe ne kadar önem verildiğine birlikte şahit olalım.

FINDIK, OSMANLI'NIN EN ÖNEMLİ GELİR KAYNAKLARINDANDI

Osmanlılar dönemindeki çeşitli devlet belgelerinde, tarihlerde, seyahatname ve diğer edebi eserlerde fındık adına rastlarız. Osmanlı topraklarını gezen yabancı gezginler de eserlerinde izlenimlerini anlatırken zaman zaman fındığa yer vermişlerdir. Fındık, her dönemde olduğu gibi Osmanlı döneminde de, Doğu Karadeniz bölgesinin önemli bir ürünü, hem de devlet ekonomisinin önemli bir gelir kaynağı olmuştur. Osmanlı Devleti tarafından 1894 yılında yapılan bir istatistikte ihraç edilen meyveler gösterilmiştir. Bu istatistiğe göre, üzüm ve incirden sonra miktar olarak en çok fındık ihraç edilmiştir.

OSMANLI SARAYI'NDA FINDIK

İstanbul'da Topkapı Sarayı'nda tutulan kayıtlardan saray mutfağında fındık kullanıldığı anlaşılmaktadır. 1489-1490 ve 1573-1574 yıllarında tutulan saray muhasebe defterlerine göre, mutfak için belirli miktarlarda fındık alınmıştır. 1642-1643 yıllarında ise saray mutfağı için temin edilen fındıklar daha ayrıntılı bir şekilde muhasebe defterlerine yazılmıştır. Örneğin o tarihlerde "kavrulmuş fındık", "kabuklu fındık" ve "taze fındık" alındığı belirtilmektedir. Osmanlı Dönemi'nde fındık içinin kullanıldığı yerlerin başında aşure gelmektedir. 1573-1574 tarihli Topkapı Sarayı muhasebe defterinde, mutfak için "fındık yaprağı" alındığı kayıtlıdır. Bu yaprakların fındık yaprağı sarması için kullanıldığını tahmin ediyoruz. 17. yüzyıl Osmanlı kaynaklarından Başmuhasebe Defterleri'ndeki bir kayıttan ise, Topkapı Sarayı Pazarbaşı'nın tedarik ettiği yiyecek ve meyveleri öğreniyoruz: üzüm çeşitleri, kayısı çeşitleri, vişne, ayva, elma, turunç, armut, incir, ceviz içi, kabuklu fındık ve fındık içi, limon ve limon suyu, kaşkaval peynir, nar, leblebi, nohut, hurma, nardeng ve somak.

SEYAHATNAME'DE FINDIK

Evliya Çelebi, Seyahatname'sinde yeri geldikçe fındıktan söz etmiştir. Çelebi, kitabının birinci cildinde, İstanbul esnafının bir esnaf alayında geçişlerini tasvir ederken, sözü sırasıyla esansçılar, Galata şekercileri, bakkallar ve leblebicilere getirdiğinde halkın üzerine fındık atıldığını belirtir. Yine Çelebi Seyahatname'sinin ikinci cildinde, 1640 yılında geldiği Trabzon'u anlatırken, o tarihlerde de bugünkü gibi fındık ziraati yapılan Şana (günümüzde Yomra) kasabasından şöyle söz eder: "Menzil-i kasabai- Şana, Rovuşa limanı derler, ala yatakdır. Dağlarında ve taşlarında cümle ormanları fındıklıdır kim rub-ı meskunda Şana fındığı meşhur-ı afakdır."

ATALARIMIZ FINDIĞI ŞİFA KAYNAĞI OLARAK KULLANIRDI

Büyük Bilgin İbn-i Sina (980-1037), çeşitli bilim dallarıyla ve felsefe ile ilgilenmiş, daha çok hekim olarak görev yapmış ve yazdığı kitaplar yıllarca tıp okullarında ders kitabı olarak okutulmuştur. En tanınmış eseri olan El-Kanun fi't-Tıb'ın birinci cildinde, bebeğin beslenmesini anlatırken, sütannenin yiyeceği besinleri sayar: "Bu gaye ile salata özellikle iyidir ve aynı şekilde badem ve fındık iyidir."

Kitabın bir başka yerinde, çocuklardaki prolapsus ani (anüs çıkması) vakalarında yapılacak tedaviyi anlatır. Hasta için önerilen banyo şu şekildedir: "Bir dirhem nar kabuğu, taze mersin yaprakları, fındıklar, güller, yanmış geyik boynuzu, şap, keçi kursağı, nar çiçekleri ve safra (kesesi) kaynatılır ve buna sıcak su ilave edilerek çocuk oturtulur."

İshak bin Murad'in 1387 yılında yazdığı sanılan "Edviye-i Müfrede" adlı eser Anadolu'da Türkler tarafından yazılan ilk tıp kitaplarındandır. Bu kitabın birinci bölümde, ilaç olarak kullanılan bitkiler, yiyecekler ve içecekler ile başka maddeler alfabetik sırayla sayılırken fındığa da yer verilmiştir: "...fıstık, fülfül, fınduk, kabak, katır kuyruğu..."

Aynı kitabın tedavi bölümünde, kulak ağrısının tedavisi için kullanılan ilaçlar arasında fındık yağı da vardır: "Kulak ağrısına bunlar muvafıkdur: Acı badem yağı, turp yağı, tutiya, cufan, çöğündür, sirke buharı, sumak, fınduk yağı, katran, kenevür tahumı yağı, mazu, dilkü yağı."

Yararlanılan Kaynak:Mustafa Duman, Fındık Serdim Harmana, Türk Fındığının Öyküsü, Yapı Kredi Yayınları, İstanbul 2010.


Lezzetli Sözler
"Kor ol badem üzre
fınduk amma
ahdine durmaz
Desem can nakdini al lütf kıl her bar şeftali"