
Saatler, Ruhlar ve Kediler isimli son eseriyle bizi edebiyat tarihimizin renkli sayfalarında dolaştıran Beşir Ayvazoğlu, ilginç konuları gündeme getiriyor. Kitap, hiç kuşkusuz edebiyat tarihimizin birtakım dedikodularını içermiyor; aksine büyük bir kültür tarihçisinin dikkat süzgecinden geçirdiği kişileri ve olayları konu ediniyor.
Büyük yazarlar bazen “sükut” içerisine girerler; siz sanırsınız ki, bu sükut devrinde aslında yazarımız uzun soluklu bir eser üzerinde çalışmaktadır. Oysa beklenmedik bir anda karşınıza enfes bir kitapla çıkagelir. Yani yine kendi tarzını ve üslubunu konuşturmuş, yine kendi kendisine rakip olmuştur. Üstelik yeni eserinde yazdıklarını belki daha önce çeşitli mahfillerde okumuş olmanıza rağmen bu yeni eserde farklı bir renk ve nefis bir ahenk vardır. Acaba yazar okuyucusuna moda deyimle “mesaj mı vermektedir?” Yani “sizi edebiyat tarihimizin renkli dünyasında kısa bir cevelana” çıkartıyorum ama asıl eser yakın bir zamanda elinizde olacaktır” mı demek istemektedir?
İşte Ateş Denizi, Yunus Ne Hoş Demişsin?, Geceleyin Dersaadet, Edebiyatın Çanakkale'yle İmtihanı, He'nin İki Gözü İki Çeşme isimli muhalled eserlerin daha mürekkebi kurumadan, peş peşe bir yağmur gibi kültür coğrafyamıza yağan bu eserlerden sonra Beşir Ayvazoğlu, bir sürprizle okuyucunun karşısına çıkıverdi. Beşir Ayvazoğlu'nu sadece “büyük”, “otorite”, duayen” sıfatlarıyla takdim ermemiz yeterli midir? Ayvazoğlu, bir kültür ordusunun yapacağı işleri, tek başına adeta karınca gibi çalışarak yapıyor. Kültür coğrafyamızın unutulmuş isim ve resimlerini, olay ve olguları, mekân ve zamanı bir parçasından yakalayıp tablolaştırıyor.
Saatler, Ruhlar ve Kediler isimli son eseriyle bizi edebiyat tarihimizin renkli sayfalarında dolaştıran Ayvazoğlu, kitabında ilginç konuları gündeme getiriyor. Kitap, hiç kuşkusuz edebiyat tarihimizin birtakım dedikodularını içermiyor; aksine büyük bir kültür tarihçisinin dikkat süzgecinden geçirdiği kişileri ve olayları konu ediniyor. Ayvazoğlu, sıradan bir edebiyat ve kültür tarihçisi değildir; onu “büyük” yapan asıl özellik, pek çok kişinin önemsemediği olayları ve kişileri, “müdekkik” vasfıyla incelemesidir.
Abdülhak Şinasi'nin Yahya Kemal'den nasıl intikam aldığını, Fransız İhtilali'nden sonra yaygınlaşan düellonun edebiyatçılarımız arasında nasıl revaç bulduğunu, ispritizma celselerini hangi yazarlarımızın düzenlediğini, hangilerinin obur hangilerinin gurme olduğunu ancak Beşir Ayvazoğlu'nun idraki, dikkati ve rikkati ile okuyabilirdik. “İdrak, dikkat ve rikkat” kelimelerini özellikle seçtim; çünkü Ayvazoğlu, uzun yılların tecrübesiyle, seçtiği konuları soğukkanlı bir şekilde ele alıyor. Dikkatli bir yazar olduğunu söyledim çünkü, ele aldığı hiçbir konunun peşini bırakmadan, daima teyakkuz halinde yaşayarak önce zihninde toparlıyor ve sonra zamanı geldiğinde çıkarıp yazıyor. Rikkatli dememin de özel bir sebebi var: Ayvazoğlu, merhametli bir kültür tarihçisidir; yargılayan, küçümseyen, ötekileştiren bir tarzı ve üslubu yoktur. Aksine yazdığı kişilerin sevap ve günahlarını, meziyet ve kusurlarını bilerek yazmaya çalışan, daha doğru bir ifadeyle onları anlayan, hücrelerine nüfuz eden bir yazardır.
Saatler, Ruhlar ve Kediler işte bu büyük kültür tarihçisinin dikkat süzgecinden geçerek, aynı zamanda rikkat ve idrak melekesinden taşarak ortaya çıkmış edebî bir teneffüstür. Buradaki yazıları okurken bazen gülecek bazen hüzünleneceksiniz; ancak Saatler, Ruhlar ve Kediler'e konu olan edebiyatçılarımızın meraklarını, kusurlarını, ilginç özelliklerini, tuhaf davranışlarını tecrübeli bir kalemin dikkatiyle okuyacağınızdan hiç şüphem yoktur.
Yazının başında şöyle demiştim: “Acaba yazar okuyucusuna moda deyimle “mesaj mı vermektedir?”. Yani “sizi edebiyat tarihimizin renkli dünyasında kısa bir cevelana” çıkartıyorum ama asıl eser yakın bir zamanda elinizde olacaktır” mı demek istemektedir?”
Beşir Ayvazoğlu, yeni bir dönem romanı üzerinde çalışmaktadır ve eli kulağındadır. Saatler, Ruhlar ve Kediler'i sindire sindire okuyunuz; çünkü asıl eser pek yakındadır.
Benden söylemesi!..
• • •
Saatler, Ruhlar ve Kediler
Beşir Ayvazoğlu
Kapı Yayınları
2015
304 sayfa







