Çöl Aslanı Alper

Kübra Sönmezışık
00:0010/03/2013, Pazar
G: 9/03/2013, Cumartesi
Yeni Şafak
Çöl Aslanı Alper
Çöl Aslanı Alper

Asıl mesleği bankacılık olan Alper Dalkılıç, ultra maratoncu olarak dünyanın sayılı çöllerini ve kıtalarını koşarak geçiyor. Bugüne kadar Büyük Sahra Çölü dahil 4 büyük çölü sırtında 10 kiloluk çantayla ve 55 derecenin altında ölüm kalım mücadelesi vererek geçen Dalkılıç, en çok Atakama Çölü'nü sevmiş. Sebebini, 'Dünyada ay yüzeyinin benzeri olan yer dokusu sadece orada var, çok etkilendim' diye açıklıyor.

Bu yıl 8'incisi düzenlenen Dağ Filmleri Festivali perdelerini geçtiğimiz hafta İstanbul'da doğaseverler için açtı. Yerli ve yabancı bir çok filmin gösterildiği festivalin en dikkat çekici belgeseli 'Grand Slam' unvanının sahibi ultra maraton koşucusu Alper Dalkılıç'ın dört kıtayı nasıl koştuğunu ve kurak çölleri nasıl aştığını anlattığı belgeseliydi. Dalkılıç, filminde yaşadığı zorlukları, rastladığı ilginç manzaraları kendi sesiyle espirili bir biçimde dile getiriyor. Lise döneminde bilgisayarın başından kalkmayan sporcu, üniversitede farkında olmadan 'virüs' kapıyor ve spor onun hobisi haline geliyor. Üniversitede iktisat bölümünü okurken bir taraftan da dağcılık, bisiklet gibi spor dallarıyla uğraşan ve asıl mesleği bankacılık olan Dalkılıç, ultra maratoncu olmaya nasıl karar verdiğini şöyle anlatıyor: 'Doğa ile ilgili bir dergide çöl maratonu haberini gördüm. Değişik bir alandı. 'Çölde nasıl koşulabilir?' diye merak ettim. Nasıl olduğunu araştırdım ve koşmaya böyle başladım.'

'Bir amaç için koşmalısınız' diyen Dalkılıç, koşularını, 'Çöllerde koşalım, ama yaşamayalım' sloganıyla Tema Vakfı yararına yapıyor.

55 DERECE SICAKLIKTA KOŞTUM

Asya, Afrika, Güney Amerika ve Antarktika'yı koşarak geçen Alper Dalkılıç, çöl maratonuna ilk kez 2011 yılı Gobi Çölü ile başlamış ve süreç Mart ayında Atakama Çölü ile devam etmiş. Grand Slam unvanına sahip 28 insandan biri olan Dalkılıç, 'Maratona katılmak için 3 bin 300 dolar ödeme yapmanız gerekiyor. Ölüm riski olduğu için sözleşme imzalıyorsunuz. Yanınıza organizasyonun belirlediği malzemeler dışında bir şey almıyorsunuz. Onlar sadece sıcak su desteği, içeceklerinizi ve çadırı sağlıyor. Otuzdan fazla malzemeyi sırt çantasında taşıyorsunuz. Çantanızda ağırlık yapmaması için toz çorba, çin makarnası gibi hafif, sıvısı alınmış (dehidre) yiyecekler alıyorsunuz. Yurt dışından kalorisi yüksek besinler getiriyoruz. Gün içinde ortalama 2 bin kalori almanız gerekiyor. Yarış esnasında yanımızda bir buçuk litre su taşımak zorundayız. Her 8-10 km de ulaştığımız kontrol noktalarında sularımızı yeniliyoruz. Mineral dengesi için saat başı tuz tableti alırken, şekeri dengelemek için ise özel jeller kullanıyoruz' diyerek katıldığı maratonu anlatıyor. 55 derece sıcaklıkta sırtında 10 kg çantayla koşarak ucu bucağı görünmeyen çölleri aşan Dalkılıç, başarısının sırrını sorduğumuzda, 'Sıcağa dayanıklı olmak için düzenli antrenman yapmalısınız. Bu tek kişilik bir süreç değil. Sevdiklerimin seslerini kaydedip yanımda götürdüm. Bedenimin iflas ettiği zamanlar oldu. Öyle koşullarda yarışıyorsunuz ki bavulunuz kaybolabiliyor ve pasaportunuz çalınabiliyor. Karşılaştığım bütün zorluklara rağmen gittiğim 4 ayrı kıtada 250 bin km koşmayı başardım' diyor.

Para yerine üç kutu vitamin gönderdiler

Spora devam etmek için sponsora ihtiyacı olan Alper Dalkılıç uzun bir süre bulamamış. Üç yüz yere sponsorluk taslağı gönderdiğini anlatan sporcu, yaşadığı trajikomik olayları şöyle anlatıyor; 'Üniversite yıllarında bisiklet projemiz vardı. Bursa'dan Samsun'a bisikletle gidecektik. Bir ilaç firmasına sponsorluk dosyamızı gönderdik. Para yerine üç kutu vitamin geldi. Şaka gibiydi.' Bu türden tepkilerle karşılaşan Dalkılıç, yine de yılmamış ve daha çok proje üretmeye başlamış. Çalıştığı bankadaki iş arkadaşları ona 'Sen bu işi yapamazsın bu kadar uzun süre bankandan nasıl izin alacaksın?' demelerine rağmen, isteğini gerçekleştirmiş. Bankadaki yöneticileri ve iş arkadaşları bu konuda destek veriyorlar.

Koştuğumu annemden sakladım

Ultra maraton içinde ölüm tehlikesi taşıyan bir spor dalı. Alper Dalkılıç, annesinin endişelenmesini istemediği için katıldığı koşu maratonlarını ondan saklamış. 'Antartika'ya maratona gittiğimde annem 'Son çöl değil mi Alper?' diye sorduğunda 'Evet' demiştim. İlk dönemlerde katıldığım koşuları annemden gizledim ama sonra hepsini öğrendi' diyen Dalkılıç en çok Atakama Çölü'nü geçerken zorlandığını anlatıyor. Dalkılıç, 'Atakama Çölü çok güzeldi. Dünyada ay yüzeyinin benzeri olan yer dokusu sadece orada var' diyor.

İnsan doğanın içinde bir kum tanesi gibi

Alper Dalkılıç çölün kendisine hissettirdiklerini şu cümlelerle ifade ediyor; 'Ağaç insana hayat veriyor. Sahra çölünde gölgesinde duracağınız bir dal bile yok. Uçsuz bucaksız çöllere baktığımda insanın doğanın içinde bir kum tanesi kadar olduğunu görüyorum. İçinde hem çaresizlik hem de umut olan bir dünya…'

Dalkılıç dört kıtayı geçti. Bu sayıyı yediye tamamlamak isteyen sporcu, Avustralya, Kuzey Amerika ve Avrupa kıtasındaki çöllere de gidecek. Proje sonunda tecrübelerini sergi ve kitap olarak insanlarla paylaşmak isteyen Dalkılıç, sponsor bulabilir, şartlar istediği gibi olursa Avustralya'da belgesel çekmek istiyor.

Yaşadığımız dünyayı filmlerle keşfediyoruz

ağ Filmleri Festivali 17 Martta İstanbul'da başladı ve 21 Mart arası çeşitli şehirlerde devam edecek. Festival, doğa filmlerini sevenler için kaçırılmayacak güzellikte filmler sunuyor. Birbirinden farklı, içinde yerli ve yabancı filmlerin yer aldığı projenin mimarı ve festival koordinatörü Murat Yılmaz, Dağ Filmleri Festivali'nin ortaya çıkışını, 'Dağcılık, kaya tırmanışı, dağ bisikleti ve yelken gibi spor dallarıyla ilgiliydim. Sinemaya düşkün olduğum için film festivallerini takip ediyordum. İki hobimi bir araya getirdim ve 'Türkiye'de bir dağ filmleri festivali nasıl yapabilir' diye araştırma yaptım. 2002 Dünya Dağlar Yılı'nda yurt dışındaki bir film festivali ile irtibata geçtik ve amatör olarak festivale başladık. Fakat aynı yıl kriz olduğu ve sponsor bulamadığımız için festivali ertelemek zorunda kaldık. 2006 yılında bir dağcılık kulübüyle anlaştık ve ilk festivalimizi yaptık' şeklinde anlatıyor. Festivalde herkes gönüllü olarak çalışıyor. Amaçları doğadan uzaklaşmış şehir insanını bu festival sayesinde doğaya yönlendirmek. Yılmaz; 'Şehirdeki insan gittikçe doğaya yabancılaşıyor. Yaşamımızın sigortası olan doğayı kullanamaz durumdayız. Türkiye'de doğa belgeselciliği emekleme aşamasında. İleride burada çekilen filmleri de Dünya Dağ Filmleri Festivali'ne göndermek gibi bir düşüncemiz var' diyor.

BU FİLMLER CESARET VERİYOR

Her ne kadar festivalin adı 'Dağ Filmleri' olsa da gösterilen filmler konusu sadece dağ ile ilgili değil, arasında yamaç paraşütü, yelken, dağ bisikleti, kayak, rafting, nehir kanosu, su sporları, çevre, seyahat ve keşif gibi geniş yelpazeyi kucaklayan filmler de yer alıyor. Murat Yılmaz ilginç sporcu hikayeleri anlatıyor; 'Himalayalar'da dünyanın en zor dağı K2. Çıkan dört kişiden biri ölüyor. Rus dağcılar bambaşka bir rotadan gidiyorlar ve orada bir gece geçirip inanılmazı başarıyorlar. Yine iki sporcu kanonun üzerinde Avusturalya'dan Yeni Zellanda'ya kadar kürekle geçiyorlar. Bu filmler insanlara yeni projeler için cesaret veriyor'

Başlangıç ve bitiş

Haritadaki oklar sporcuların maratona nerede başlayıp nerede bitirdiğini gösteriyor.