Hayırda yarışan ‘Doktor Abla’

Ayşe Olgun
Ayşe Olgun
04:0028/06/2025, Cumartesi
G: 28/06/2025, Cumartesi
Yeni Şafak
Gülsen Ataseven
Gülsen Ataseven

Dr. Gülsen Ataseven’in ilham veren hayat hikayesi Ayşe Pehlivan tarafından kaleme alındı. ” Gönüllülük Dünyasının Doktoru Gülsen Ataseven: Hayatı, Çalışmaları ve Başarıları” adlı kitap 60 yıl boyu hayır için koşturan Ataseven’in özellikle kadınlar ve çocuklar için yaptığı hizmetleri anlatıyor.

Türkiye’nin ilk başörtülü doktorlarından biri olan Gülsen Ataseven 85 yıllık ömründe bir yandan kadınlara faydalı olmak için sağlık sektöründe kadın doğum uzmanı olarak çalışırken diğer taraftan da gönüllü hizmetler için ömür boyu koşturmuş bir isim. Kadınların güçlenmesi için dernek ve vakıf kuran ve bu konuda da farklı kuşaklardaki kadınları yüreklendiren Ataseven tam anlamıyla kendini toplumsal faydaya adamış öncü kadınlardan.

Geçtiğimiz günlerde okurla buluşan “Gönüllülük Dünyasının Doktoru Gülsen Ataseven: Hayatı, Çalışmaları ve Başarıları” adlı kitap hem başörtülü bir doktorun mücadelesini hem de özellikle kadınlar ve çocuklar için yaptığı hizmetleri, kurduğu dernek ve vakıfların yanında kadınlarla birlikte 1970’lerde çıkardıkları Şadırvan dergisinin hikayesini anlatıyor.

Dr. Gülsen Ataseven’in ilham veren hayat hikayesi Ayşe Pehlivan tarafından kaleme alındı. The Kitap etiketiyle okurla buluşan kitap 60 yılı aşan gönüllü bir emeğin hikayesini anlatırken bugünün gençlerine de ilham olacak anılarla dolu. Kitap, Ataseven’in çocukluk yıllarından itibaren içselleştirdiği ahlaki ve insani değerlerin bir insanı ve toplumu değiştirmede ne kadar etkili olduğunu da gözler önüne seriyor.

Askeri eczacı babanın ve İstanbullu evhanımı bir annenin iki kızından biri olan Gülsen Ataseven babasının görevi nedeniyle 1940 yılında Gaziantep’te dünyaya gelir. Çocukluğu Anadolu’da geçen Gülsen Ataseven babasından dürüstlüğü, annesinden ise çalışkanlığı ve mütevazılığı miras alır. Yine ilk dini bilgileri babası verir.

İlk ve ortaokulu Anadolu’nun farklı şehirlerinde okuyan Ataseven, okulda çalışkanlığıyla ve dürüstlüğüyle öğretmenlerinin dikkatini çeker. Henüz ortaokul öğrencisiyken babasını hastalıktan kaybedince İstanbul’a anneannesinin yanına dönerler ve burada 1957 yılında İstanbul Kız Lisesi’ni bitirir ve aynı yıl hayalini kurduğu tıp fakültesine kaydını yaptırır ve burada askeri tıp öğrencisi olmayı hak kazanır. Bir yıl kara, üç yıl deniz askeri üniformasıyla tıp fakültesinde okuyan Ataseven aynı zamanda Türkiye’nin ilk kadın askeri öğrencilerinden birisidir. Gülsen Ataseven okulda hocalarının dikkatini çalışkanlığı ile çeker.

Dindar ve kültürlü insanları arıyordum

Hocalarının taktirini kazanınca kütüphanenin bir bölümünde namaz kılmasına da ses çıkarılmaz. Gülsen Ataseven öğrencilik yıllarında ailece yaşadıkları ekonomik sıkıntıları aşmak için bir yandan da çalışmaya başlar. Bu yoğun tempoda zihninde hep İslam ile ilgili soruları vardır ve bir yandan da bunlara cevap arar. O günleri kitabında şöyle anlatır: “Sağlam kaynak gösteren, dindar ve kültürlü insanların olduğunu düşünüyordum. Bunlardan biri Anadolu Evliyaları kitabının yazarı Nezihe Araz’dı. Ona ulaşmak zordu ama Askeri Tıbbiye öğrencisi olduğumu öğrenince kabul etti. O görüşmede de sorularıma birkaç soru daha eklenmişti. Ben gerçeği aramaya devam ediyordum.”

Ek gelir olarak okuldan kalan zamanlarında doktorlara ilaç tanıtımları yapar ve bu vesileyle Türkiye’nin ilk başörtülü doktoru olan Ayşe Hümeyra Ökten ile tanışır. “Şimdiye kadar gördüğüm, tesettürlü ilk doktordu” diyerek sevincini paylaşır ve başörtüye bakışının böylece değiştiğini anlatır: “Başörtünün yöresel ve geleneksel bir alışkanlık olarak kullanıldığını düşünürdüm. Ben de sadece namazlarda örtünüyor, bunu ibadetin gereği olarak yapıyordum. Merakla ‘neden başınızı örtüyorsunuz?’ diye sordum. Doktor Hanım; ‘Çünkü başörtüsü ve tesettür konusu Kur’an’da yer alıyor’ dedi.”

Bu tanışmalar ve sohbet Ataseven’in dinle ilgili zihnini meşgul eden sorularına yenilerini ekler. Yine aynı yıllarda bir arkadaşının tavsiyesiyle Hasan Basri Çantay’ın Kur’an mealini okumaya başlar.

Son sınıfta evlenip başını örter

Son sınıftadır artık yakında doktor olacaktır. Evlenmek isteyen talipleri kapılarını sık sık çalmaya başlar. Ancak Gülsen Ataseven’in niyeti dindar biriyle evlenmektir. Derken Dr. Hümeyra Ökten, fakültede baş asistan olan ve aynı zamanda dindar bir kimliği de bulunan Dr. Asaf Ataseven’in evlilik teklifini iletir. Bu teklife annesi sıcak bakmasa da Gülsen Ataseven sıcak bakar ve son sınıftayken hem evlenir hem de başını örter, eğitim hayatına ise devam eder.

Başörtümden dolayı törende yok sayıldım

1963 yılında okulu birincilikte bitiren Gülsen Ataseven okulu bitirme törenine de başörtüsü ile katılır. O günü kitabında Ataseven şöyle anlatır: “Tıp Fakültesini birincilikle bitirenlere verilen Prof. Dr. İhsan Aksel ödülünü almaya hak kazanmıştım. Başörtülü olarak bu ödülün verildiği ilk doktordum. Mezuniyet töreninde ilgi odağında başörtüm dolayısıyla ben yoktum herkes ikinci olan modern kıyafetli arkadaşıma yönelmişti.”

1964 yılında ilk çocuğunu kucağına alan Gülsen Ataseven diğer yandan da doktorluk mesleğini sürdürür. Kadınların erkek doktora gitmeye utandığını fark edince ihtisas alanı olarak kadın doğumu seçer ve Fatih’te de ilk muayenehanesini açar.

Şükür Apartmanı’nda ilk yardımlaşma adımı

Evliliklerinin ilk yılında oturdukları Şükür Apartmanı o yıllarda sayıları bir avuç olan dindar kesimin buluştuğu bir adrestir adeta. Annesiyle karşılıklı dairelerde oturan Gülsen Ataseven diğer komşularını ise şöyle sayıyor: Nurettin Topçu’nun teyzesi, Celal Ökten hocanın ailesi Prof.Dr. Saadettin Ökten ve ablası Hümeyra Ökten, Emin Işık Hoca ve ailesi… Yardım ve yardımlaşma faaliyetlerinin ilk tohumları da Şükür Apartmanı’nda atılır. “Aramızda kardeş bağlılığı vardı adeta. Selam kelama, kelam da toplumsal meselelere uzanıveriyordu” diyen Gülsen Ataseven apartman komşularıyla yaptıkları bir sohbet sırasında arka mahallelerde yoksul insanların oturduğunu ve onlara da yardım etmek gerektiğine karar verirler. Dernek ve vakıf işlerinin ilk adımını da bu karar oluşturur. 1964 yılından itibaren kadın sivil toplum kuruluşlarında aktif rol alan Ataseven’in önce apartmandaki komşularıyla başlattıkları yardım faaliyetleri mahalledeki yoksul ailelerdan başlar ve genişler. Nurettin Topçu Hoca’nın teyzesi dairesinin bir odasını dağıtılacak erzaklar için depo yapar. Kullanılmış büyük karton koliler temin ederler. Her birinin üstüne; şeker, sıvı yağ, pirinç, un, mercimek, zeytin yazılı etiketler yapıştırırlar. Alınanları türlerine göre kolilere yerleştirirler. Gıdanın yanında kıyafet ihtiyaçları olduğunu da görürler ve gittikçe bu yardım faaliyetlerine yeni isimler ve yardım edilen yeni aileler katılır. Öyle ki çevrede evinde kömürü olmayan, yiyeceği biten apartmanın kapısını çalmaya başlar.

1973 yılında ise bu faaliyetlerini bir dernek çatısı altında sürdürmeye karar verirler. Ancak dindar kesim hakkında medyada her gün boy boy olumsuz haberler çıkmaktadır. O yılları Gülsen Ataseven şöyle anlatır: “Bu dönemde ülkemizde kılık-kıyafet konusunda; önyargı, yaftalama, öteleme ve suçlama günlük gazete manşetlerinden düşmüyor, medyada geniş olarak yer buluyordu.Biz bu şartlarda dernek kurmayı düşünüyorduk.” Kadınların karar mekanizmalarında yer alması ve toplumsal meselelerde söz sahibi olması için yılmadan arkadaşlarıyla birlikte çalışan Ataseven önce arkadaşlarıyla birlikte Hanımlar İlim ve Kültür Derneği’ni (HİKDE) kurar ancak derneğe başkan kim olacak henüz belli değildir. O dönemde doktorluk mesleğinden vakit buldukça gittiği dikiş kursundaki hocası Fatma Çalıkavak’ın moda ve dikiş üzerinden genç kızlarla kurduğu bağı görünce dernek başkanlığını ona teklif eder. Çalıkavak’ın başkanlığındaki dernek bir yandan yardım faaliyetlerini sürdürürken diğer yandan da genç kızlara ve çocuklara kültür sanat alanında faaliyetler düzenlemeye başlar. O dönemde harabeye dönmüş tarihi binaların restore edilmesi şartıyla dernek ve vakıflara tashih edileceğini öğrenirler ve Haseki Sadrazam Bayram Paşa Külliyesini restore ederek burada faaliyetlerini sürdürürler.

Gülsen Ataseven vakıf ve dernek çalışmalarında yardıma ihtiyacı olan herkese kapılarının açık olduğunu söylüyor.

Kapımız her fikre açık

Ataseven o günkü yola çıkış hikayelerini şöyle anlatır: “Bu kapı herkese açık olacak; kimsin, hangi zümreye mensupsun diye sorulmayacak. Ayırım yapılmadan; öncelikle yoksul ailelerin tüm fertlerine, özellikle öğrenim çağındaki genç kızlarına, ev kadınlarına ilmin ışığında kültürel değerlerimizle barışık programlar düzenlenecek. Kadının, dolayısıyla ailenin yoksulluğu ve eğitimsizliğiyle mücadele edilecek.”

Yardım ve sosyo-kültürel çalışmalar devam ederken bir de dergi çıkarmaya karar verirler ve külliyenin içindeki şadırvandan ilhamla bu dergiye Şadırvan denilir. Dergi yayın hayatına başladıktan sonra ulusal düzeye ulaşır, konferans davetleri almaya başlarlar, bir çok STK kuruluşuyla tanışırlar, yenilerinin açılışına şahit olurlar. Ancak 1980 askeri darbe olunca pek çok dernek kapatılır. Bunun üzerine vakıf kurmaya karar verirler ve Hanımlar Eğitim ve Kültün Vakfı (HEKVA) faaliyete geçer. Gülsen Ataseven vakıflarının hizmetlerini “Kim hangi konuda desteğe ihtiyaç duyuyorsa yetişmeye çalıştık” diye özetliyor.

Bu yardım ve kültür faaliyetleri etrafında toplanan kadınların sayılı her geçen gün artar. Bazıları için bir gönül dostu, bazıları için yol gösterici, bazıları içinse bir umut kaynağı olan Ataseven ise bir süre sonra herkesin dilinde ‘doktor abla’ olarak yer eder.

Kitabının ilk imza gününde kadınlar buluştu

  • Gülsen Ataseven yaptığı hizmetlerle TBMM tarafından 2009’da Üstün Hizmet Ödülü’ne layık görüldü. İki çocuk, beş torun sahibi olan Ataseven geçtiğimiz günlerde Hanımlar Eğitim ve Kültür Vakfı’nın bahçesinde kitabın yazarı Ayşe Pehlivan, ve derneğin ilk başkanı olan Fatma Çalıkavak ile birlikte kitabıyla ilgili imza günü düzenledi. Programda bugün çalışmalarını sürdüren sivil toplum kuruluşların temsilcilerine kitabını imzaladı.

Toplumsal barış için çalıştık

Gülsen Ataseven’in vakıf olarak önemsediği şeylerden birisi de toplumsal barıştır. Bunun için de farklı görüşlerdeki insanların birbirini tanımasını önemseyen Gülsen Ataseven öncelikle medyada dindar Müslümanlar aleyhine konuşmalar yapan entelektüel kadınlarla irtibata geçer. Çünkü o dönemde medyada başörtülü kesim için yapılan saldırı haberlerinin de etkisiyle toplumun iki kesiminde ayrım gittikçe artmaktadır. İlk iş olarak İstanbul Üniversitesi Kadın sorunları Araştırma Merkezi Müdürü Prof.Dr. Necla Arat, ve Prof.Dr. Aysel Çelikel’le beraber pek çok akademisyeni, yazarı vakıflarındaki bir tiyatro oyununa davet ederler. Bu davet ve sohbetler kadınlar arasında ön yargıyı bir nebze de olsa yıkmak içindir.

Bir yandan ülke içinde barış ve huzur için adım atan vakıf diğer yandan da o yılların kanayan yarası olan Bosna için çalışır. Savaştan kaçıp Türkiye’ye sığınan kadın ve çocuklara sahip çıkarlar. Onlara düzenlenen yardım faaliyetleri arasında Türkçe dil kursları da vardır. Yine 90’lı yıllarda savaşı durdurmak için Bosna’ya giden bir grup sanatçı, gazeteci ve stk temsilcileri arasında Gülsen Ataseven de yer alır.

Yarım asra damgasını vuran bir kuruluş

  • Bugün Haseki’de hâlâ kadınların hayatına dokunmaya devam eden Hanımlar Eğitim ve Kültün Vakfı (HEKVA) aynı zamanda pek çok kadının bir araya gelerek vakıf ve dernek kurmasına da öncülük etti. Sayısız insana yol açan, fayda üreten ve ilkeli duruşuyla hafızalarda yer edinen HEKVA bugün de kadınların sesi olmaya devam ediyor. Gönüllülüğün, emeğin ve vefanın bir araya gelmesiyle toplumsal pek çok sorunun çözüleceğinin tohumlarını atan Gülsen Ataseven ve arkadaşları bugünün gençlerine de örnek oluyor.


#Aktüel
#Hayat
#Gülsen Ataseven