Hayat Hemzeminde buluşanlar

Hemzemin’de buluşanlar

Yasemin Karahüseyin, “Ademin Kanadı” ve “Zan”ın ardından üçüncü romanıyla okur karşısında. Karahüseyin, “Hemzemin”de yolu bir istasyonda buluşan insanların kader ve kederlerini anlatıyor.

Abone Ol Google News
Suavi Kemal Yazgıç Yeni Şafak
Hemzemin’de buluşanlar
Yasemin Karahüseyin'in "Hem Zemin" adlı kitabı yayınlandı.

Bir istasyon peronundayız. Arıkovanı gibidir burası. Trene binmek isteyenler, trene binmek isteyenleri uğurlayanlar, gelen yolcular, gelen yolcuları karşılayanlar, istasyonda çalışanlar, bilet almaya gelenler… Yasemin Karahüseyin, yeni romanı Hemzemin’de işte bu zeminde yani bir istasyon peronunda bir arada bulunan insanları anlatıyor. Nazım Hikmet’in “Memleketimden İnsan Manzaraları” da Haydarpaşa Garı’nın merdivenlerinde başlar. O merdivenlerden anlatılan insanlardan bir memleket panoraması çizilir şiirde. Hemzemin’in hangi istasyonu anlattığını bilemiyoruz ama bugünün Türkiyesi’nden insanlarla karşılaşıyoruz roman boyunca.

YİTİRİLMİŞ EVLER

“Hemzemin”de yer alan karakterlerin bir başka ortak yönü ise “ev” kavramıyla kurdukları sorunlu ilişki. Bu ev; ana-babanın kaçılmış evi de olabildiği gibi, eskisi gibi dinleyici bulmayan “musiki” de olabiliyor. Kimi zaman da bir masal oluyor bütün anlatılan. Her halükârda Yasemin Karahüseyin için “anlatış” “anlatılanın” önüne geçiyor. Anlatılanlar bazen iri kıyım bir karakter aracılığıyla bazen de perondaki büyük saatle birbirine bağlanırken daha doğrusu iç içe geçerken treni bekleyen karakterlerin her biri ayrı ayrı geçmişleriyle hesaplaşıyor ama bu hesaplaşma bir şekilde tıpkı hayatta olduğu gibi yarım kalıyor. Eğer o hesaplaşmalar tamamlansaydı belki de roman bu kadar güzel ve etkileyici olmayacaktı ve karakterlerin kaderleri de bu denli iç içe geçmeyecekti.

Her bölüm başka bir insan daha doğrusu başka bir kader üzerinde ilerliyor. Yasemin Karahüseyin, anlattığı her kişiyi kendi atmosferi hatta kendi diliyle anlatıyor. Ancak bütün bu farklılıklar istasyon peronunda ve o kocaman saatin altında farklı nehirlerin kavuştuğu bir deniz gibi bir araya geliyor. Yazarın önceki kitapları olan Ademin Kanadı ve Zan için söyleyebileceğim cümleler Hemzemin için de geçerli. “Olay”ın değil “oluş”un hikâyesi anlatılıyor bu kitapta. Dokunduğu, temas ettiği meselelerden çok dokusuyla, kumaşıyla kendini okutan, anlaşılmaktan ziyade hissettiren bir romanla karşı karşıyayız.

Nitekim Yasemin Karahüseyin de kendisiyle yapılan bir röportajda, hangi sebeple yazdığını anlatırken kendi poetikasına dair de esaslı ipuçları veriyor. “İnsanı keşfetmekten daha muazzam olanı insanı keşfetmeye çalışmak. İnsan kendiyle, çevreyle, eşyayla sarmalanmış bir bohça. Bohçanın katlarını açtıkça başka bir bohça karşılıyor bizi. Her motif başka bir derinliğe indiriyor. Şaşırıyoruz. İnsanın içindeki renk cümbüşüne ya da renksizliğe. İnsan kendini yalnızca kendiyle tanımaz. Başkalarına ihtiyacımız var. Levin Tolstoy’a, Tolstoy Levinler’e, Samsa Kafka’ya, Kafka Samsa’lara, Raci Aynalı Baba’ya, Aynalı Baba Raci’lere, birbirlerine keski oldu. Roman, yansımalar içinde görüntünün aslını arama çabası gibi geliyor bana.” Platon’un mağara istiaresine açık göndermeler taşıyan bu poetika, sadece edebiyata değil hayata dair de tercihler içeren bir öze sahip. Her samimi poetika, bir yanıyla yazarın hayat haritasından da paftalar içerir.

ROMANIN BAŞKARAKTERİ: KADER

Peki, bunca farklılığı bir araya getiren tek şey ortak bir mekânda bir arada bulunmuş olmaları mı? Hayır elbette. Ortak payda bundan ibaret olsaydı bir romandan bahsetmemiz bir zorlama yargıdan ibaret kalırdı. Daha önce Ademin kanadı için “Dilin bir başka anlamı olan “gönül”ü kitabın başkarakteri olarak görmek mümkün bu kitapta.” demiştim. Hemzemin’in başkarakteri ise “kader”. Yasemin Karahüseyin bir muammalar yumağı olan kaderi bir kavram olarak değil bir tecrübe olarak anlatıyor. Romanın karakterleri aynanın önüne geliyorlar biz bir süreliğine onları görüyoruz ve bir anda aynada onları değil kaderlerini görmeye başlıyoruz. Dolaysıyla kaderi zihinsel bir kategori olarak değil hayat memat meselesi olarak hissediyoruz. Adeta kitabın okuru değil şahidi oluyoruz diyebilirim.

Farklı farklı kaderlerin aka aka buluştuğu bu zemin aynı zamanda da ortak bir neticeye “şiddetle” bağlanıyor. Detayları vererek okuyacak insanların o şiddetle karşılaşmalarında yaşayacakları tecrübeyi hafifletmek istemem. Bu yüzden de ortak paydayı ima ederek geçmek zorundayım. Sadece şunu söylemekte beis görmüyorum. İnsan olmanın ne menem bir yük olduğunu hissettirebilen roman sayısı öyle çok fazla değil. Bu sebeple de Hemzemin azın azında yer alan kitaplar arasında yer alıyor.

Umulur ki başka başka yazarlar da yazdıklarını kâğıt üzerindeki cümleler yığını olmaktan çıkarıp kendi “hayat memat” meseleleri içinde bir mesele olarak görerek yazıp daha sahih olanın peşine düşer ve “şapkadan tavşan çıkarmak” mesleği yerini yazarlığa bırakır.

Bu ara mızıldanmayı kısa tutup kitaba dönmekte fayda var. Yasemin Karahüseyin’in bu romanında önceki iki romanında olmadığı kadar farklı karakteri bir arada okuyoruz. Bunda elbette seçilen mekânın büyük bir payı var. Hemzemin’de çok karakterliliğin bir çok sesliliğe yol açtığını, Karahüseyin’in önceki kitaplarında test etmediği bir sahaya yöneldiğini rahatlıkla söyleyebiliriz. Karahüseyin, şimdiye kadar yazdıklarının dışında bir tecrübeye yönelerek risk almış ama ortaya koyduğu romanla da bu riskin hakkını vererek ortaya yepyeni bir roman koymayı başarmış.

Hemzemin, okuru kendi zeminine taşıyan bir roman. Bakalım Yasemin Karahüseyin, bundan sonra bizi hangi zeminlere taşıyacak?

  • KİTABIN ÖZETİ :
  • Hemzemin
  • Yasemin Karahüseyin
  • Şule Yayınları
  • 2017
  • 208 sayfa

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.