İlker Yasin benim için “Burcu'dan birşey olmaz. Sesi erkek çocuğu gibi” dedi. Bu benim hep kafamın bir kenarında kaldı ve bunu özür gibi gördüm.
Aslında şöyle; yarışmadan sonra Kanal D'den bana iş teklifi geldi program sunuculuğu için. Bana “ Ekrana çıkmak ister misin” diye sordular. Ben de “hayır” dedim.
Görüşme esnasında İlker Yasin de bizimle birlikteydi ve o “Burcu'dan birşey olmaz. Sesi erkek çocuğu gibi” dedi. Bu benim hep kafamın bir kenarında kaldı ve özür gibi gördüm. O yüzden yıllarca ekrana çıkmak istemedim.
Erkek çocuğuna benzer sesim olduğunu biliyorum ama artık sesimi çok seviyorum.
Ekrana çıkmayınca Kanal D'de çocuk programının yapımcılığına başladım. Sonra CNN Türk'e gittiğimde bayan spor spikerliği teklifi geldi. Ama benim cevabım yine “hayır” oldu. Beş yıl sonra ekran önüne çıktım.
Güzellik, kapıyı kolay açtırıyor ama sonra yalnız kalıyorsunuz. Zorluklar ondan sonra başlıyor aslında. Çalışma arkadaşlarınızda dahil sizi sadece güzel olduğunuz için orada olduğunuzu düşünenler oluyor. Bu tür bir ortamda çalışmak oldukça zor. Çünkü; hem kendinizi ıspatlamaya çalıyorsunuz hem de işinizi yapıyorsunuz.
NTV, CNN Türk'te sunuculuk yaparken iş teklifi yapmıştı. Sadece güzel bir yüzüm olduğu için işe alındığımı sanmıyorum.. Bir defa seyirci portföyü farklı. Sizi iyi birşey yaptığınızda alkışlıyorlar ama yanlış yaptığınızda da affetmiyorlar. Bu yüzden daha çok çalışmak gerekiyor.
Bence bu çok güzel birşey çünkü size değer katmış oluyor. Şu anda çalıştığım yerden ve yaptığım işten çok memnunum. Ama hala güzelliğim için burada olduğumu düşünen seyircilerden mail alıyorum.
Tabi. “ kadınlar yapmasın, biz yapalım bu işi” diyorlar. Ama biz kadın kontenjanında çalışıyoruz zaten. Ben bir erkeğin işini almıyorum. İşten ayrılmış olsam yerime yine kadın gelecek.
Evet bu iş beni erkeksileştirdi. Yaptığınız işten ziyade bulunduğunuz ortamdan kaynaklanıyor. Mesai saatlerim 45 erkeğin içinde geçiyor. Onların jargonlarına uyum sağlayarak konuşmaya başlıyorsunuz.
Tabiki. Ama yanlış birşey söylediğiniz zaman komik geliyor onlara. Çünkü işin çok içindeler basit bir yanlışta gülebiliyorlar. Ama kompleksleri olmayan insanlar.
Hayatımda hep vardı. Aslında ben orman bakanı olmak istiyordum küçüklüğümde. Dedem orman mühendisiydi. Üniversteyi kazanamayınca özel üniversite de Turizm Otelcilik bölümünü okudum. Okulda bu işin çok işletme kısmı öğretilmişti bize. Ama staj zamanı elimize kuru bir bez tutuşturup bardak kurutmamı istemeleri bana ağır geldi ve ben bu işi yapamam dedim.
O zaman öyle söylemiştim ama sıfırdan başlamak gerekiyor bir yere gelebilmeniz için. Ben televizyoncuyum diyebiliyorum çünkü bu işi 11 yıldır yapıyorum. 5 yıl arka planda çalıştım. Dolayısıyla tepeden getirilmedim bu işe.
Evet ama benden önce de değmişti zaten. Ebru Kılıçoğlu, Banu Yelkovan bunlara haksızlık olmasın. Onlar da vardı.
İçimden geldiği gibi sunuyorum aslında. Ben el, ağız ve yüz mimiği kullanmasam yapmacık olduğumu düşünüyorum. İyi bir haber veriyorsunuz sonuçta ve bunu gülerek sunmakta bir sakınca yok. Bunun aynı zamanda sporda da rahat yapıldığını düşünüyorum. Haber sunuyorsanız ciddiyet beklenebilir ama gerek yok.
Ama bu gayri ciddi olarak da algılanabilir...
Eskiden Galatasaray'ı tutuyordum ama artık takım tutmuyorum.
Çünkü profesyonelliğimin önüne geçip, mesleğime zarar veriyordu. Televizyonda haber sunan spikerleri izlediğinizde çoğunun hangi takımı tuttuğunu anlıyorsunuz. Bence bu çok doğru olmuyor.
Beni işimi çok seviyorum. Dolayısıyla onun için herşeyden vazgeçerim. Takımımdan yüz defa geçerim.
Hayır. Takım tutmayınca o kadar iyi oluyor ki tamamen pozitif biri haline geliyorsunuz. Futbol daha iyi gelmeye başlıyor ve her takım kazansın istiyorsunuz. Fenerbahçe Galatasaray maçı varsa, yenilen tarafa sevinmiyorsunuz. Ama takım tuttuğunuzda bu böyle olmuyor.
Tabiki. Bir Türk takımı yine çeyrek finalde diye sevindim tabiki. Bizim servisimizde çok Galatasaraylı çalışan var. Chelsea gol attığında sevinen olmadı. Yine ilk maçta Fener kazandığında Galatasaraylı arkadaşlarımız Fenerbahçelileri tebrik etti.
Anlatır ama ben anlatmam. Maç izlediğimde bazı anlatımlardan rahatsızlık duyduğum oluyor. İzleyicinin fikrini değiştirebilecek yorumlar yapılmasından hiç hoşlanmıyorum. İster istemez böyle birşey yapabilirim korkusuyla yapmayı düşünmüyorum.
Eğer beyin gücünüzle çalışıyorsanız yani fiziksel güç kullanmıyorsanız kadın işi erkek işi yok bence.
Modayı erkekler kadınlardan daha iyi yapıyorlar. Hani çok klişe bir görüş vardır. Erkekler kadınları görmek istedikleri haliyle şekillendiriyorlar. O gerçeğe inanıyorum ben.
Birgün bana; “senden sıkıldık yüzün eskidi” denilinceye kadar bu işi yapmayı düşünüyorum. Ekrana çıktığımdan beri yapmak istediğimiş spor spikerliği, çalışmak istediğim yer NTV di. Bunun yanında bana Rıdvan Dilmen ile program yapma şansı verildi. Daha ne isteyeyim
Çok yorulmanın ve özel hayatıma vakit ayıramamın dışında çok olumlu yönleri var. İşimi seviyorum. Çünkü çok hareketli bir iş yapıyoruz. Sürekli takip halindesin ve zinde kalmamı sağlıyor.
Evet. Günlük hayatımda da düzenli spor yapıyorum aynı şekilde eşim de sporla çok ilgili.
Delirmek üzereydim. O evde bir beyaz koltuğumuz vardı. Benim oturduğum yer hafif çukur olmuştu. Onu gördüğüm gün birşey yapmam lazım dedim.
Orada iş aradım ama çok zor. Çünkü o dili kendi ana dilim gibi kullanmadığım için iş bulamadım. Ama o sıralar ilginç benim iş aradığımı Türkiye'de herkes duymuştu. Televizyondan iş teklifleri gelmeye başladı. Bir hafta için de hepsiyle görüşmeye başladım. Sonra NTV'ye geldim ve eşim işinden ayrıldı buraya yerleştik. İsviçre'de bir bankayla çalışıyor.
Hiç yok. Aile anlayışlarımız çok benziyor ama sanırım bu konuda bizden daha iyiler. Bizde aileye saygı önceden daha değerliydi. Dini bayramlarda büyükler ziyaret edilirdi. Ama şimdi bunlar çok azaldı. Onlarda ise bu çok kemiksileşmiş insanlar önemli günlerde mutlaka ailelerini ziyaret edip bir araya geliyorlar.






