Geçtiğimiz ay Türkan Şoray''ın hatıralarını anlattığı kitabı ''Sinemam ve Ben'' yayınlanmış ancak kitabı Şoray''ın değil de Selim İleri''nin yazdığına dair söylentiler Sultan''ı üzmüştü. Belki bu söylentilerin sebebi 1964''te Yeni İstanbul gazetesinde Türkan Şoray imzasıyla 5 roman yayınlanmış olmasıydı.
Buruk Acı filmi gösterime girdiği 1969 yılında tanıtılırken ''tamamen renkli'' yazıyordu afişte. Filmin başrollerini Türkan Şoray, Tanju Gürsu, Muzaffer Tema ve Aliye Rona paylaşıyordu. Jeneriğinde ise Türk sinemasında pek görülmeyen bir tanıtım daha vardı. Eser sahibi; Türkan Şoray. Seyirci buna inandı çünkü aynı yıl Yeni İstanbul gazetesinde tefrika edilen romanın adı da Buruk Acı''ydı ve imza Türkan Şoray''a aitti. Üstelik güzel oyuncunun bir değil tam beş tane kitabı vardı. Peki bu nasıl olmuştu? Uzan Holding''in kurucusu Kemal Uzan 1964 yılında Yeni İstanbul gazetesini satın alır. Büyük transfer ücretleriyle dönemin kalemlerini gazetesine toplar, tirajını da 100 bine çıkarır. Tirajı daha da arttırmak için bir yol ararken, Cihat Baban gazetenin yazı işleri müdürü Erol Dallı''ya, Türkan Şoray imzalı kitap yayınlamasını önerir. Türkan Şoray nasıl kitap yazacaktır? Piyasada roman yazıp yayınlayamayan pek çok genç yazar vardır. Türkan Şoray''la anlaşılır. Cumhuriyet Gazetesi düzenleme servisinden Adnan Özyalçıner''e ulaşılır. Zaten Özyalçıner''in çekmecesinde bekleyen bir romanı vardır. Böylece Buruk Acı Türkan Şoray imzasıyla yayınlanmaya başlar. Gazete sırf bu sayede 60 bin tiraj alır. Bu yöntem devam eder. Sonraki yıllarda Şoray imzalı 3 roman daha yayınlanır. Peki biz bu hikayeyi nereden biliyoruz. Nebil Özgentürk imzalı bir başka belgesel- kitap çalışması olan ''Sanatımızın Hatıra Defteri'' kitabından.
Daha önce yine DenizKültür Yayınları''ndan ''Türkiye''nin Hatıra Defteri'' kitap ve 14 bölümlük bir belgesel olarak yayınlanmış ve yakın tarihimizdeki olayların ilginç ayrıntılarını anlatmıştı. Sanatımızın Hatıra Defteri de yakın tarihimizde ülkemizin kültür, sanat, edebiyat yaşamına damga vuran isimlere bir saygı duruşu niteliğinde. Özgentürk, ''içinden kültür sanat geçen , lirik, epik, senfonik, klasik, hijyenik, fotojenik, didaktik az biraz da antimedyatik hatıralar'' sözleriyle tanımlıyor bu hatıraları. İçinde kimler yok ki! Ruhi Su''dan İpekçi''lere, İsmet Paşa''nın Çello merakından Yeşilçam filmlerinin çekildiği Abud yalısına, Sabri Ülker''in soyadını Safiye Erol''un bir romanından etkilenip değiştirmesinden, Yetimler yurdunda büyüyüp bütün servetini yetimlere bırakan Safiye Ayla''ya pek çok ilginç yaşam öyküsünden bilinmeyen ayrıntılar yer alıyor kitapta.
Yılmaz Güney hapisten kaçtıktan sonra Avrupa''ya yerleşti. İlk günler oğlundan hiç haber alamadı annesi Güllü Pütün. Sonra Yol filmiyle Cannes Film Festivali''nde ödül aldığını, hatta Paris''te film çektiğini duydu, sevindi. Oysa oğlu kansere yakalanmıştı, yavaş yavaş ölüme gidiyordu. Tarihler 09 Eylül 1984 tarihindeyken Güney ölüme yenildi. Haber çabuk yayıldı. İzmir''de kızının evinde yaşayan Güllü Pütün duymadı sadece. Çünkü yakınları yüreğinin dayanmayacağını bildiğinden oğlunun ölümünü gizlediler. Bu oyunu sürdürmek için de Avrupa''daki dostlarından sesi Yılmaz''a benzeyen bir arkadaşı haftada bir anneyi aradı. Ayrıca mektuplar da yazdı. Yıllar boyunca devam etti bu telefon trafiği. Güllü Pütün oğlundan tam 12 yıl sonra, evlat acısını yaşamadan göçtü, gitti.
Kitabın yakında yayınlanacak belgeselinde günümüzün ünlü sanatçıları aramızda olmayan ünlüleri canlandırdı. Serra Yılmaz ilk kadın romancımız Fatma Aliye''yi canlandırdı. Bugün paraların üzerinde resmi bulunan Fatma Aliye erkek egemen yazın dünyasında bir türlü kendisi olamadı. Çevirdiği kitaba bakıp ''Bunu kendisi çevirmiş olamaz olsa olsa ağabeyi Ali Sedat çevirmiştir'' dediler. Babası bile öğretmeni Ahmet Mithat Efendi''ye ''Acaba yazdıklarını siz mi düzeltiyorsunuz'' diye soracaktır. Hocasıyla birlikte yazdığı kitaba da adı şöyle geçer: Ahmet Mithat Efendi ve bir kadın!
Türk musiki tarihinin gelmiş geçmiş en büyük bestecilerinden Münir Nurettin''in cenazesi, Şişli Camiinde sadece çocukları 2 belediye görevlisince kaldırılıyordu. Tarih Nisan 1981''di. Onlarca besteye, rol aldığı onlarca filme rağmen hep parasız, evsiz kalsa da, sadece ürettikleriyle, emekleriyle milyonların uğurlamasını hak ediyordu. Münir Nurettin''in bir bestesi vardı. Yaşamı boyunca, çokça intihar girişiminde bulunan, romantizmin ve acıların şairi Ümit Yaşar sözlerini yazdığı bir beste; Kör Kuyular. Ümit Yaşar bir gün 17 yaşındaki oğlu Vedat, kendini Galata kulesinden atarak intihar edince acılarını dindirmek için yazmıştı. ''Beni kör kuyularda merdivensiz bıraktın / Beni sensiz bıraktın / beni sensiz bıraktın…'' Münir Nurettin bu şiiri besteledi ve yorumladı. Sessiz, sitemsiz ve sakince gelip geçti beste. Oğlu Timur 90''larda, babasının ölümünden çok zaman sonra ''Babamın Şarkıları'' albümünde yorumladı Kör Kuyular''ı. Fakat insanı kalbinden sarsan bu şarkı ve albüm yine kozasında kaldı. Ta ki 2004 yılında Bir İstanbul Masalı dizisinde çalınana kadar. Dizinin yayınlanmasının ertesi günü yolu İstiklal Caddesi''ne düşenler müzik market vitrinlerinde ''Bir İstanbul Masalı''nda söylenen şarkının CD''si geldi. Tükenmeden alın'' yazısını görürler. Sahiden de Cd tükenir. Timur Selçuk''a ise babası ve Ümit Yaşar adına bıyık altından gülümsemek düşecektir.
Bu hatıraların en keyiflilerinden biri Sezen Aksu''ya ait. Lisede okurken, okula gitmek için her sabah ve akşam bindiği belediye otobüsünde şarkı söyler ve yolcuları da otobüs şoförünü de aşka getirir Sezen Aksu. Hep birlikte şarkı söylerler. En çok da otobüs şoförü neşelenir, Sezen''le düet bile yaptığı olur. Bir gün eve dönüşte, belediye otobüs şoförü aşka gelir. Gaza basılır, keyif çatılır. Öyle bir keyifle şarkı söylenir ki, güzergah değişir, son durak aşılır. Sonrasında, her şey kabus gibidir. Açığa alınır emektar kaptan. Yıllar sonra o minik kız büyür. Her kesime, her kente, her yaşa adanmış şarkılar yazıp besteler, yurdun dört yanında konserler verir. Bir gün bir İzmir konserinde izleyiciler arasında yaşını başını almış ak yüzlü bir adam kendini tanıtmaya çalışır. Nihayet muvaffak olur. Sahnedeki kadın da hemen hatırlar. Şaşırıp heyecanlanır. Özür dileyecek olur, affetmesini isteyecek olur. İzin vermez adam. ''Boşver kızım. O kadar hoş günlerdi ki hayatta hiç kimse benim kadar eğlenmedi'' der. Adam yetmişlerin şarkı söyleyen otobüs şoförü, sahnedeki kadınsa Sezen''dir.
Orhan Pamuk roman yazmaya başladığında 22 yaşındaydı. Dört yıl sonra 1978''de ilk kitabını bitirdi; Karanlık ve Işık. Daha sonra adını Cevdet Bey ve Oğulları olarak değiştireceği roman altı yüz sayfayı aşkındı. Roman basıma hazırdı ama basmaya yanaşan yoktu. Milliyet Roman Yarışması''na katıldı, birinciliği aldı, fakat yine basılmadı. 12 Eylül gelmişti üstelik. Kitaplar soruşturmaya uğruyordu. Yazımından dört yıl sonra Orhan Pamuk eşi Aylin''le bir ilan verdi gazetelere ''Ödül almış kitap satılıktır!!!'' Ama yine de yayınlamak isteyen çıkmadı. Kitap sonunda 1983''te basılabildi ve çok okundu.






