Gazetecilik, çevirmenlik, yazarlık, oyunculuk Feride Çetin'in yeteneklerini sergilediği alanlardan bazıları. “Canlandırdığım karakterlerin ruh haline bürünüyorum” diyen Çetin, psikolojisini bozacak rollerden uzak durduğunu söylüyor
Film gibi bir hikâye ile başladım. Kutlu Ataman'ın İki Genç Kız'ı çekeceğini öğrendiğimde asistanlık başvurusu yaptım. Birden kendimi başrol oyuncusu olarak buldum.
Lisede oyun yazıyordum ancak sahneye çıkmıyordum. Sinema-Televizyon Bölümü'nü bitirdim. O dönemlerde arkadaşlarımın çektiği kısa filmlerinde rol alıyordum. Aslında İki Genç Kız öncesinde şehir tiyatroları deneyimim olmuştu. Tiyatro Araştırmaları Laboratuarı adı altında Ayla Algan, Erol Keskin gibi önemli isimlerin açtığı deneysel tiyatro atölyesinin seçmelerini kazandım. O zaman oyunculukla ilgili kafa yormaya başlamıştım.
Mastırımı tamamladıktan sonra uzun bir dönem gazetecilik yaptım. Mesela Çağan Irmak'la Babam ve Oğlumun film setinde muhabirlik yaparken tanıştım. Ulak filminde rol almam da bu vesile ile oldu.
Bana gelen rollerin skalasından çok memnunum. Gerçekten içinde dertleri olan insanları canlandırmam isteniyor. Behiye karakteriyle birebir uyuşan roller teklif edildi. Fakat kabul etmedim.
Behiye beni çok etkiledi, sarstı. Çünkü oyunculuk deneyimim yoktu ve ilk rolüm sorunlu bir karakterdi. Kamera “kestik” dedikten sonra normale dönemiyordum. O kız bana o kadar ağır geldi ki eve gidince ağlıyordum. Ailem oyuncu olmamı bu yüzden uzun süre kabul etmedi. Daha sonra hayatıma göre yapmalıyım karakterleri dedim.
Evet, o an ruh halim nasılsa öyle bir şey oynamak istiyorum. Kendimi güçlü hissediyorsam bu yönde bir rol gelirse kabul ediyorum. Hayatımı çok etkilemeyecek karakterler oynamaya çalışıyorum. Örneğin Son Ağa dizisindeki rolü kabul ettiğim zaman eleştiriler aldım. Ancak o dönem İstanbul'dan uzaklaşmaya ve gülmeye ihtiyacım vardı.
Yalancısın Sen, herkesin birbirine beyaz yalanlar söylediği bir dizi. Canlandırdığım Nazan karakteri de aşka kalbini kapatmış bir kadın. Benim de aşkla ilgili Nazan'a benzer bir durumum var. Hayatımda çözmeye çalıştığım sorunlarla ilgili rolleri seviyorum.
Gündemde olan bir konu sinemaya taşınmalı ancak sömürülmemeli. Mesela benim senaryolarımdan biri 90'ların başında işlenen satanist cinayetleri konu alıyor. Üç çocuğun bir genç kızı öldürmesinden sonra bütün Türkiye sarsılmıştı. Şimdi de Münevver Karabultut cinayeti herkesi çok etkiledi. Zengin ve fakir arasındaki uçurumu tekrar gözler önüne serdi. Zenginsen her şeyi örtersin fakirsen elinden bir şey gelmez. Böyle konular sinemaya taşınmalı ama bunu da profesyonel isimler yapmalı.
Zamanında bir yayınevi editörünün olumsuz eleştirileri yüzünden içime kapandığım geri adım attığım bir kitap çalışmam vardı. Eskiden eleştirileri çok önemserdim. Büyüdükçe kimi dinleyeceğimi öğrendim. O çalışmamı yazar arkadaşıma okuttum ve kitabı yayınlatmamı tavsiye etti.
Ben de hiperaktiflik var. Bir anda birçok işle uğraşmak istiyorum. Gazetecilik rutin olarak yazmayı öğretti. Sakinleştirdi beni yazmak. Geleceğimi düşündüğüm zaman yazarken görüyorum kendimi, münzevi bir hayat. En çok yazarken mutlu oluyorum. Oyunculuk da enerjimi artırdı. Kameranın karşısında oynamaya başlarsın ve o anda sen başka biri olursun. Hiçbir heyecan bununla karşılaştırılamaz. Ben çok şanslıyım ilk filmimde bunu yaşadım. Yetkin Dikinciler demişti ki herkes bir kez aktörlük yapmalı. Oyunculukta kendinle yüzleşiyorsun. Özel hayatında daha düzgün bir insan olmaya doğru yürüyorsun. Oyuncu olmadan önceki Feride ile şimdi ki Feride arasında dağlar kadar fark var.
Çok daha iyi ve olgun bir insan.
TRT'de bir kültür programı yapacağım. Onun hazırlıkları sürüyor. Oyunculuktan da kopmayacağım. Tek kişilik bir tiyatro oyunu sahneleyeceğim.
Evet, küçükken politikacı olmak istiyordum. Sonra politikanın oyun ve yalanlarla döndüğünü, gerçek isyankârların, dünyayı değiştirmek isteyenlerin sanatçılar olduğunu anladım. Bu yüzden sanata yöneldim.
Yaptığım işler sayesinde yurtdışına gitme şansım oldu. Orada tanıştığım sanatla uğraşan hiç kimsenin “ben sanatçıyım” dediğini duymadım. “Merhaba ben sanatçıyım” demek ne kadar komik düşünsenize. Bir Türkiye'de var bu durum. Bir şeylerden rahatsız olursan sanatla ilgilenirsin. Rahatsız olmayan insanlara sanatçı demiyorum.
16 yaşında sokak çocukları için Umut Vakfı'nda çalışıyordum. Şimdi de sivil toplum kuruluşlarında çalışıyorum. 80 darbesini görmüş bir kuşaktan geliyoruz. Korku üzerine kuruldu gençliğimiz.
Çok doğru ve iyi bir işti. Dizinin yayınlandığı dönemlerde paneller düzenlendi. O panellerde gördüm ki hiçbir bilgi sahibi olmayan liseli gençler bir şeylere inanmak ve bağlanmak istiyordu. Ama bu tip dizilerin uyandırdığı düşünceler popüler kültür ürünü olarak kalmamalı. Tarihini bilmeyenler geleceğini yazamaz.






