Defter-i Dervîşân ve hülâsa-i kelâm...

Nuran Ürkmez
00:009/03/2011, Çarşamba
G: 8/03/2011, Salı
Yeni Şafak
Defter-i Dervîşân ve hülâsa-i kelâm…
Defter-i Dervîşân ve hülâsa-i kelâm…

Yenikapı Mevlevîhânesi'nde 19. yy'ın başlarından itibâren meşîhatte bulunmuş son yedi şeyhin tuttuğu günlüklerden oluşan Defter-i Dervîşân kültür tarihimiz açısından çok değerli bir kaynak

Şehrin yalnız çocukları kendilerini çoğaltmayı öğrendiler demişim, seneler evvel yarım bıraktığım, tamâm edemediğim yazılarımın birinde… Şehrin insanının kendini çoğaltımı ve bu çoğaltımın tezahürleri üzerine artık çok şey söylemek mümkün. Zaten bu çoğaltımın en büyük tezahürü de bizâtihi sözün ya da daha doğru bir ifadeyle lâfın kendisi. Yani insanın 'çok'luğu dilinde. Ve bu 'çok'luk o derece makbûl bir durum ki söyleyecek en çok lâfı olanlar (husûsen sosyo-psikolojik, sosyo-politik, sosyo-ekonomik, hâsılı en sosyo lâfı olanlar), içimizdeki en aydınlar… Oysa, bana öyle geliyor, yakın bir geçmişe kadar münevver olmak, sözün özüne hâkim olmakla kâimdi. Zîrâ kültürümüz bir bakıma hülâsa kültürü idi. Sözün usâresi, sözün özü makbûldü. Yani sade insan, sade söz. Sade ve derin… Durgun sulardaki derinlik kadar çekici derin… Şimdi elimde tuttuğum Defter-i Dervîşân işte bu sadeliğe ilişkin çok şey çağrıştırıyor

Ali Nutki Dede ile başlıyor...

Yenikapı Mevlevîhânesi'nde 19. yy'ın başlarından itibâren meşîhatte bulunmuş son yedi şeyhin tuttuğu günlüklerin adı Defter-i Dervîşân. Defter-i Dervîşân'a ilk olarak mûsıkî alemince Hammâmîzâde İsmail Dede'nin şeyhi diye bilinen Ali Nutkî Dede yazmaya başlamış. Ve kendisinden sonra postnişîn olanlar da bu defterde notlar tutmaya devam etmişler. İsmail Dede Efendi'den başka klasik Türk şiirinin en büyük son şâiri, benim için “Bir şûlesi var ki şem-i cânın/Fânûsuna sığmaz âsümânının” deyişiyle bir kere daha büyük Şeyh Galib de defterin ilk sahibi Ali Nutkî Dede'nin elinde yetişmiş. Sırasıyla, Ali Nutkî Dede, Abdülbâkî Nâsır Dede, Receb Hüseyin Hüsnü Dede, Abdürrahim Künhî Dede, Osman Selâhaddin Dede, Mehmed Celâleddin Dede ve Mevlevîhâne-i Cedîd'in son şeyhi Mehmed Abdülbâkî Dede Defter-i Dervîşân'da iz bırakanlar…

Şüphesiz devirlerinin en büyük aydınlarından kabul edilen bütün bu zâdlar, görevlendirmelere ilişkin, vefatlara dâir, tabîî vak'alar ve felâketlerle ilgili, pâdişâh cülûslarını ve şehzâde doğumlarını haber veren kısa kısa notlarla kayıtlar tutmuşlar:“Vefât-ı Oğlum Seyyid Ebûbekir Şa'ban Efendi, rahimehullah, fî 21 Za sene 1228, yevmü'l isneyn. Merhûm oğlum Şa'bân, onbeş yaşında idi ve merhûmun maraz-ı mevti hummâ zann olundu idi. Ve merhûm-ı mezkûr Pazarertesi günü ahşâma karîb vefât edip sabahı Salı günü ba'de'-zuhr defn olunmuşdur, rahimehullah.”

Ya da, “ Zelzele-i şedîde, der Konya. Zi'l-ka'denin onuncu gününden ibtidâ edip Zi'l-hiccenin yigirmisine değin karârdâd olmamış ve dahi karâr edeceği ma'lûm değil. Allah hayırlar feth eyleye.”

“Tulû'ı Kuyruklu Yılduz, mâh-ı Ş sene 1222”

“Ilgınlı Derviş Osman'ı türbedâr eylediğimiz Ş sene 1223”

“Süt kerîmem, baldızım Şerîfe Nazîfe'nin arakıyye-i şerife giydiği, 15 Ra sene 1224, yevmü's-sebt” gibi.

Doç. Dr. Bayram Ali Kaya ve Yrd. Doç. Dr. Sezai Küçük'ün kıymetli emekleriyle, Zeytinburnu Belediyesi Kültür İşleri tarafından yayınlanan Defter-i Dervîşân kültür tarihimiz açısından çok değerli bir kaynak. Yazıldıkları devirlerin tasavvufî hayatına, mevlevî ritüellerine, hangi ortamlarda neş'et ettiğini göstermesi bakımından kültür ve sanatına dâir epeyce fikir veriyor. Sadece anlattıklarıyla değil, çağrıştırdıklarıyla da... Söz kalabalığından uzaklıklarıyla da... Defter-i Dervîşân'ı yazanlar, içinde bulundukları toplumun, değerlileriydiler, öncüleriydiler. Ve yöneticiden mahalle sâkinine kadar herkese bahşedecekleri bir sükûnetleri vardı.

Hâl ilmi gitti, kâl ilmi, yani ki lâf ilmi geldi vesselâm.